Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Bir Kapının Açıklığı: Söylediğimiz Şey, Anlaşılan Şey midir?

6 dk.okuma süresi
Bir Kapının Açıklığı: Söylediğimiz Şey, Anlaşılan Şey midir?

Bir Kapının Açıklığı: Söylediğimiz Şey, Anlaşılan Şey midir?

Günlük yaşamda çoğu zaman oldukça basit ve açık olduğunu düşündüğümüz ifadeler kullanırız. Karşımızdaki kişinin de bu ifadeleri bizim kastettiğimiz biçimde anlayacağını varsayarız. Oysa iletişim, yalnızca sözcüklerin aktarılmasından ibaret değildir. Söylenen mesajın nasıl yorumlandığı, hangi anlamın çıkarıldığı ve kişinin bu doğrultuda nasıl davrandığı da iletişim sürecinin bir parçasıdır.

Bu durumu bir süredir çalıştığım kurumda dikkatimi çeken küçük bir gözlem üzerinden düşünmeye başladım.

Öğrencilerle bireysel görüşmelerimi tamamladıktan sonra odadan çıkarken kapının açık bırakılmasını istiyorum. Buradaki amacım, başka bir öğrencinin görüşme olmadığı zamanlarda kapıyı çalmak zorunda kalmadan içeri girebilmesi. Ancak zamanla öğrencilerin kapıyı birbirinden farklı biçimlerde bıraktıklarını fark ettim. Bazıları kapıyı sonuna kadar açıyor, bazıları yarım açık bırakıyor, bazılarıysa kapıyı biraz çekerek aralık kalmasını sağlıyor.

İlk bakışta oldukça önemsiz görünen bu farklılık, benim için bir iletişim sorusuna dönüştü: Aynı yönergeyi alan kişiler neden farklı biçimlerde hareket edebiliyor?

Belki de öğrencilerden biri, “Kapıyı açık bırakmam söylendi ama ne kadar açık olması gerektiği söylenmedi.” diye düşünüyor. Bir diğeri için kapının yarım açık olması da açık bırakılması anlamına geliyor. Bir başkası ise kapıyı tamamen açmayı tercih ediyor. Hepsi, kendilerine söylenen ifadeyi kendi anladıkları biçimde yerine getiriyor.

Burada dikkat çekici olan, söylenen ifadenin değişmemesine rağmen davranışın değişmesidir. İşte bunu da şu şekilde yorumlayabiliriz:

İletişimde belirsizlik ve yorumlama; Dil, düşüncelerimizi ve beklentilerimizi aktarmamızı sağlayan temel araçlardan biridir. Ancak kullandığımız ifadeler her zaman tek ve kesin bir anlama sahip değildir. Özellikle sınırları belirtilmemiş yönergeler, karşı tarafın yorumuna açık hâle gelebilir. Aynı “kapıyı açık bırak” yönergesi gibi.

İletişim araştırmalarında mesajın nasıl kodlandığı ve alıcı tarafından nasıl çözümlendiği üzerinde durulur. Konuşan kişinin aktarmak istediği anlam ile dinleyicinin çıkardığı anlam her zaman örtüşmeyebilir. Çünkü dinleyici mesajı yalnızca sözcüklerin sözlük anlamıyla değerlendirmez; bağlamı, önceki deneyimleri, beklentileri ve mevcut koşulları da dikkate alır.

Kapı örneğinde de “kapıyı açık bırak” ifadesi belirli bir davranışı tarif etse de bu davranışın nasıl gerçekleştirileceğini bütünüyle açıklamaz. Dolayısıyla ortaya çıkan farklılık, mutlaka dikkatsizlikten veya isteksizlikten kaynaklanmaz. Bazen yönergenin kendisi birden fazla uygulamaya izin verir.

Bu nedenle iletişimde yaşanan her farklılığı yanlış anlama olarak değerlendirmek de doğru değildir. Kimi zaman sorun, kişinin söyleneni anlamamasından değil, söylenenin birden fazla biçimde anlaşılabilmesinden kaynaklanır.

Kendi yorumumuzu ne kadar fark ediyoruz?

Bu gözlemin benim açımdan bir başka tarafı daha vardı. Ben kapının yarım açık bırakılmasından hoşlanmıyorum. Bir kapı ya tamamen açık olmalı ya da kapalı. Kendi bakış açıma göre kapının tam açık olması müsaitim anlamı verirken, yarım açık olması bir düzensizlik ve arada kalmış hissi uyandırıyor. Dolayısıyla yarım bırakan bir öğrenci olduğunda ya gidip tam açıyor ya da kapıyı kapatıyordum.

Fakat burada da kendime şu soruyu sordum: Benim için açık kapının anlamı neden sonuna kadar açılmış olmasıydı? Öğrencilerin farklı uygulamalarını yadırgamama neden olan şey, onların yönergeyi yanlış anlaması mıydı, yoksa benim kendi beklentimi yönergenin doğal ve tek karşılığı olarak görmem miydi?

Bu soru, iletişimde yalnızca karşı tarafın yorumunu değil, kendi yorumumuzu da sorgulamamız gerektiğini gösteriyor. Çünkü çoğu zaman kendi anlamlandırma biçimimizi fark etmeden ortak ve değişmez bir ölçüt gibi kabul edebiliyoruz.

Söylediğimiz kadar, nasıl anlaşıldığı da önemli:

Kapının ne kadar açık bırakıldığı elbette tek başına büyük bir psikolojik anlam taşımaz. Ancak bu küçük gözlem, gündelik iletişimde sıkça karşılaştığımız bir durumu görünür kılar: Aynı ifadeyi duyan kişiler, o ifadeye aynı anlamı vermek zorunda değildir.

Bu durum özellikle eğitim ortamlarında önem kazanır. Öğrenciye verilen bir görev, yapılan bir açıklama veya aktarılan bir beklenti, öğretmenin zihnindeki karşılığıyla öğrencinin zihninde aynı biçimde yer etmeyebilir. Örneğin “Düzenli çalışmanı istiyorum.” ifadesi öğretmen için her gün belirli saatlerde çalışmayı ifade ederken öğrenci için haftada birkaç gün dersin başına oturmak anlamına gelebilir. İki taraf da aynı ifadeyi kullanıyor olsa bile beklentileri birbirinden farklı olabilir.

Bu nedenle etkili iletişim yalnızca mesajı iletmekle tamamlanmaz. Karşı tarafın ne anladığını kontrol etmek, gerektiğinde ifadeyi somutlaştırmak ve beklentileri açık hâle getirmek de gerekir.

Belki de iletişimde kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri şudur: Ben ne söyledim değil, karşımdaki kişi bundan ne anladı?

Çünkü bazen bir kapıyı açık bırakmak bile herkes için aynı şey değildir. Benzer belirsizlikler ilişkilerde de ortaya çıkabilir. Bir kişi, karşısındakinin ne istediğini zamanla öğrendikçe bazı beklentileri daha az açıklamayla anlayabilir. Ancak bu, yakınlığın her durumda aynı anlamı paylaşmayı garanti ettiği anlamına gelmez. İnsanların alışkanlıkları ve yorumları farklı olabilir; bu yüzden beklentiyi gerektiğinde açıkça ifade etmek ve karşı tarafın ne anladığını kontrol etmek önemlidir.

Kapı örneğinde “açık” derken sonuna kadar açılmasını istiyorsam, bunu söylemem iletişimi daha net hâle getirir. Zamanla karşımdaki kişi bu tercihi öğrenebilir; ben de onun yönergeyi nasıl yorumladığını fark edebilirim. Böylece iletişim, yalnızca bir talimat vermekten çıkıp karşılıklı öğrenme sürecine dönüşür.

Bu küçük gözlem, ilişkilerde anlaşılmanın yalnızca birbirini iyi tanımaya değil, beklentileri açıkça ifade etmeye ve karşı tarafın yorumunu dinlemeye de bağlı olduğunu hatırlatıyor. Bazen kapıyı nasıl bırakacağımızı söylemek, bazen de karşımızdakinin neden farklı bıraktığını sormak gerekir. Ve bu fark edilen gözlem sadece bir kapının açıklığını değil, algıda anlamlandırmada, yorumlamada farklılıklar olabileceğini göstermektedir. Ve sevgili okurlarım, unutmayın; kendi kapınızın ne kadar açık kalacağına siz karar verirsiniz. Anlamlandırmadaki farklılıklar bu sınırı değiştirse de net ve anlaşılır sınırlar o kapının açıklığında önem taşıyan unsurdur.

Derya Göktepe Derya Göktepe
Derya Göktepe, 22 Haziran 2004 doğumludur. Trakya Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden 2026 yılında mezun olmuştur. Eğitim hayatı boyunca insan davranışlarını anlama, bireylerin psikolojik ve akademik gelişimlerini destekleme alanlarına ilgi duymuş; mesleki gelişimini akademik bilgi ve uygulama deneyimleriyle desteklemeye önem vermiştir. Üniversite eğitimi süresince Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölüm Topluluğu’nda üç yıl boyunca başkan yardımcılığı görevini yürütmüş, bu süreçte etkinlik planlama, organizasyon, ekip koordinasyonu ve sorumluluk alma konularında deneyim kazanmıştır. Ayrıca üniversite bünyesindeki çeşitli öğrenci topluluklarında ve mesleki etkinliklerde aktif görev alarak iletişim ve iş birliği becerilerini geliştirmiştir. Lisans eğitimi sırasında gerçekleştirdiği stajlar aracılığıyla okul rehberlik servislerini ve psikolojik danışmanlık uygulamalarını yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Farklı yaş gruplarındaki öğrencilerle yürüttüğü çalışmalar kapsamında öğrenci tanıma, gözlem, psikoeğitim, sınav kaygısı ve kişisel gelişim konularında deneyim edinmiştir. Mesleki etik ilkelere, gizliliğe ve öğrenci yararını gözeten bir yaklaşıma önem vermektedir. Mezuniyetinin ardından özel bir eğitim kurumunda rehber öğretmen olarak görev almaya başlamıştır. Öğrencilerin akademik gelişimlerini takip etme, çalışma alışkanlıklarını destekleme, sınav süreçlerini yönetmelerine yardımcı olma ve velilerle iş birliği içinde çalışma konularında aktif sorumluluk üstlenmektedir. Öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarını dikkate alan, çağdaş ve öğrenci merkezli bir rehberlik anlayışını benimsemektedir. Küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgi duyan Derya Göktepe, iki farklı enstrüman çalabilmekte ve şarkı söyleyebilmektedir. Müzik, onun için kendini ifade etmenin ve duygusal farkındalığını geliştirmenin önemli bir parçasıdır. Mesleki yaşamında da empati, iletişim ve bireysel farklılıklara saygı ilkelerini ön planda tutmaktadır. Mesleki bilgi ve becerilerini sürekli geliştirmeyi hedefleyen Derya Göktepe, rehberlik ve psikolojik danışmanlık alanında edindiği bilgi ve deneyimleri derinleştirerek öğrencilerin psikolojik iyi oluşlarına ve akademik gelişimlerine katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!