Bir çocuğu düşündüğümüzde aklımıza ne gelir?
Yere dağılmış oyuncaklar, renkli kalemler, bitmek bilmeyen sorular, koşarken düşen dizler, kahkahalar ve henüz gerçekleşmemiş hayaller… Çocukluk; merak etmek, keşfetmek, oyun oynamak ve dünyanın güvenle keşfedilebilecek bir yer olduğuna inanabilmektir. Bir çocuğun büyürken ihtiyaç duyduğu en temel şeylerden biri de bu güven duygusudur. Evde, sokakta, arkadaşlarının yanında ve okulda… Çocuğun bulunduğu her yerde kendini güvende hissedebilmesi, dünyayı korkuyla değil merakla keşfedebilmesinin temelini oluşturur.
Çocuğun Dünyasında ‘’Okul’’
Bir çocuk için okul yalnızca sıralardan, duvarlardan oluşan derslerin işlendiği, sınavlara hazırlanılan bir yer değildir. Arkadaşlıkların kurulduğu, oyunların oynandığı, ilk başarıların ve hayal kırıklıklarının yaşandığı; çocuğun ailesinden bağımsız olarak kendi sosyal dünyasını oluşturmaya başladığı bir alandır. Okul, çocuğun evinden ve anne babasının güvenli kollarından sonra ilk kez dünyaya açıldığı, sosyal dünyayla daha yoğun biçimde karşılaştığı “Ben burada güvende miyim?” sorusunun cevabını aradığı yerdir. Tam da bu nedenle son dönemde okullarda ve okul çevrelerinde yaşanan silahlı saldırılar, yalnızca olayın doğrudan içinde bulunanları değil, çocukların okula dair sahip olduğu güven duygusunu da düşünmemizi gerektiriyor. Çünkü bir çocuğun okul kapısından içeri girerken hissetmesi gereken duygu korku değil, aitlik ve güvendir. Okul; çocuğun tehlikeyi hesapladığı değil, dünyayı keşfettiği bir yer olmalıdır.
Güven Sarsıldığında Çocuğun Dünyasında Ne Olur?
Bir çocuk dünyayı keşfetmeye başlamadan önce, o dünyanın içinde güvende olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyar. Güven; korktuğunda yanında birinin olduğunu, ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebileceğini ve bulunduğu ortamda kendini rahatça var edebileceğini bilmektir. Bu duyguyla birlikte çocuk çevresine karşı merak geliştirir. Soru sorar, oyun oynar, arkadaşlık kurar, hata yapmaktan korkmadan dener ve öğrenir. Çünkü zihninin önemli bir kısmı kendisini korumaya değil, dünyayı anlamaya ayırabilir. Ancak güven duygusu sarsıldığında çocuğun dünyayla kurduğu ilişki de değişebilir. Tehdit algısı arttığında çocuk daha kolay kaygılanabilir, çevresindeki değişikliklere karşı daha hassas hale gelebilir ve sürekli bir şey olacakmış gibi tetikte hissedebilir. Bu durum yalnızca duygularına değil, dikkatine, öğrenmesine, oyununa ve sosyal ilişkilerine de yansıyabilir.
Okullarda Yaşanan Saldırılar Bize Neyi Düşündürüyor?
Son dönemde okullarda ve okul çevrelerinde yaşanan silahlı saldırılar da çocukların güven duygusu üzerine yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Çünkü bir çocuğun doğrudan olayın içinde bulunması gerekmeksizin, yaşananları haberlerden, sosyal medyadan ya da yetişkinlerin konuşmalarından duyması bile onun zihninde çeşitli sorular oluşturabilir: “Okul gerçekten güvenli mi?”, “Bana da bir şey olur mu?”, “Annem ve babam beni koruyabilir mi?” Bu soruların çocuk üzerindeki etkisi ise her zaman aynı şekilde ortaya çıkmaz. Çocuklar yaşadıkları duyguları her zaman kelimelerle ifade edemez. Özellikle yoğun duygular söz konusu olduğunda, anlatamadıkları şeyler davranışlarına yansıyabilir. Korku bazen huzursuzluk, öfke, içe kapanma, okula gitmekten kaçınma ya da çevresine karşı daha hassas tepkiler verme şeklinde ortaya çıkabilir. Dikkat dağınıklığı, uyku düzenindeki değişiklikler veya daha önce görülmeyen davranışlar dikkat çekebilir. Bazı çocuklarda ise korku; öfke, içe kapanma, ağlama, uyku problemleri veya daha önce bıraktıkları bazı davranışların yeniden ortaya çıkması şeklinde görülebilir. Bazı çocuklar ise günlük yaşamlarına devam ediyor gibi görünse de yaşananları kendi içlerinde anlamlandırmaya çalışabilir. Bu nedenle çocuğun verdiği tepkiyi yalnızca dışarıdan görünen davranışları kısmından değerlendirmek yeterli değildir. Çocukların duyguları davranışları üzerinden okunabilir. Bu nedenle çocuğun davranışını yalnızca “sorunlu” ya da “uyumsuz” olarak değerlendirmek, “Neden böyle yapıyorsun? Bir şey yok!” demek yerine, o davranışın ne anlatmaya çalıştığına bakmak gerekir. Çünkü çocuk henüz “Kendimi güvende hissetmiyorum.” diyemediğinde, bunu davranışlarıyla anlatıyor olabilir. Bazen bir çocuğun davranışı, kelimelere dökemediği duyguların dili olur.
Güvenli Bir Çocukluk İçin Okul ve Aile Ne Yapabilir?
Çocuğun kendini güvende hissedebilmesi yalnızca okulun ya da yalnızca ailenin sorumluluğunda değildir. Çocuğun günlük yaşamında birbirini tamamlayan bu iki alan, onun duygusal güvenliğinin desteklenmesinde birlikte rol oynar. Okullarda önleyici yaklaşımın yalnızca kriz anlarında devreye girmesi yerine, çocukların yaşadığı güçlüklerin erken fark edilmesine odaklanılması gerekir. Öğretmenlerin davranış değişikliklerini gözlemleyebilmesi, akran zorbalığı ve dışlanma gibi durumların erken fark edilmesi, çocukların duygularını ifade edebilecekleri güvenli alanların oluşturulması ve okul psikolojik danışmanlıklara erişimin desteklenmesi bu sürecin önemli parçalarıdır. Çocuklara öfke ve çatışma karşısında şiddet yerine iletişim kurma, problem çözme, duygu düzenleme ve yardım isteme becerilerinin kazandırılması da saldırgan davranışların önlenmesine katkı sağlayabilir. Evde kurulan iletişim de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Ebeveynlerin çocuğun davranışlarını hemen cezalandırmak ya da bastırmak yerine, davranışın arkasındaki duyguyu anlamaya çalışması önemlidir. Çocuğun korkularını küçümsememek, sorularını yaşına uygun ve sakin bir dille yanıtlamak, şiddet içeren görüntülere ve haberlere maruz kalmasını sınırlamak ve günlük rutinlerini mümkün olduğunca korumak, çocuğun yaşananları daha güvenli bir çerçevede anlamlandırmasına yardımcı olabilir. Bunun yanında ebeveynin çocuğun hayatındaki rolü yalnızca söyledikleriyle sınırlı değildir. Ebeveyn, aynı zamanda çocuğun ilk rol modellerinden biridir. Çocuk öfkeyle karşılaştığında yetişkinlerin nasıl tepki verdiğini, bir anlaşmazlığın nasıl çözüldüğünü, başkalarına nasıl davranıldığını ve duyguların nasıl ifade edildiğini gözlemleyerek öğrenir. Nitekim İbn-i Haldun’un yüzyıllar öncesinden dile getirdiği, “Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira zaten size benzeyeceklerdir. Kendinizi terbiye edin yeter.” sözü, ebeveynin bu aynalık ve rol model olma rolünü en yalın haliyle özetlemektedir.
SONUÇ
Okul saldırıları, tek bir nedene bağlanamayacak kadar çok katmanlı bir sorundur. Bu nedenle çözüm de yalnızca olay gerçekleştiğinde müdahale etmekten değil; aileyi, okulu ve toplumu kapsayan bütüncül bir yaklaşım geliştirmekten geçer. Sağlıklı bir toplum da ancak güvenli bağlar kurabilen bireylerle oluşturulabilir. Garry Landreth’in de ifade ettiği gibi: “Kuşlar uçar, balıklar yüzer, çocuklar oyun oynar.” Çocukların elinde oyuncakların, zihinlerinde hayallerin olduğu bir dünya bırakabilmek dileğiyle…
Kaynakça
- Landreth, G. L. (2019). Oyun terapisi: İlişki sanatı (İ. Akduman, Çev.). Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal eserin yayın tarihi 2012).


