Salı, Eylül 29, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ergen Psikosomatiği: Bedenin Söyleyemediğini Söylemesi

Ergenlik, bedenin hızlı bir şekilde değiştiği kadar duygusal dünyanın da yeniden şekillendiği bir dönemdir. Bir yandan çocukluktan uzaklaşırken diğer yandan henüz tam olarak yetişkinliğe ulaşamamış olmak; aileyle ilişkilerin yeniden düzenlenmesi, akran ilişkilerinin önem kazanması, akademik beklentiler ve kimlik arayışı gibi pek çok değişimi beraberinde getirir. Bazen bütün bu değişimler yalnızca duygusal ya da davranışsal düzeyde değil, bedensel belirtiler aracılığıyla da kendini gösterebilir. Baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı, yorgunluk, baş dönmesi, göğüs ağrısı veya nefes darlığı gibi belirtiler yaşayan bir ergenin yaşadığı fiziksel yakınmalar gerçek değildir demek mümkün değildir. Tam tersine, psikosomatik belirtilerde beden gerçekten bir şey yaşamaktadır. Buradaki önemli soru, bu bedensel deneyimin yalnızca biyolojik süreçlerle mi yoksa psikolojik ve sosyal etkenlerle birlikte mi ortaya çıktığıdır.

“Psikosomatik” kavramı uzun yıllar boyunca yanlış biçimde “her şey kafanda” düşüncesiyle ilişkilendirilebilmiştir. Oysa stres, duygular ve bedensel süreçler arasındaki ilişki çok daha karmaşıktır.

Yoğun stres sırasında organizmanın stres yanıtı aktive olur. Kalp atışının hızlanması, kasların gerilmesi, sindirim sisteminin etkilenmesi veya uyku düzeninin bozulması gibi değişimler ortaya çıkabilir. Bu nedenle psikolojik yaşantılar bedensel deneyimlerle iç içe geçebilir. Özellikle ergenlik döneminde kişi yaşadığı duyguları henüz yetişkinler kadar kolay tanımlamayabilir. “Kaygılıyım” ya da “çok bunaldım” demek yerine “karnım ağrıyor” demek daha mümkün olabilir. Bu durumda beden, henüz söze dökülemeyen bir deneyimin ifade alanlarından biri haline gelebilir.

Duyguları tanımlama ve ifade etme güçlüğü yaşayan bazı ergenlerde bu durum daha da belirginleşebilir. Ergen yaşadığı içsel gerilimin kaynağını fark etmekte zorlanırken, bedensel duyumları çok daha kolay fark edebilir. Dolayısıyla “Neden böyle hissediyorum?” sorusunun yerine “Karnım neden ağrıyor?” sorusu gelebilir. Bu nedenle klinik değerlendirmede yalnızca belirtinin kendisine değil, ergenin kendi duygularını nasıl fark ettiği ve ifade ettiği de dikkate alınmalıdır.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Bir belirtinin psikolojik etkenlerle ilişkili olabileceğini düşünmek, fiziksel nedenlerin göz ardı edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Yeni başlayan, şiddetli, tekrarlayan veya günlük işlevselliği bozan fiziksel belirtiler öncelikle tıbbi olarak değerlendirilmelidir.

Peki ergenlerde neden daha görünür olabilir? Ergenlik, duyguların yoğun yaşanabildiği ancak onları düzenleme ve ifade etme becerilerinin hâlâ gelişmekte olduğu bir dönemdir. Aileyle çatışmalar, arkadaşlık ilişkilerindeki sorunlar, romantik ilişkiler, sınavlar, akademik başarı baskısı, beden algısı, sosyal medya ve akran değerlendirmeleri ergen için önemli stres kaynakları olabilir. Örneğin sınav dönemlerinde sürekli karın ağrısı yaşayan bir ergen düşünelim. Tıbbi değerlendirmelerde belirgin bir neden bulunmadığında, yalnızca “sınav stresinden” deyip geçmek yerine şu soruların sorulması anlamlı olabilir:

Bu ağrı ne zaman ortaya çıkıyor?

Hangi durumlarda azalıyor veya artıyor?

Ergen bu dönemde başka neler yaşıyor?

Ailesinin akademik başarıyla ilgili beklentileri nasıl?

Okulda veya akran ilişkilerinde zorlandığı bir alan var mı?

Duygularını ifade edebileceği güvenli bir alanı bulunuyor mu?

Böylece semptomu ortadan kaldırılması gereken bir “problem” olarak görmek yerine, ergenin yaşam bağlamı içerisinde anlamaya çalışabiliriz. Bazen beden, duyguların ilk durağıdır. Bir ergen “çok üzgünüm” demeyebilir. Bunun yerine sürekli başının ağrıdığını söyleyebilir. “Okula gitmek istemiyorum” demek yerine her sabah mide bulantısı yaşayabilir. “Çok kaygılıyım” demek yerine kalbinin hızlandığını veya nefesinin yetmediğini ifade edebilir. Bu belirtilerin psikolojik bir boyutu olabileceğini düşünmek, onları “uydurulmuş” ya da “gerçek dışı” olarak değerlendirmek anlamına gelmez. Aksine, bedensel deneyimi ciddiye alarak onunla birlikte psikolojik bağlamı da araştırmayı gerektirir. Burada yetişkinlerin verdiği tepki oldukça önemlidir. “Bir şeyin yok”, “abartıyorsun” veya “sınavdan kaçmak için yapıyorsun” gibi ifadeler ergenin kendi bedenine ve yaşantısına duyduğu güveni zedeleyebilir. Bunun yerine “Bunun senin için gerçekten rahatsız edici olduğunu görüyorum. Gel birlikte ne olduğunu anlamaya çalışalım.” demek daha kapsayıcı bir başlangıç olabilir. Aynı şekilde, ergenin her fiziksel belirtisini doğrudan psikolojik bir nedene bağlamak da başka bir uç noktadır. Ergenin yaşantısını ciddiye almak, hem bedensel hem de psikolojik açıklamaları aynı anda değerlendirebilmeyi gerektirir. Bu yaklaşım, “ya bedensel ya psikolojik” ikiliğinin yerine biyopsikososyal bir bakış açısını koyar.

Psikoterapide amaç yalnızca semptomu susturmak değildir. Psikosomatik belirtilerle çalışan bir klinisyenin amacı yalnızca baş ağrısını, mide ağrısını veya başka bir bedensel yakınmayı ortadan kaldırmak değildir. Elbette semptomun azalması önemlidir; ancak semptomun ortaya çıktığı bağlamı anlamak da tedavinin önemli bir parçasıdır.

Ergenin duyguları fark etmesine, adlandırmasına ve düzenlemesine yardımcı olmak; stres kaynaklarını belirlemek; baş etme becerilerini güçlendirmek ve gerektiğinde aileyi sürece dahil etmek müdahalenin önemli bileşenleri arasında olabilir.

Bu süreçte terapötik ilişkinin de ayrı bir önemi vardır. Ergen, bedensel yakınmalarının küçümsenmeyeceğini ve yaşadığı duyguların yargılanmadan konuşulabileceğini hissettiğinde, semptomun ardındaki deneyimleri paylaşmak kolaylaşabilir. “Belirtinin altında ne var?” sorusundan önce, “Bu belirti ergenin hayatında nasıl bir anlam taşıyor?” sorusunu sorabilmek daha işlevsel bir başlangıç sağlayabilir.

Özellikle ergenlerle çalışırken yalnızca “ergenin problemi” üzerine odaklanmak yerine, ergenin içinde bulunduğu ilişkisel ve sosyal çevreyi de değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen ergenin bedeninde görünen belirti, yalnızca bireysel bir güçlükten değil, içinde bulunduğu ilişkilerden ve çevresel koşullardan da beslenebilir.

Psikosomatik belirtileri anlamaya çalışırken belki de en önemli nokta, bedeni ve ruhu birbirinin karşıtı olarak görmemektir. Ergenin yaşadığı baş ağrısı gerçekten baş ağrısıdır. Mide bulantısı gerçekten mide bulantısıdır. Ancak bu belirtilerin ortaya çıkış biçimi, zamanlaması ve hangi koşullarda değiştiği bize ergenin psikolojik dünyası hakkında da ipuçları verebilir. Bu nedenle bazen sorulması gereken soru yalnızca “Neren ağrıyor?” değil, “Bu ağrı hayatının hangi anlarında ortaya çıkıyor?” olabilir.

Çünkü ergenlik döneminde henüz kelimelere dönüşmemiş bazı yaşantılar, kendilerine bedende bir yer bulabilir.

Ve bazen bedeni dinlemek, ergeni dinlemenin ilk adımıdır.

Kaynakça

  • American Psychological Association. (2019, September 5). Identifying signs of stress in your children and teens. https://www.apa.org/topics/stress/children
  • American Psychological Association. (2024, October 22). How to help children and teens manage their stress. https://www.apa.org/topics/children/stress
  • Førde, S., Herner, L. B., Helland, I. B., ve Diseth, T. H. (2022). The biopsychosocial model in paediatric clinical practice – An interdisciplinary approach to somatic symptom disorders. Acta Paediatrica, 111(11), 2115–2124. https://doi.org/10.1111/apa.16517
  • Kreipe, R. E. (2006). The biopsychosocial approach to adolescents with somatoform disorders. Adolescent Medicine Clinics, 17(1), 1–24. https://doi.org/10.1016/j.admecli.2005.11.003
Doğa Öykü Katrancıoğlu
Doğa Öykü Katrancıoğlu
Doğa Öykü Katrancıoğlu, Hacettepe Üniversitesi’nde Psikoloji bölümünden yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olmuştur. Şu anda Medipol Üniversitesi'nde Klinik Psikoloji yüksek lisansını yapmaktadır. Lisans hayatı boyunca çeşitli derneklerde, adalet bakanlığında, ODTÜ’de ve özel kliniklerde yetişkin, ergen ve çocuk alanında stajlar yapmıştır. Psikanaliz, kabul kararlılık terapisi (ACT), toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sanat terapisi alanlarında özel ilgi duymakta ve eğitimler almaktadır. Aynı zamanda çeşitli dernekler, topluluklar, bloglar ve benzeri yapılarda gönüllü faaliyetlerde bulunmuştur. Lisansının başından beri farklı dergilerde ve dijital mecralarda psikoloji alanında özellikle psikanaliz ve algı konularında yazılar kaleme almaktadır. Aynı zamanda ortaokul öğrencilerine yönelik metinler kaleme almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar