Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Ekranın Ötesindeki Şiddet: Ergen Zihni, Dijital Dünya ve Okul Saldırılarının Psikolojisi

9 dk.okuma süresi
Ekranın Ötesindeki Şiddet: Ergen Zihni, Dijital Dünya ve Okul Saldırılarının Psikolojisi

Bir saldırının psikolojisini anlamak, onu haklı çıkarmak değil; bir sonraki saldırıyı önleyebilmek için görünmeyeni fark etmektir. Bir okul saldırısının ardından hepimizin zihninde aynı soru beliriyor: Bir çocuk, şiddeti bir çözüm olarak görmeye nasıl başlıyor? Belki de bu sorunun yanıtı yalnızca saldırının gerçekleştiği anda değil; uzun süre boyunca biriken öfkede, görünmeyen yalnızlıkta ve saatlerce maruz kalınan dijital dünyanın içinde aranmalıdır. Çünkü bugün ergenler yalnızca okul koridorlarında değil, ekranların içinde de büyüyor; öfkenin, şiddetin, intikamın ve aidiyet arayışının milyonlarca kez yeniden üretilebildiği bir dünyada.

Ergenlikte Aidiyet ve Kimlik Arayışı

Ergenlik, kimliğini belirlemeye çalıştığı ve toplumda kendini nerede konumlandıracağına karar vermeye çalıştığı kritik bir gelişim dönemidir. Bu süreçte akranlar tarafından kabul görmek, değerli hissetmek ve bir gruba ait olmak önemli psikolojik ihtiyaçlar hâline gelir. Dışlanma, reddedilme ve aşağılanma gibi deneyimler ise bazı ergenlerin kendilik algısını olumsuz etkileyebilir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Dışlanmak veya yalnızlık yaşamak, tek başına şiddete yönelmenin nedeni değildir. Aynı durumlar altında farklı gençler çok çeşitli tepkiler gösterebilir. Bireysel özellikler, aile ilişkileri, sosyal destek kaynakları ve duygusal düzenleme becerileri bu farklılıklarda rol oynar.

Steinberg’in (2008) ergenlik dönemindeki risk alma davranışlarını ele alan çalışması, sosyal çevrenin ve akran etkisinin karar verme süreçleri üzerindeki önemini ortaya koymaktadır. Ergenler, özellikle sosyal kabulün önemli olduğu durumlarda çevrelerinden daha fazla etkilenebilirler. Bu nedenle şiddeti anlamaya çalışırken yalnızca bireyin davranışlarına değil, bireysel özelliklerine ve içinde bulunduğu sosyal çevreye de bakmak gerekir.

Bir gencin öfkesini nasıl ifade ettiği, reddedilmeyi nasıl yorumladığı ve sorunları çözmek için hangi yöntemlere başvurduğu önemlidir. Bu becerilerin geliştirilmesi, şiddetin önlenmesinde koruyucu bir rol oynayabilir.

Dijital Dünya ve Şiddetin Normalleşmesi

Günümüzde dijital platformlar, ergenlerin yalnızca eğlendiği veya bilgi edindiği alanlar değildir. Aynı zamanda kimliklerini oluşturdukları, ilişkiler kurdukları ve toplumsal davranışları öğrendikleri ortamlardır.

National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine tarafından yayımlanan Social Media and Adolescent Health (2024) raporu, sosyal medyanın gençler üzerinde faydaları olduğu gibi zararının da çok olduğunu vurgulamaktadır. Dijital platformlar sosyal destek ve iletişim fırsatları sunarken zararlı içeriklere, çevrim içi tacize ve gerçekçi olmayan toplumsal beklentilere maruz kalma riskini de beraberinde getirebilir.

Özellikle şiddetin güç, intikamın adalet ve başkalarını aşağılamanın üstünlük olarak sunulduğu içerikler dikkatle değerlendirilmelidir. Bununla birlikte özellikle şunun da altını çizmeliyiz ki şiddet içeren içeriklerle karşılaşmak, her ergenin bu davranışları benimseyeceği anlamına gelmez.

Nitekim Przybylski ve Weinstein’ın (2019) araştırmasında, şiddet içerikli video oyunlarıyla ergenlerin saldırgan davranışları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bu bulgu, dijital oyunların bütün olası etkilerini dışlamasa da okul saldırılarını yalnızca oyunlarla açıklamanın bilimsel açıdan yetersiz olduğunu göstermektedir.

Burada asıl önemli olan, ergenin dijital ortamda neyle karşılaştığı kadar bu içerikleri nasıl yorumladığıdır. Şiddeti sürekli bir sorun çözme yöntemi olarak gören, başkalarına zarar vermeyi haklılaştıran veya nefreti teşvik eden çevrim içi topluluklar, bazı gençlerin düşüncelerini olumsuz yönde etkileyebilir.

Bu nedenle ailelerin ve eğitimcilerin görevi yalnızca ekran süresini sınırlamak değil, çocukların dijital dünyada karşılaştıkları mesajları bilmek ve çocukların bunları doğru yorumlamasını sağlamaktır.

Zorbalık, Dışlanma ve İntikam Düşüncesi

Siber zorbalık, ergenlerin psikolojik iyi oluşunu etkileyebilen önemli sorunlardan biridir. Hakaret içeren mesajlar, aşağılayıcı görüntülerin paylaşılması ve çevrim içi gruplardan dışlanma, gençlerin kendilerini çaresiz veya yalnız hissetmelerine neden olabilir.

Üstelik dijital ortamda yaşanan zorbalık, okul saatleri sona erdiğinde de devam edebilir. Bu durum, bazı gençlerin kendilerini dinlenebilecekleri güvenli bir alan bulmakta zorlanmalarına yol açabilir.

Ancak zorbalığa maruz kalan her genç saldırgan davranışlar göstermez. Bazıları içe kapanabilir, bazıları kaygı yaşayabilir, bazıları ise destekleyici ilişkiler sayesinde yaşadıklarıyla daha sağlıklı biçimde başa çıkabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken, yaşanan olumsuz deneyimlerin nasıl anlamlandırıldığıdır. Bazı durumlarda birey, yaşadığı haksızlığı belirli kişilere yönelik düşmanlığa dönüştürebilir ve intikamı kendisini yeniden güçlü hissetmenin bir yolu olarak görebilir. Bu, her zorbalık deneyiminin şiddete yol açtığı anlamına gelmez; ancak zorbalığın erken fark edilmesinin ve uygun müdahalelerin önemini gösterir.

Okullar, zorbalık bildirimlerini ciddiye almalı, mağdur öğrenciyi korumalı ve zorbalık davranışını gerçekleştiren öğrenciyle de davranışın sonuçlarını anlamaya yönelik çalışmalar yürütmelidir.

Okul Saldırılarını Tek Bir Nedenle Açıklayabilir miyiz?

Okul saldırılarının ardından dijital oyunlar, aile ilişkileri, ruhsal sorunlar veya zorbalık sıklıkla tartışılır. Ancak bu olayları tek bir nedene bağlamak, sorunun karmaşıklığını gözden kaçırabilir.

Dünya Sağlık Örgütü, gençler arasındaki şiddeti bireysel özelliklerden aile ilişkilerine ve toplumsal koşullara uzanan çok katmanlı bir çerçevede ele almaktadır. Aile içinde şiddete maruz kalma, zayıf sosyal bağlar, olumsuz akran etkileri ve okuldan kopuş gibi etkenler birlikte değerlendirilmelidir.

Okul saldırılarının önlenmesinde önemli yaklaşımlardan biri, öğrencilerin davranışlarındaki kaygı verici değişimleri erken fark etmektir. Belirli kişilere yönelik ciddi tehditler, şiddete ilişkin somut hazırlıklar veya başkalarının güvenliğini tehlikeye atan davranışlar görmezden gelinmemelidir.

Bununla birlikte içine kapanıklık, yalnızlık veya psikolojik destek alma ihtiyacı tek başına şiddet riski göstergesi değildir. Ruhsal sorunları olan gençleri tehlikeli olarak etiketlemek hem bilimsel açıdan yanlıştır hem de damgalanmaya neden olabilir.

Amaç öğrencileri sınıflandırmak değil; somut risk işaretlerini değerlendirmek, ihtiyaç duydukları desteği belirlemek ve gerektiğinde aile, okul yönetimi ve ilgili uzmanlar arasında iş birliği sağlamaktır.

Adolescence Dizisi Bize Ne Anlatıyor?

Netflix’in 2025 yılında yayımlanan Adolescence dizisi, ergenlik dönemindeki şiddeti, akran ilişkilerini ve dijital kültürün gençlerin düşünce dünyasıyla kesişmesini gündeme taşıdı.

Dizi, 13 yaşındaki Jamie Miller’ın bir kız öğrencinin öldürülmesiyle ilgili suçlanması üzerinden aile ilişkilerini, toplumsal cinsiyet algılarını ve çevrim içi kültürün etkilerini ele alıyor.

Yapımın dikkat çekici yönlerinden biri, yetişkinlerin çocukların iç dünyasını ne ölçüde tanıdığı sorusunu gündeme getirmesidir. Aileler çocuklarının günlük yaşamlarını yakından takip ettiklerini düşünebilir; ancak onların dijital ortamda karşılaştıkları düşüncelerden, akran gruplarındaki ilişkilerden veya yaşadıkları çatışmalardan haberdar olmayabilirler.

Dizide ayrıca bazı çevrim içi topluluklarda görülebilen kadın düşmanı söylemler ve reddedilmeyi aşağılanma olarak yorumlayan düşünce biçimleri tartışmaya açılıyor.

Elbette Adolescence kurgusal bir yapımdır ve gerçek okul saldırılarının nedenlerini tek başına açıklayamaz. Ancak ebeveynlerin ve eğitimcilerin çocukların dijital yaşamlarını anlamalarının, onların duygusal ihtiyaçlarını fark etmelerinin ve sorunları erken dönemde konuşabilmelerinin önemini hatırlatır.

Ailelere ve Okullara Düşen Sorumluluk

Şiddeti önlemek için çocukların yalnızca davranışlarını kontrol etmek yeterli değildir. Duygularını ifade edebilmeleri, çatışmaları çözebilmeleri ve ihtiyaç duyduklarında yardım isteyebilmeleri de desteklenmelidir.

Aileler, çocuklarıyla dijital dünyada karşılaştıkları içerikler hakkında yargılayıcı olmayan konuşmalar yapabilir. Çocukların yaşadıkları sorunları rahatlıkla paylaşabilmeleri, olumsuz deneyimlerin erken fark edilmesini kolaylaştırabilir.

Okullarda ise psikolojik güvenliği destekleyen bir ortam oluşturulmalıdır. Zorbalığa karşı tutarlı politikalar uygulanmalı, öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri alanlar oluşturulmalı ve duygu düzenleme, empati ve çatışma çözme becerilerini geliştiren çalışmalar yürütülmelidir.

Şiddete ilişkin ciddi tehditler ortaya çıktığında bunlar profesyonel biçimde değerlendirilmelidir. Ancak her olumsuz davranışı tehlike olarak yorumlamak yerine, davranışın bağlamına ve somut risk işaretlerine odaklanılmalıdır.

Şiddetin önlenmesi yalnızca güvenlik önlemleriyle değil, çocukların kendilerini güvende hissettikleri ilişkiler ve destek sistemleriyle mümkündür.

Sonuç: Ekranın Ötesindeki Çocuğu Görebilmek

Bir okul saldırısının ardından hepimiz bir açıklama ararız. Ancak dijital oyunları, sosyal medyayı veya ergenlik dönemini tek başına suçlamak, sorunu anlamamızı zorlaştırabilir.

Şiddet, bireysel özelliklerin, sosyal ilişkilerin ve çevresel koşulların bir araya gelebildiği karmaşık bir olgudur. Bu nedenle çocukların davranışlarını değerlendirirken yalnızca ne yaptıklarına değil, yaşadıkları sorunlara nasıl anlam verdiklerine ve destek kaynaklarına erişip erişemediklerine de bakmalıyız.

Bir çocuğun davranışını anlamaya çalışmak, onu haklı çıkarmak değildir. Aksine, şiddete giden süreçleri daha erken fark etmek ve etkili önleme yolları geliştirmek demektir.

Belki de kendimize yalnızca “Bu çocuk neden böyle davrandı?” diye sormak yerine, “Bu çocuk yaşadığı sorunları kiminle paylaşabildi, kendisini nerede güvende hissetti ve ihtiyaç duyduğunda kimden yardım alabildi?” sorularını da sormalıyız.

Çünkü şiddeti önlemek, yalnızca tehlikeli davranışları fark etmek değil; çocukların sorunlarını şiddete başvurmadan çözebilecekleri bir ortam oluşturmaktır.

Ekranın ötesinde yalnızca bir kullanıcı profili değil; anlaşılmaya, dinlenmeye ve doğru rehberliğe ihtiyaç duyan bir çocuk vardır. Onu görebilmek, önlemenin ilk adımıdır.

Kaynakça

  • KAYNAKÇA
  • 1. National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine. (2024). Social Media and Adolescent Health. The National Academies Press.
  • 2. Przybylski, A. K., & Weinstein, N. (2019). Violent video game engagement is not associated with adolescents’ aggressive behaviour: Evidence from a registered report. Royal Society Open Science, 6(2), 171474.
  • 3. Steinberg, L. (2008). A social neuroscience perspective on adolescent risk-taking. Developmental Review, 28(1), 78–106.
  • 4. World Health Organization. (2026). Youth violence. ⁠
  • 5. U.S. Secret Service, National Threat Assessment Center. (2019). Protecting America’s Schools: A U.S. Secret Service Analysis of Targeted School Violence.
  • 6. Netflix. (2025). Adolescence [Televizyon mini dizisi].
Aleyna Dögüş Batı Aleyna Dögüş Batı
Aleyna Dögüş, psikolog ve yazar olarak çocuk ve ergen psikoterapisi ile ruh sağlığı alanında geniş bir deneyime sahiptir. Lisans eğitimini psikoloji üzerine tamamlayan Dögüş, özellikle oyun terapisi ile dikkat ve zeka testleri alanında uzmanlaşmıştır. Psikolojiyi herkes için ulaşılabilir hâle getirmeyi misyon edinmiş olan yazar, bireyleri ruh sağlığına dair bilgilendirmek ve çocuk ile ergen psikolojisini daha anlaşılır kılmak amacıyla içerikler üretmeye devam etmektedir.
Psikolog Rehberi Psikolog · Merkez, Elazığ · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!