Perşembe, Ekim 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Reddedilmek: Çabamızın En Büyük Kanıtı

Reddedilmek çoğumuz tarafından kötü algılanır. Kişilerarası, mesleki ya da akademik boyutta birçok farklı şekilde tecrübe edebiliriz. Kimi için felaket, kimi için kötü bir tecrübe olarak görülür. Ancak madalyonun bir yüzü daha var: Reddedilebilmiş olmanın getirdiği cesaret. Kulağa ilk bakışta saçma gelebilse de gelin bu durumu beraber inceleyelim.

Sosyal medyada bir kişinin anısına denk gelmiştim: Küçüklüğünde babasının kendisine ve kardeşine “Bu hafta kaç kere reddedildin?” diye soru sorduğunu ve en az bir kere reddedilmiş olmalarını istediğini anlatmış kullanıcı. Bu durum ilk incelendiğinde tuhaf gelse de kullanıcı bunun kardeşinin ve kendisinin reddedilmek amacıyla birçok şey denemesine yol açtığını belirtmiş; reddedilmenin üzerindeki negatif havayı kaldırdığını anlatmış. Bu hikâyeden yola çıkıldığında reddedilmenin içeriğinde “denemiş olmak” olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Baba çocuklarının reddedilmek kavramını denemiş olmak ile birleştirmiş; çocukların reddedilme algısı da buna göre şekillenmiş.

Reddedilmenin kişide olumsuz bir hissiyat oluşturması elbette kaçınılmaz bir durum ancak bu olumsuz hissiyatın süresini ve etki boyutunu bakış açımızı biraz daha genişleterek kontrol edebiliriz. Reddedilmek başımıza gelen bir felaketten ziyade denemiş olmanın doğal bir sonucu aslında. Ret sayısının artması kendi becerilerimizden ziyade ne kadar denemiş olduğumuz ile ilgilidir. Denemiş olmak çok değerlidir. Çünkü çabayı içerir.

“Ben olmuş bir şey değilim. Olmakta olan bir şeyim. Gördüğün şey, olmak için çabaladığım şey değil. Ben çabamın kendisiyim.” Bu cümle Eren Boz adlı bir çizere ait. Bu hayata çok güzel bir bakış açısı. Reddedilmek denemiş olmayı içerir. Denemek çabayı içerir. Ret yemek kötü olsa da olduğumuz kişiyi oluştururken verdiğimiz çabanın bir parçası.

Belki de bu fazla pozitif bir bakış açısı gibi hissettirebilir. Ancak hayat da biraz baktığımız yerden şekilleniyor. Reddedilmiş olmak yaşanmış ve bitmiş bir durum. Onu nasıl ele aldığınız yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmese de ileride tecrübe edeceklerinizdeki davranışlarınızı şekillendirebilir. Peki ya reddedilme korkusu? Ya reddedilme geçmişte kalan bir tecrübe değil de bir ihtimal ise? Eğer baştaki hikâyeye dönecek olursak reddedilmedeki negatif algı ve felaketten ziyade çaba göstermenin doğal bir sonucu olarak algılanmasının kişideki bu kaygıyı yatıştırabileceğini hatta algının çocuk yaşta bu şekilde oluşturulabileceğini görebiliriz.

Reddedilme ile ilgili kaygıdan başka bir kavram olarak “Reddedilme Duyarlılığı” kavramını inceleyebiliriz. Reddedilme Duyarlılığı reddedilmedeki yıkımın daha şiddetli hissedilmesi ile beraber norm çerçevesinde reddedilme olarak algılanmayacak durumların dahi ret olarak algılanması şeklinde seyreder. Downey & Feldman’ın (1996) araştırmasındaki reddedilme duyarlılığı modelinde bu durum şu adımlarla açıklanmış: Reddedilmeyi bekleme, reddedilmeyi kolaylıkla algılama ve reddedilmeye yoğun tepki verme. Dolayısıyla yüksek reddedilme duyarlılığına sahip kişiler, nötr veya anlamı belirsiz sosyal davranışları dahi reddedilme göstergesi olarak değerlendirebilmekte; bunun sonucunda kaygı, geri çekilme, öfke veya kişilerarası çatışma gibi tepkiler gösterebilmektedirler. Reddedilme duyarlılığına yönelik çalışmalarda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), mindfulness temelli yaklaşımlar ve duygu düzenleme odaklı müdahalelerin yararlı olabildiğine ilişkin bulgular bulunmaktadır (Downey & Feldman, 1996; Joss et al., 2020; Ghonchehpour et al., 2023; Minihan et al., 2023).

Reddedilme kavramını genel olarak incelediğimizde durumun birçok açıdan reddedilmeye yönelik algı ile şekillendiğini görebiliriz. Bu algı bazen kendi başımıza değiştirebileceğimiz bir algı iken bazı şartlarda destek almamız gerekebilir. Ama iki noktada da unutmamamız gereken durum çok net: Reddedilmiş olmak çoğunlukla çaba içerir ve çaba göstermiş olmak her zaman çok değerlidir.

Kaynakça

  • Downey, G., & Feldman, S. I. (1996). Implications of rejection sensitivity for intimate relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 70(6), 1327–1343.
  • Joss, D., Lazar, S. W., & Teicher, M. H. (2020). Nonattachment predicts empathy, rejection sensitivity, and symptom reduction after a mindfulness-based intervention among young adults with a history of childhood maltreatment. Mindfulness, 11, 975–990.
  • Ghonchehpour, A., et al. (2023). The effect of mindfulness-based stress reduction on rejection sensitivity and resilience in patients with thalassemia: A randomized controlled trial. BMC Psychiatry, 23, 281.
  • Minihan, S., Kwok, C., & Schweizer, S. (2023). Social rejection sensitivity and its role in adolescent
Arzu Şahin
Arzu Şahin
Arzu Şahin, çocuklarla çalışan bir psikolog olarak psikoterapi ve akademik çalışmalar alanında kendini geliştirmeyi hedeflemektedir. Lisans eğitimini psikoloji üzerine tamamlayan Şahin, özellikle nöroçeşitlilik ve travma üzerine çalışmayı amaçlamakta; Sosyal Beceri Çocuk Eğitimi (SOBECE), Attentioner ve WISC-4 gibi gibi çocuk merkezli eğitimler almıştır. İlerleyen süreçte, Çocuklarda Travma Psikolojisi ve Nöroçeşitli Çocuklar üzerine uzmanlaşmak istemektedir. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi’nde bildiriler yayımlayan Şahin, aynı zamanda çeşitli dergi ve dijital mecralarda psikoloji ve farklı konularda yazılar kaleme almaktadır. Psikoloji alanında kendini geliştirirken bu birikimini insanlara yardım etmek için kullanmayı hedefleyen yazar, hayatın içinden gelen düşünceleri psikolojik bakış açısıyla yorumlayarak yazmaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar