Beni Kimse Anlamıyor: Ergenlikte Görülme ve Anlaşılma İhtiyacı
Ergenlik, yalnızca çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi değil, aynı zamanda bireyin kendisini yeniden keşfettiği, kim olduğunu ve kim olmak istediğini sorguladığı önemli bir gelişim sürecidir. Bu dönemde yaşanan fiziksel, bilişsel ve duygusal değişimler, ergenin hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkiyi etkiler. Bir yandan bağımsızlaşmak isterken diğer yandan anlaşılmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyar. Bu iki ihtiyaç arasındaki dengeyi kurmak, ergenlik döneminin en önemli psikolojik meselelerinden biridir.
Davranışların Ardındaki Duygular
Ergenlik döneminde sıkça karşılaşılan içe kapanma, öfke, aileyle çatışma veya iletişim kurmaktan kaçınma gibi davranışlar, yetişkinler tarafından zaman zaman saygısızlık ya da ilgisizlik olarak yorumlanabilir. Oysa bu davranışların her biri aynı anlama gelmez. Bazı ergenler duygularını ifade etmekte zorlanırken bazıları kendilerine ait bir alan oluşturmak ister. Bazıları ise yaşadıkları yoğun duyguların anlaşılmadığını düşündüklerinde kendilerini geri çekebilir. Burada önemli olan, davranışı yalnızca görünen yönüyle değerlendirmek yerine, ardındaki ihtiyacı anlamaya çalışmaktır. Çünkü bir ergenin öfkesi her zaman öfkeyle sınırlı kalmayabilir; hayal kırıklığını, incinmişliği veya anlaşılma arzusunu da yansıtabilir. Bununla birlikte her davranışı gizli bir duygusal sorunun işareti olarak görmek de doğru değildir. Ergeni anlamak, onu etiketlemekten değil, onu tanımaya çalışmaktan geçer.
Anlaşılmak, Haklı Bulmak Değildir
Ebeveynlerin ergenlerle kurduğu iletişimde en sık karşılaşılan güçlüklerden biri, dinlemek ile çözüm sunmak arasındaki farktır. Bir ergen yaşadığı bir sorunu anlattığında yetişkinler çoğu zaman hemen tavsiye vermeye, hataları düzeltmeye veya çözüm üretmeye yönelir. Ancak ergenin o anda ihtiyacı, her zaman bir çözüm duymak olmayabilir. 'Bunu neden yaptın?' yerine 'Bu durum seni nasıl hissettirdi?' diye sormak, iletişimin yönünü değiştirebilir. Benzer şekilde, 'Abartıyorsun.' demek yerine 'Bunun senin için ne kadar zor olduğunu anlamaya çalışıyorum.' demek, ergenin kendisini ifade edebileceği güvenli bir alan oluşturabilir. Bir ergeni anlamak, her davranışını onaylamak ya da bütün sınırları ortadan kaldırmak değildir. Duygularını kabul etmekle davranışlarına sınır koymak bir arada mümkündür. Önemli olan, sınırların aşağılayıcı veya cezalandırıcı bir tutumla değil, tutarlı ve saygılı bir iletişimle belirlenmesidir.
Görülme İhtiyacından Güvenli Bağ Kurmaya
Ergenler, bağımsızlıklarını geliştirmeye çalışırken ailelerinin desteğine ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle ebeveynlerin hem bireyselleşmeye alan tanıması hem de ihtiyaç duyulduğunda ulaşılabilir olması önemlidir. Sürekli kontrol etmek kadar tamamen geri çekilmek de ilişkiyi zorlaştırabilir. Ergenin kendisini güvende hissetmesi, her zaman doğru kelimeleri bulmasına bağlı değildir. Bazen konuşmak istemediğinde ona zaman tanımak, bazen de sessizliğin fark edildiğini hissettirmek yeterli olabilir. Önemli olan iletişimin yalnızca sorun yaşandığında kurulmadığı gündelik yaşamda da sürdürebildiği bir ilişki geliştirmektir.
Sonuç; Önce Anlamak, Sonra Yol Göstermek
Ergenlik döneminde her çatışmayı bir problem, her sessizliği bir uzlaşma olarak değerlendirmek yerine, gencin gelişimsel ihtiyaçlarını dikkate almak gerekir. Çünkü ergenin kendisini ifade edebilmesi, duygularının küçümsenmediği ve düşüncelerinin dinlendiği ilişkilerde kolaylaşabilir. Bazen bir ergenin hayatında fark yaratan şey, ona ne yapması gerektiğini söyleyen bir yetişkinin varlığı değil; kendisini anlamaya gerçekten istekli bir yetişkinin yanında olduğunu hissetmesidir.


