Çarşamba, Eylül 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Okula Gitmek İstemiyorum”: Çocuğun Söylediğinin Ardında Ne Var?

“Okula gitmek istemiyorum.”

Bir ebeveyn için bu cümle, özellikle okulun ilk dönemlerinde oldukça tanıdık olabilir. Sabah hazırlanırken yaşanan direnç, ağlama, oyalanma, karın ağrısı şikâyetleri ya da “Bugün gitmesem olmaz mı?” ısrarı… İlk tepki çoğu zaman çocuğu okula gitmeye ikna etmeye çalışmak olur. Ancak bazen asıl soru, “Çocuğu okula nasıl götürürüz?” değil, “Çocuk neden okula gitmek istemiyor?” olmalıdır.

Çünkü okula gitmek istememe, tek başına belirli bir nedeni gösteren bir davranış değildir. Çocuk için okul; öğrenmenin yanı sıra ebeveynden ayrılma, yeni ilişkiler kurma, kurallara uyma, performans gösterme ve zaman zaman başarısızlıkla karşılaşma gibi birçok deneyimi aynı anda barındırır. Bu nedenle çocuğun okula yönelik isteksizliği, yaşadığı farklı bir güçlüğün dışa vurumu olabilir.

Örneğin bir çocuk annesinden veya babasından ayrılmakta zorlandığı için okula gitmek istemeyebilirken, başka bir çocuk arkadaşlarıyla yaşadığı bir sorun nedeniyle aynı cümleyi kurabilir. Bir başka çocuk ise derste hata yapmaktan, tahtaya kalkmaktan veya akademik olarak yeterli olamamaktan kaygılanıyor olabilir. Dolayısıyla çocuğun söylediği “Okula gitmek istemiyorum” cümlesini yalnızca bir isteksizlik olarak değil, bazen altında başka bir ihtiyaca işaret eden bir mesaj olarak değerlendirmek önemlidir.

Çocuk Neden Okula Gitmek İstemez?

Bir çocuğun okula gitmek istememesinin tek bir nedeni yoktur. Aynı davranış, farklı çocuklarda tamamen farklı ihtiyaçlara işaret edebilir. Bu nedenle “Neden gitmek istemiyorsun?” sorusuna verilen cevaptan çok, davranışın ne zaman ortaya çıktığı, hangi durumlarda arttığı ve çocuğun okul deneyiminin hangi kısmında zorlandığı önemlidir.

Ayrılmak Zor Olabilir

Özellikle küçük yaşlarda çocuk için okula başlamak, yalnızca yeni bir ortama girmek değil, aynı zamanda bakım veren kişiden ayrılmayı deneyimlemek anlamına gelir. Sabah kapıda yaşanan ağlama ya da ebeveyne tutunma davranışlarının altında “Okulu sevmiyorum.” düşüncesinden çok, “Senden ayrılmak benim için zor.” duygusu bulunabilir.

Ayrılık kaygısı yaşayan bazı çocuklarda okula gitme zamanı yaklaştıkça kaygı belirginleşebilir; çocuk evden ayrılmak istemeyebilir, ebeveyninden uzak kalacağı düşüncesiyle yoğun sıkıntı yaşayabilir veya okula gitme konusunda direnç gösterebilir. Türkiye’de yayımlanan bir olgu sunumunda da okul reddi davranışının altında ayrılık anksiyetesinin bulunabileceği gösterilmiştir.

Bu noktada çocuğun kaygısını yalnızca “Alışacak.” diyerek geçiştirmek yerine, ayrılık deneyimini daha öngörülebilir ve güvenli hale getirmek önemlidir.

“Ya Yapamazsam?”

Bazı çocuklar için okul, aynı zamanda performansın görünür hale geldiği bir ortamdır. Okumak, yazmak, tahtaya kalkmak, sorulara cevap vermek, sınav olmak veya diğer çocuklarla aynı hızda ilerlemek; çocukta başarısızlık ve değerlendirilme kaygısı yaratabilir.

Bu durumda çocuk “Okula gitmek istemiyorum.” derken aslında “Orada başarısız olmaktan korkuyorum.” demeye çalışıyor olabilir. Özellikle akademik güçlük yaşayan bir çocuğun okula gitme isteksizliğini yalnızca motivasyon eksikliği olarak değerlendirmek, asıl güçlüğün gözden kaçmasına neden olabilir. Bu nedenle çocuğun hangi derslerde veya hangi akademik durumlarda zorlandığını anlamaya çalışmak gerekir.

Arkadaşlar da Okul Deneyiminin Bir Parçasıdır

Okul yalnızca derslerden oluşmaz. Çocuk aynı zamanda arkadaş edinmeyi, bir gruba dahil olmayı, çatışmaları çözmeyi ve sosyal ilişkiler kurmayı öğrenir. Arkadaşları tarafından dışlanmak, alay edilmek, akran çatışmaları yaşamak veya sınıfta kendini yalnız hissetmek çocuğun okula yönelik tutumunu etkileyebilir. Türkiye’de yapılan araştırmalar da akran ilişkileri ile okula uyum arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Örneğin 5–6 yaş çocuklarıyla yapılan bir çalışmada okula uyum düzeyi arttıkça olumlu sosyal davranışların arttığı; korkulu-kaygılı olma, dışlanma ve akran şiddetine maruz kalma gibi durumların ise azaldığı bulunmuştur.

Daha yakın tarihli bir Türkiye çalışmasında da akran ilişkileri ile okula uyum arasındaki ilişkide çocuk-öğretmen ilişkisinin rol oynayabildiği gösterilmiştir. Bu nedenle çocuk “Arkadaşlarımı sevmiyorum.” dediğinde, bunu yalnızca geçici bir arkadaşlık problemi olarak görmek yerine, okulda kendisini nasıl hissettiğini anlamaya çalışmak önemlidir.

Öğretmeniyle Kurduğu İlişki de Önemlidir

Çocuğun okul deneyimini şekillendiren kişilerden biri de öğretmenidir. Öğretmenin çocuğa yaklaşımı, çocuğun kendini sınıfta güvende ve kabul edilmiş hissetmesinde etkili olabilir. Türkiye’de yapılan okula uyum araştırmalarını inceleyen çalışmalar; ebeveyn tutumları, sosyal beceriler, akran ilişkileri ve öğretmen davranışlarının okula uyumla ilişkili değişkenler arasında olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle çocuk belirli bir öğretmenin olduğu günlerde okula gitmek istemiyorsa, “Öğretmenini sevmiyor.” demeden önce çocuğun öğretmeniyle ilişkisinde onu zorlayan bir durum olup olmadığı araştırılmalıdır.

Bazen Sorun Okulda Başlamaz

Çocuğun okula gitmek istememesi her zaman okulda yaşanan bir probleme işaret etmeyebilir. Evde yaşanan değişiklikler, aile içindeki stres, taşınma, kardeş doğumu, ebeveynlerden birinin işe başlaması veya çocuğun hayatındaki başka bir değişim de okula yansıyabilir.

Çocuklar yaşadıkları duygusal yükü her zaman doğrudan ifade edemeyebilir. Bunun yerine karın ağrısı, baş ağrısı, ağlama, öfke veya okula gitmek istememe gibi davranışlarla gösterebilirler.

Bu nedenle “Okula gitmek istemiyor.” cümlesinin ardından yalnızca “Okulda ne oluyor?” sorusunu değil, “Çocuğun hayatında başka neler oluyor?” sorusunu da sormak gerekir.

Sonuçta okula uyum; çocuğun tek başına gerçekleştirmesi beklenen bir süreç değildir. Çocuğun bireysel özellikleri kadar aile, öğretmen, akran ilişkileri ve okul ortamı da bu sürecin bir parçasıdır. Bu nedenle okula gitmek istemeyen bir çocuğun davranışına yalnızca “istemiyor” şeklinde bakmak yerine, davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir başlangıç noktasıdır.

Peki, her sabah söylenen “Okula gitmek istemiyorum.” cümlesi okul reddi anlamına mı gelir? Yoksa bazı durumlarda bu, gelişimin doğal bir parçası olan geçici bir isteksizlik olabilir mi?

Peki Ebeveyn Ne Yapabilir?

Çocuğun “Okula gitmek istemiyorum.” demesi karşısında ebeveynin ilk tepkisi, çoğu zaman çocuğu ikna etmek veya davranışı hızlıca sonlandırmak olur. Oysa önce çocuğun ne yaşadığını anlamaya çalışmak daha işlevsel bir başlangıç olabilir.

Örneğin çocuk sabah ağlayarak, “Bugün okula gitmek istemiyorum.” dediğinde, “Ama neden istemiyorsun? Okula gitmen gerekiyor.” demek yerine, “Bugün okula gitmek sana zor geliyor gibi görünüyor. Seni en çok zorlayan şey ne?” diye sorulabilir.

Çocuk cevap vermiyorsa soruları peş peşe sormak yerine biraz zaman tanımak da önemlidir. Bazen çocuk okulda yaşadığı bir problemi hemen anlatamayabilir. Böyle durumlarda “Şimdi anlatmak istemiyorsan sorun değil. Hazır olduğunda benimle konuşabilirsin.” demek, çocuğa güvenli bir alan sunabilir.

Duyguyu Kabul Etmek, Okula Gitmeme Kararını Kabul Etmek Değildir

Ebeveynlerin sık yaptığı hatalardan biri, çocuğun kaygısını azaltmak isterken duygusunu hemen ortadan kaldırmaya çalışmaktır. “Korkacak hiçbir şey yok.” “Bunda üzülecek ne var?” “Herkes okula gidiyor, sen de gideceksin.” gibi cümleler yetişkin için mantıklı görünse de çocuk açısından “Hissettiğim şey yanlış.” mesajına dönüşebilir.

Bunun yerine, “Korktuğunu görüyorum.” “Bugün senden ayrılmak zor geliyor olabilir.” “Arkadaşlarınla ilgili yaşadığın şey seni üzmüş olabilir.” gibi ifadeler kullanılabilir.

Burada önemli olan, çocuğun duygusunu kabul etmek ile okula gitmeme davranışını onaylamanın aynı şey olmadığını bilmektir. Ebeveyn, “Kaygılı olduğunu anlıyorum ve yine de okula gideceğiz. Bunu birlikte nasıl daha kolay hale getirebiliriz?” diyebilir.

Çocuğun Yerine Hemen Çözüm Üretmeyin

Çocuk bir arkadaşının kendisiyle oynamadığını söylediğinde ebeveynin hemen diğer çocuğun ailesini araması veya öğretmenden sorunu çözmesini istemesi anlaşılır bir tepki olabilir. Ancak her sosyal problemde çocuğun yerine çözüm üretmek, onun problem çözme becerilerinin gelişmesi için gerekli alanı azaltabilir.

Örneğin: “Arkadaşın seninle oynamadıysa yarın öğretmeninle konuşurum.” demek yerine, “Böyle bir durumda sen ne yapmak isterdin?” “Sence ona ne söyleyebilirsin?” “İstersen birlikte birkaç farklı seçenek düşünebiliriz.” denebilir.

Elbette zorbalık, dışlanma veya çocuğun güvenliğini tehdit eden bir durum söz konusuysa yetişkin müdahalesi gerekir. Buradaki amaç çocuğu sorunlarla tek başına bırakmak değil, mümkün olduğunca onun çözüm sürecine dahil olmasını sağlamaktır.

Sabahları Küçük Bir Rutin Oluşturun

Okul sabahları özellikle kaygılı çocuklar için belirsizliğin arttığı zamanlar olabilir. “Hadi hazırlan!”, “Geç kalıyoruz!”, “Çantanı aldın mı?” gibi art arda gelen uyarılar sabah stresini artırabilir.

Bunun yerine çocuğun da bildiği basit bir rutin oluşturulabilir: Uyan → kahvaltı → giyin → dişlerini fırçala → çantayı al → vedalaş → okula git. Bu adımlar mümkün olduğunca her gün benzer sırayla ilerlediğinde çocuk ne olacağını daha kolay öngörebilir.

Çocuğa her sabah yeniden “Bugün okula gidecek misin?” diye sormak da gerekli değildir. Karar zaten verilmişse, sürekli yeniden pazarlık yapmak kaygıyı artırabilir. Bunun yerine: “Bugün okul günü. Hazırlanırken yanında olacağım.” gibi sakin ve net bir ifade kullanılabilir.

Vedalaşmayı Kısa, Net ve Güven Verici Tutun

Özellikle ayrılmakta zorlanan çocuklarda vedalaşma anı oldukça yoğun olabilir. Ebeveynin tekrar tekrar sarılması, kapıdan ayrılıp geri dönmesi veya “Ben seni almaya kesin geleceğim, merak etme, söz veriyorum.” şeklinde uzun açıklamalar yapması bazen ayrılma sürecini daha da uzatabilir.

Bunun yerine kısa ve tutarlı bir vedalaşma tercih edilebilir: “Şimdi okula giriyorsun. Ben seni her zamanki gibi okul çıkışında alacağım. Seni seviyorum. Görüşürüz.” Ardından vedalaşmayı tamamlamak önemlidir.

“Bugün Gitmesen Olur” Döngüsüne Dikkat Edin

Çocuk her kaygılandığında okula gitmemesine izin vermek, kısa vadede hem çocuğu hem ebeveyni rahatlatabilir. Ancak çocuk zamanla kaygı yaşadığında çözümün okuldan uzaklaşmak olduğunu öğrenebilir.

Bu nedenle çocuk gerçekten hasta değilse ve güvenliğiyle ilgili bir sorun bulunmuyorsa, tekrarlayan kaçınma davranışlarında aile ile okulun birlikte, çocuğun ihtiyacına uygun ve kademeli bir plan oluşturması daha sağlıklı olabilir. Burada amaç çocuğu bir anda korktuğu durumun içine bırakmak değil, yaşadığı güçlüğü dikkate alarak okula devamını desteklemektir.

Çocuğun “Karnım Ağrıyor” Demesini Görmezden Gelmeyin

Okul öncesinde veya okul çağında çocuklar yaşadıkları kaygıyı bazen bedensel belirtiler üzerinden ifade edebilir. Bu nedenle “Bir şeyin yok, numara yapıyorsun.” demek yerine hem fiziksel şikâyeti ciddiye almak hem de örüntüyü gözlemlemek gerekir.

Örneğin: “Karnının ağrıdığını söylüyorsun. Önce nasıl olduğunu kontrol edelim. Bu ağrı özellikle okul sabahları mı oluyor, başka zamanlarda da oluyor mu?” diye sorulabilir. Belirtiler tekrarlıyorsa veya şiddetliyse, bunların yalnızca psikolojik olduğu varsayılmamalı ve gerekli sağlık değerlendirmesi yapılmalıdır.

“Okul Nasıl Geçti?” Yerine Daha Somut Sorular Sorun

Çocuk okuldan geldiğinde, “Okul nasıldı?” sorusuna çoğu zaman “İyi.” cevabını verebilir. Bunun yerine daha somut ve cevaplaması kolay sorular kullanılabilir: “Bugün seni en çok güldüren şey neydi?” “Bugün teneffüste kiminle oynadın?” “Bugün zorlandığın bir şey oldu mu?” “Bugün öğretmeninden duyduğun aklında kalan bir şey var mı?” “Yarın okulda olmasını istediğin bir şey var mı?” Bu sorular çocuğun gününü daha kolay anlatmasına yardımcı olabilir.

Bazen En Önemli Şey Çocuğa “Buradayım” Diyebilmektir

Her sorunun aynı gün çözülmesi mümkün değildir. Çocuğun arkadaş ilişkisi, akademik güçlüğü veya yoğun kaygısı varsa çözüm zaman alabilir. Bu süreçte ebeveynin görevi her problemi hemen ortadan kaldırmak değil, çocuğun yanında olduğunu hissettirmek ve gerektiğinde doğru desteğe ulaşmasına yardımcı olmaktır.

Okula gitmek istemeyen bir çocuğa yaklaşırken belki de en önemli soru, “Onu nasıl okula gönderirim?” sorusundan önce “Okul onun için neden bu kadar zor hale geldi?” sorusudur.

Çünkü her “Okula gitmek istemiyorum.” cümlesi aynı şeyi anlatmaz. Bazen bu cümle yalnızca geçici bir isteksizliği ifade ederken, bazen çocuğun henüz kelimelere dökemediği bir kaygının, yalnızlığın, başarısızlık korkusunun veya yardım ihtiyacının işareti olabilir.

Bu nedenle çocuğun davranışını hemen değiştirmeye çalışmadan önce onu anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü bazen bir çocuğun değiştirmemiz gereken davranışından önce, duymamız gereken bir duygusu vardır.

Kaynakça

  • Şanal Güngör, B., & Koçtürk, N. (2023). School Refusal and Cognitive Behavioral Therapy: A Review. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 15(1), 1-11. https://doi.org/10.18863/pgy.1052813
  • Tuğluk, E., & Atış Akyol, N. (2024). Okul Öncesi Eğitimde Okula Uyum: Türkiye’de Yapılmış Çalışmaların İncelenmesi. Eğitim Bilim ve Araştırma Dergisi, 5(2), 206-227. https://doi.org/10.54637/ebad.1531169
  • Irmak, M. Y. (2016). Ayrılık anksiyetesi bozukluğu ile ilişkili okul reddi; Bir ergen olgu. Çağdaş Tıp Dergisi, 6(4), 357-360. https://doi.org/10.16899/gopctd.283144
  • Gülay Ogelman, H., & İbiş, Ö. (2025). Okul Öncesi Eğitimde Okula Uyum Konulu Makale ve Tezlerin İncelenmesi. EDUCATIONE, 4(2), 93-122. https://doi.org/10.58650/educatione.1704064
Ayşe Nur Albayrak
Ayşe Nur Albayrak
Ayşe Nur Albayrak, psikoloji lisans eğitimine devam ederken çeşitli hastanelerde staj yaparak edindiği deneyimlerle teorik bilgisini sahaya taşımıştır. Nöropsikoloji ve sosyal psikoloji alanlarına ilgi duyarak insan zihnini hem biyolojik hem de toplumsal yönleriyle anlamayı amaçlamaktadır. Yazılarında, psikolojiyi herkesin kendi yaşamında hissedebileceği bir dille aktarmayı; görünenden çok hissedilene odaklanarak insan zihninin derinliklerine dair farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar