Pazartesi, Eylül 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Onlar da İlk Kez Anne Baba Oldular

Çocukken anne babalarımızı insan olarak değil, anne ve baba olarak tanırız. Onların da korkabileceğini, yanılabileceğini, ne yapacağını bilemediği zamanlar olabileceğini düşünmeyiz. Çünkü çocukken bir annenin her şeyi bilmesi, bir babanın her zaman güçlü olması gerekir bize göre. Sonra büyürüz; bizi kırdıkları cümleleri, sustukları anları, veremedikleri sevgiyi ve eksik bıraktıkları şeyleri bir bir hatırlamaya başlarız. Bazılarını yıllarca içimizde taşır, bazılarını defalarca zihnimizde yeniden yaşarız. Peki, hiç durup “Onlar da bunların hepsini ilk kez yaşıyordu,” diye düşündük mü? Onlara nasıl anne baba olunacağını kim öğretti? Onlar kendi yaralarıyla, korkularıyla ve eksikleriyle bizi büyütmeye çalışırken ne kadarını doğru yapabildiler? Belki de büyümek, yalnızca kendi çocukluğumuza dönüp bakmak değil; bir gün anne babalarımızın çocukluğunu da merak edebilmektir.

Çünkü bir anne, anne olmadan önce belki kendi hayallerinin peşinden koşan genç bir kadındı. Bir baba, baba olmadan önce belki dünyayı değiştireceğine inanan, kendi yolunu bulmaya çalışan bir gençti. Onların da gitmek istedikleri yerler, kurmak istedikleri hayatlar, almak istedikleri şeyler, gerçekleştirmek istedikleri hayaller vardı. Belki birinin yarım bıraktığı bir okul, diğerinin ertelediği bir meslek, hiç yaşanamamış bir gençlik hayali… Sonra hayatın içine çocuklar girdi ve bazı hayaller bizim ihtiyaçlarımızın gerisine düştü. Peki, biz, onların bizim için vazgeçtiği şeyleri hiç merak ettik mi?

Bazen annemizin neden bu kadar kaygılı olduğunu sorguladık ama belki onun da hayatı boyunca kendisi için korktuğu şeyleri hiç sormadık. Babamızın neden duygularını göstermediğine kızdık ama belki ona duygularını göstermenin nasıl bir şey olduğunu kimsenin öğretmediğini düşünmedik. Onların sessizliklerini bize karşı kurulmuş duvarlar sandık; oysa belki o sessizliklerin ardında anlatmayı hiç öğrenemedikleri bir hayat vardı.

Ve belki en çok da şunu unuttuk: Onlar da bizim yaşımızdayken henüz anne baba değildi. Onların da ilk aşkları, ilk hayal kırıklıkları, ilk başarısızlıkları, gelecek kaygıları ve kendilerini bulmaya çalıştıkları zamanlar vardı. Biz onların hayatına, hikâyelerinin ortasında dahil olduk. Fakat bazen onlardan önce yazılmış sayfaları hiç okumadan, yalnızca bize ayrılan bölüm üzerinden bütün hikâyeyi anlamaya çalıştık.

Bu yüzden bugün geçmişe baktığımızda yalnızca “Bana neyi eksik bıraktı?” diye sormak yerine, belki bir kez de “Benden önce onun hayatında neler eksikti?” diye sorabiliriz. Çünkü bir insanın bize veremediği her şey, her zaman sevgisizliğinden doğmaz. Bazen insan, kendisinde hiç olmayan bir şeyi başkasına vermeyi de bilemez.

Bu, bizi inciten şeyleri unutmak ya da anne babalarımızın yaptığı yanlışları haklı çıkarmak değildir. Çocukluğumuzda canımızı acıtan şeyler, bugün onların hikâyesini daha iyi anlıyor olmamızla bir anda yok olmaz. Fakat insan büyüdükçe bazı yaraların yanında başka sorular da taşımayı öğreniyor. “Neden bana bunu yaptın?” sorusunun yanına, “Sen o zaman ne yaşıyordun?” sorusunu koyabiliyor.

Belki de büyümenin en sessiz taraflarından biri budur: Bir zamanlar yalnızca bize ait sandığımız anne ve babamızın, aslında bizden önce başlamış bir hayatı olduğunu fark etmek. Onları yalnızca bizi büyüten insanlar olarak değil; bir zamanlar çocuk olmuş, hayal kurmuş, hata yapmış, kaybetmiş, korkmuş ve hayatı tıpkı bizim gibi öğrenmeye çalışmış iki insan olarak görebilmek.

Çünkü onlar da ilk kez anne baba oldular. Tıpkı bizim hayatı ilk kez yaşadığımız gibi.

Belki anne babalarımıza yaklaşmanın en güzel yolu, onları ne kusursuzlaştırmak ne de bütün kırgınlıklarımızın sorumlusu hâline getirmektir. Onlara biraz daha merakla, biraz daha şefkatle bakabilmek; bugün karşımızda duran insanın yalnızca bize yaşattıklarından ibaret olmadığını hatırlamak… Çünkü bazen bir insanı gerçekten tanımak, onun bize ne yaptığını bilmekten fazlasını gerektirir. Onun sustuğu yerleri, vazgeçtiklerini, taşıdığı yükleri ve hiç anlatamadığı tarafları da görebilmeyi gerektirir. Belki artık bazı eksiklerin hesabını tutmak yerine, elimizde kalan zamana bakabiliriz. Bir gün annemizin gençliğini, babamızın hayallerini sorabilir; onların çocukluğundan, ilk korkularından, ilk sevinçlerinden bahsetmelerini isteyebiliriz. Çünkü belki de yıllardır “anne” ve “baba” diye seslendiğimiz insanların isimlerini, hayallerini ve hikâyelerini yeniden keşfetmenin tam zamanıdır. Bazen bir ilişkiyi iyileştiren şey, geçmişteki her şeyi değiştirmek değil; karşımızdaki insana geçmişinden bağımsız, bugün yeniden bakabilmektir.

Esra KÖSEOĞLU
Esra KÖSEOĞLU
Esra Köseoğlu, eğitim yolculuğuna Çocuk Gelişimi alanında başlamış; akademik sürecini Psikoloji Çift Anadal Programı (ÇAP) ile sürdürmektedir. İnsan davranışını, ilişkileri ve bireyin gelişim sürecini daha bütüncül bir perspektifle anlayabilmek amacıyla disiplinler arası bir yaklaşımı benimsemektedir. Çalışmalarını tek bir alt alanla sınırlandırmak yerine, psikolojinin farklı kuramsal ve uygulamalı yönlerini keşfetmeye açık bir akademik çizgide ilerlemektedir. Akademisyen olma hedefi doğrultusunda ilerleyen Köseoğlu, psikolojiyi yalnızca akademik bir disiplin olarak değil; insanı anlamaya, sorgulamaya ve düşünmeye alan açan çok yönlü bir çalışma alanı olarak görmektedir. Psycholog Times’ta yazı yazmayı; düşüncelerini daha görünür kılmak, psikolojiye dair üretimlerini geliştirmek ve bu alandaki akademik-yazınsal yolculuğunu güçlendirmek açısından değerli bir fırsat olarak görmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar