Çocuğunuzu Hayata mı Hazırlıyorsunuz, Yoksa Hayattan mı Koruyorsunuz?
Özgüven, çocuğun hiç düşmemesinde değil, düştüğünde yeniden ayağa kalkabileceğini öğrenmesinde saklıdır.
Bir çocuk parkta düşer. Dizleri acır, gözleri dolar ve annesine bakar. Annesi hemen koşup onu kaldırabilir ya da yanına çömelerek, “Canın acıdı mı? Biraz dinlenelim, sonra ne yapmak istediğine birlikte bakalım,” diyebilir.
İki ebeveyn de çocuğunu sever. İkisi de onun üzülmesini istemez. Ancak aralarındaki küçük gibi görünen bu fark, çocuğun kendisine ve dünyaya ilişkin algısını şekillendirebilir.
Çocuk, yaşadığı olaylar kadar bu olaylar karşısında kendisine nasıl yaklaşıldığından da öğrenir. Zamanla şu soruların yanıtlarını oluşturur: Zorluklarla baş edebilir miyim? Hata yaptığımda yeniden deneyebilir miyim? Yoksa her şeyin yolunda gitmesi için bir başkasına mı ihtiyacım var?
Özgüvenin temellerinden biri, çocuğun kendi gücünü keşfetmesine izin verilen bu küçük deneyimlerde atılır.
Sevginin Kontrole Dönüştüğü Yer
Helikopter ebeveynlik, çocuğun yaşamını aşırı yakından takip etmek, karşılaşabileceği sorunları önceden ortadan kaldırmaya çalışmak ve kendi başına çözebileceği durumlara gereğinden fazla müdahale etmekle ilişkilidir.
Çocuğun yerine konuşmak, arkadaşlarıyla yaşadığı anlaşmazlıkları hemen çözmek veya üzülmesin diye her isteğini yerine getirmek sevgiyle yapılabilir. Ancak sevgiyle yapılan her müdahale, gelişimi desteklemeyebilir.
Sorun, çocuğu korumak değil; kendi becerilerini geliştirebileceği deneyimlerden uzak tutmaktır. Çünkü çocuk, her zorluktan kaçırıldığında değil, zorluklarla baş edebildiğini deneyimlediğinde güçlenir.
Duygularını Düzenleyen Çocuklar Nasıl Yetişir?
Daniel J. Siegel ve Tina Payne Bryson’ın Bütün Beyinli Çocuk yaklaşımı, çocuğun duygusal dünyasıyla düşünme ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiye dikkat çeker.
Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar, yoğun duygularını düzenlemek ve dürtülerini kontrol etmek konusunda yetişkin desteğine ihtiyaç duyar. Burada önemli olan, çocuğun yaşadığı sorunu onun yerine çözmek değil, çözüm geliştirmeyi öğrenmesine rehberlik etmektir.
Örneğin, oyuncağı elinden alınan bir çocuğa hemen başka bir oyuncak vermek yerine, “Oyuncağını aldığı için kızdığını görüyorum. Ona ne söyleyebilirsin, birlikte düşünelim,” demek farklı bir öğrenme fırsatı yaratır.
İlk yaklaşımda sorun ortadan kaldırılır; ikincisinde çocuk duygusunu tanımayı, ihtiyacını ifade etmeyi ve çözüm aramayı öğrenir.
Özgüven, çocuğun her şeyi başaracağına inanması değil, başaramadığında da yeniden deneyebileceğini bilmesidir.
Hayal Kırıklığı, Özgüvenin Düşmanı Değildir
Çocuğunun üzülmesine tanıklık etmek ebeveyn için zor olabilir. Ancak her olumsuz duyguyu ortadan kaldırmaya çalışmak, çocuğun hayal kırıklığıyla baş etme becerisini geliştirmesini zorlaştırabilir.
Bir oyunda kaybetmek, arkadaşından istediği yanıtı alamamak veya yaptığı bir resmin beklentisini karşılamaması, çocuğun sabretmeyi ve yeniden denemeyi öğrenebileceği deneyimlerdir.
Elbette amaç, çocuğu zorluklarla baş başa bırakmak değildir. Onun duygusunu küçümsemeden kabul etmek ve gerektiğinde destek sunmak önemlidir.
“Bu kadar küçük bir şey için ağlanır mı?” demek yerine, “Kaybettiğin için üzgünsün. Üzülmen anlaşılır. İstersen biraz dinlenip yeniden deneyebiliriz,” demek, çocuğa duygularının kabul edildiğini hissettirir.
Duygusal dayanıklılık, hiç sarsılmamak değil; sarsıldığında yeniden denge bulabilmektir.
Bağımsızlık, Sınırları da Öğrenmektir
Bağımsızlık yalnızca kendi işini yapabilmek değildir. Çocuğun ihtiyaçlarını ifade edebilmesi, istemediği durumlarda kendisini savunabilmesi ve başkalarının sınırlarına saygı göstermesi de bu gelişimin parçasıdır.
Çocuğun her isteğini kabul etmek, sağlıklı sınırlar koymak anlamına gelmez. Çocuğun görüşlerini dinlemek, bedensel sınırlarını önemsemek ve aynı zamanda tutarlı kurallar uygulamak gerekir.
Örneğin, sarılmak istemeyen bir çocuğa “Sarılmak istemiyorsan el sallayarak da vedalaşabilirsin,” demek, kendi sınırlarını koruyabileceğini öğretir.
Gerçek özgürlük, sınırların olmadığı bir dünyada değil, sınırların içinde kendine ait bir alan bulabildiğinde gelişir.
Çocuğunuzun Kanatlarını Siz Taşımayın
Ebeveynler çocuklarına yaşlarına uygun sorumluluklar verebilir, kendi kararlarını almalarını destekleyebilir ve sorunlar karşısında hemen çözüm sunmak yerine “Sence ne yapabiliriz?” diye sorabilir. Böylece çocuk, yalnızca bir sorunu çözmeyi değil, kendi yeterliliğine güvenmeyi de öğrenir.
Her çocuk farklı bir hızda gelişir. Bazıları daha fazla desteğe, bazıları ise daha fazla deneme fırsatına ihtiyaç duyar. Önemli olan, desteği çocuğun ihtiyaçlarına göre sunmak ve becerileri geliştikçe ona daha fazla alan açmaktır.
Bir gün çocuğunuz bir sınavda başarısız olacak, bir arkadaşıyla anlaşmazlık yaşayacak veya hayatın beklenmedik bir güçlüğüyle karşılaşacak. Her zaman yanında olamayacak, her sorunu önceden göremeyeceksiniz.
Ancak ona daha kalıcı bir şey kazandırabilirsiniz: Kendi duygularını anlamayı, yardım istemeyi, çözüm aramayı ve yeniden denemeyi öğrenebileceği güvenli bir ilişki.
Çünkü iyi ebeveynlik, çocuğun hayatındaki bütün engelleri kaldırmak değil; o engellerle karşılaştığında kendi yolunu bulabileceğine inanmasını sağlamaktır.
Unutmayalım ki çocuklar, kendilerine duyulan güveni zamanla daha da içselleştirir. Onlara tanıdığımız her küçük fırsat, kendi kararlarını verebilen, sorumluluk alabilen ve yaşamın belirsizlikleriyle baş edebilen bireyler olmalarına katkı sağlar.



