Cuma, Eylül 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Okula Gitmek İstemiyorum”: Çocukluk Döneminde Kaygıyı Anlamak

Okullar açılıyor. Kimi çocuk okul heyecanını yaşarken kimi çocuk için aynı gün, uzun zamandır hissetmediği bir kaygının başlangıcı olabiliyor. Sabahları uzayan kahvaltılar, bir türlü hazırlanamayan çantalar, anneye daha sıkı sarılmalar. Ve sonunda beklenen cümle: “Ben bugün okula gitmek istemiyorum.” Ardından karın ağrıları, okul kapısında ağlama ya da ebeveynden ayrılmakta zorlanma görülebiliyor. Çocukluk döneminde kaygı cümlelerle ifade edilmez. Çocuklar yaşadıkları duyguyu davranışları ve bedensel belirtileri üzerinden anlatabilir. Okula gitmek istememe, ağlama, yalnız kalmaktan kaçınma veya ebeveynden ayrılmakta zorlanma; henüz kelimelere dökülemeyen bir kaygının dışarıdan görünen yüzü olabilir.

Kaygı, yaşamın doğal bir parçasıdır. Çocuğun yeni bir okula başlarken, ebeveyninden ayrılırken ya da daha önce deneyimlemediği bir durumla karşılaşırken kaygı yaşaması gelişimin doğal bir parçası olabilir. Ancak kaygı çocuğun okula devamını, arkadaşlıklarını, aile ilişkilerini veya günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkilemeye başladığında üzerinde durulması gerekir. “Okula gitmek istemiyorum.” cümlesinin altında bazen “Annemden ayrılırsam ona bir şey olacak.”, “Okulda başıma kötü bir şey gelebilir.” veya “Tek başıma bununla baş edemem.” gibi düşünceler bulunabilir.

Çocuğun Kaygıya Yüklediği Anlam

Okulun açılması bir çocuk için yeni arkadaşlar edinmek ve yeni şeyler öğrenmek anlamına gelirken başka bir çocuk için anneden ayrılmak ve güvende olmamak anlamına gelebilir. Bu nedenle çocuklarla çalışırken yalnızca davranışa bakmak yeterli değildir. Çocuk annesinin elini bırakmıyorsa mesele yalnızca ayrılmak istememesi olmayabilir. Belki de ayrıldığı anda kötü bir şey olacağına inanıyordur. Davranışın altında çoğu zaman bir düşünce, düşüncenin altında ise çocuğun yaşadığı duruma verdiği anlam vardır.

Kaygıyı Sürdüren Döngü

Okul sabahı geldiğinde çocuk yoğun kaygı yaşadığında ebeveyn çocuğu rahatlatmak amacıyla onu okula göndermeyebilir, okulda uzun süre kalabilir ya da tekrar tekrar güvence verebilir. Çocuk o anda rahatlasa bile uzun vadede kaygının devam etmesine katkıda bulunabilir. Çocuğun zihninde “Kaçındığımda rahatlıyorum, demek ki gerçekten korkulacak bir şey var.” şeklinde bir öğrenme oluşabilir. Böylece bir sonraki okul sabahında kaygının ortaya çıkma ihtimali artabilir. Bu nedenle yalnızca kaygıya değil, kaygıyı sürdüren kaçınma ve güvence arama davranışlarına da dikkat edilir. Amaç çocuğun hiç korkmamasını sağlamak değil, korktuğu halde baş edebileceğini deneyimlemesine yardımcı olmaktır.

Terapi Odasında Ne Değişir?

Çocuklarla çalışırken kullanılan dilin çocuğun gelişim düzeyine uygun olması gerekir. Kaygı bazen oyun, hikâye veya duygu termometresi gibi araçlarla somutlaştırılabilir. Çocuğun öncelikle kendi kaygısını fark etmesi önemlidir: “Kaygı ne zaman geliyor?” “Bedenimde nasıl hissediyorum?”

“Kaygı geldiğinde zihnim bana ne söylüyor?”

Çocuk bu bağlantıyı fark etmeye başladığında “Ben neden böyleyim?” diye endişelenmek yerine yaşadığı kaygıyı isimlendirebilir. Duygu farkındalığı arttığında düşünceler gerçekçi ve işlevsel değerlendirmeye açık hale gelir. Örneğin “Annemden ayrılırsam kötü bir şey olacak.” düşüncesi yerine: “Annemden ayrılmak zor geliyor ama daha önce de ayrıldım ve yeniden buluştuk.” düşüncesi geliştirilebilir.

Kaçınmak Yerine Küçük Adımlar

Kaygılı bir çocuğa “Artık ağlamayacaksın, hadi sınıfa gir.” demek çoğu zaman yeterli değildir. Bu tarz durumlarla dereceli biçimde karşılaşmak önemli bir yere sahiptir. Çocuk önce daha kolay bir basamakta deneyim kazanır, ardından adımlar yavaş yavaş zorlaşır. Amaç çocuğu kaygısının içine hazırlıksız bırakmak değil, kaygı varken de hareket edebildiğini öğrenmesini sağlamaktır. Bu deneyim, çocuğun zamanla hem kaygıya hem de kendi baş etme becerisine ilişkin algısını değiştirebilir.

Aile Bu Sürecin Neresinde?

Çocukluk çağı kaygısında aileyi sürecin dışında düşünmek mümkün değildir. Kaygılı çocuğu rahatlatmak doğal olsa da aşırı güvence vermek veya çocuğun kaçınmasına sürekli eşlik etmek, kısa vadede rahatlama sağlarken uzun vadede kaygıyı sürdürebilir. Diğer yandan “Bunda korkacak ne var?” demek ya da çocuğu zorlamak da yaşadığı duygunun anlaşılmadığını hissettirebilir. Bu nedenle ebeveynin rolü kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, çocuğun kaygıyla baş edebileceğine ilişkin güvenini desteklemektir. “Korkma.” yerine “Korktuğunu görüyorum ve bununla baş edebileceğine inanıyorum.” mesajı çocuğa hem duygusunun kabul edildiğini hem de baş etme kapasitesine güvenildiğini hissettirebilir.

Çocuğun Davranışının Ardındaki Mesaj

Okulların açılması çocuklar için yalnızca yeni bir eğitim döneminin başlangıcı değil; ayrılmayı, uyum sağlamayı ve yeni durumlarla baş etmeyi öğrenme sürecidir. Bu nedenle bir çocuğun “Okula gitmek istemiyorum.” demesi hemen inat veya isteksizlik olarak yorumlanmamalıdır. Bazen çocuk okuldan değil, okulda nasıl hissedeceğinden korkuyordur. Bazen mesele sınıfa girmek değil, anneden ayrılabilmektir. Bazen de çocuk yaşadığı duyguyu henüz adlandıramadığı için onu bedeniyle anlatıyordur. Çocuğun davranışını değiştirmeden önce, o davranışın ne anlatmaya çalıştığını duymak önemlidir. Çünkü çocukluk döneminde kaygıyla çalışmak yalnızca çocuğa korkmamasını öğretmek değildir. Korktuğunda da kendisine güvenebilmeyi öğretmektir.

Kaynakça

  • Aydın, A. (2014). Kaygı bozukluğu olan çocuklar için bilişsel davranışçı terapide anne babaların tedaviye katılımı. Türk Psikiyatri Dergisi, 25(3), 181-89.
  • Bulut, S. (2001). Ayrılma kaygısının psikodinamik temelleri.
  • Karakaya, E., & Öztop, D. B. (2013). Kaygı bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde bilişsel davranışçı terapi. Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi, 2, 10-24.
Kübra Ekmekcioğlu
Kübra Ekmekcioğlu
Kübra Ekmekcioğlu, psikolojik danışman ve oyun terapisti olarak erken çocukluktan yetişkinliğe her yaş grubuyla çalışmaktadır. Lisans eğitimini Başkent Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünde onur derecesiyle tamamlamıştır. Şu an da Kırıkkale Üniversitesi'nde yüksek lisansına devam etmektedir. Aynı zamanda Ankara’da okul psikolojik danışmanı olarak görev yapmakta; bireysel danışmanlık, sınıf içi uygulamalar ve anne atölyeleri yürütmektedir. Eğitim ve danışmanlık süreçlerinde öğrencilerin akademik, duygusal ve sosyal gelişimini birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımı benimsemektedir. Aile eğitimi ve bilişsel psikoloji alanında iki yayını bulunan Ekmekcioğlu, yazılarında sahadaki mesleki deneyimlerini alan yazınından beslenen bir bakışla birleştirerek ruh sağlığı alanında farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar