Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Ergenlerde Travma ve Stres: Davranışların Ardındaki Psikolojik Süreçler

10 dk.okuma süresi
Ergenlerde Travma ve Stres: Davranışların Ardındaki Psikolojik Süreçler

Ergenlerde Travma ve Stres: Davranışların Ardındaki Psikolojik Süreçler

Travma ve stresörle ilişkili bozukluklar, ergenlerin yalnızca bugününü değil, kendilik algılarını, ilişkilerini ve geleceğe dair beklentilerini de etkileyebilir. Ergenlik, bireyin kimliğini keşfettiği, özerklik kazanmaya çalıştığı ve akran ilişkilerinin giderek önem kazandığı bir gelişim dönemidir. Bu dönemde yaşanan duygusal dalgalanmalar, zaman zaman çevre tarafından ergenliğin doğal bir süreci işte denilerek olağan kabul edilebilir. Ancak her öfke patlaması, içe kapanma, okul başarısındaki düşüş ya da yetişkinlerle çatışma yalnızca gelişimsel değişimlerle açıklanamayabilir. Bazen bu davranışların ardında, ergenin baş etmekte zorlandığı travmatik yaşantılar ve stresörler bulunabilir. Travmatik deneyimler, ergenin kendisini ve çevresini algılama biçimini değiştirebilir. Güvenli olması beklenen bir dünyanın tehdit edici algılanması, yakın ilişkilerde güven kurmakta zorlanma veya geleceğe yönelik umutsuzluk bu etkiler arasında yer alabilir. Bu nedenle ergenlerde travmayı anlamak, yalnızca belirli belirtileri tanımayı değil, bu belirtilerin hangi koşullarda ortaya çıktığını ve bireyin yaşamındaki anlamını değerlendirmeyi de gerektirir. Travma denildiğinde aklımıza ağırlıklı olarak doğal afetler, ciddi kazalar veya fiziksel şiddet gibi olaylar gelir. Oysa ergenler cinsel istismar, aile içi şiddete tanıklık etme, ani kayıplar, ciddi yaralanmalar ve yaşamı tehdit eden olaylar gibi farklı travmatik deneyimlerle de karşılaşabilir. Bunun yanında ebeveynlerin ayrılığı, akran zorbalığı, okul değişikliği ve aile içindeki çatışmalar gibi stresli yaşam olayları da psikolojik açıdan oldukça zorlayıcı olabilir. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Her stresli yaşantı travma olarak değerlendirilmez ve travmatik bir olay yaşayan her ergenin mutlaka bir ruhsal bozukluk geliştireceği de söylenemez. Bir olayın psikolojik etkisi, olayın niteliğinin yanı sıra önceki deneyimler, gelişimsel özellikler, sosyal destek ve kişinin baş etme kaynaklarıyla da yakından ilişkilidir. Unutulmamalıdır ki her travmatik deneyimin algılanış şekli bireye özgüdür. Dolayısıyla klinik değerlendirmede yalnızca “Ne yaşandı?” sorusuna değil, “Bu yaşantı kişinin mevcut güvenlik, kontrol ve aidiyet duygusunu nasıl etkiledi?” sorusuna da yer verilmelidir. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı'nın (DSM-5-TR) sınıflandırmasında travma ve stresörle ilişkili bozukluklar, travmatik veya stresli bir yaşantıyla bağlantılı belirti örüntülerini kapsar. Bu grupta travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), akut stres bozukluğu ve uyum bozuklukları gibi farklı klinik tablolar yer alır. Her bozukluğun tanısal ölçütleri ve değerlendirilmesi gereken özellikleri birbirinden farklıdır. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), travmatik bir yaşam olayının ardından gelişebilen ve kişinin günlük yaşamını önemli ölçüde etkileyebilen bir bozukluktur. Ergenlerde travmatik olaya ilişkin istemsiz anılar, kâbuslar, olayı hatırlatan kişi veya ortamlardan kaçınma, sürekli tetikte olma ve yoğun irkilme tepkileri görülebilir. Bazı ergenler kendilerini olay yeniden yaşanıyormuş gibi hissedebilirken, bazıları duygusal olarak uzaklaşabilir veya yaşananlara ilişkin yoğun suçluluk duyabilir. TSSB tanısı için belirtilerin niteliği, süresi ve işlevsellik üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilir. Belirtilerin bir aydan fazla bir süre gözlemlenmesi gereklidir. Akut stres bozukluğu ise travmatik bir olayın ardından ortaya çıkan ve üç gün ile bir ay arasında süren belirti örüntüsüyle tanımlanır. Bu dönemde istemsiz anılar, kaçınma, aşırı uyarılmışlık ve dissosiyatif belirtiler görülebilir. Belirtilerin bir aydan uzun sürmesi tek başına TSSB tanısı koymak için yeterli değildir. Kapsamlı bir klinik değerlendirme gerekir. Önemli bir diğer nokta ise kişinin bu süreçte disosiyasyon yaşayıp yaşamadığıdır. Bu süreçte disosiyasyon yaşamış olmak, kişinin TSSB tanısı alma ihtimalini yordayabilmektedir. Son olarak bu kategorideki uyum bozuklukları ise travmatik olay ölçütünü karşılaması gerekmeyen, tanımlanabilir bir stresöre verilen klinik açıdan anlamlı duygusal veya davranışsal tepkilerle ilişkilidir. Ailede yaşanan değişiklikler, okul sorunları veya ilişkisel güçlükler sonrasında yoğun kaygı, çökkünlük ya da davranış değişiklikleri ortaya çıkabilir. Ancak her stres tepkisi uyum bozukluğu değildir. Belirtilerin bağlamı, şiddeti ve günlük yaşam üzerindeki etkisi özellikle değerlendirme sırasında dikkate alınmalıdır. Bu ayrımların amacı ergenlerin yaşantılarını etiketlemek değil, yaşadıkları güçlüğü doğru anlamak ve ihtiyaçlarına uygun desteği belirlemektir. Peki ergenlerde travma belirtileri kendini nasıl göstermektedir? Ergenlik döneminde travma belirtileri her zaman korku veya üzüntü biçiminde ortaya çıkmaz. Bazı ergenler öfkeli, huzursuz veya saldırgan davranabilir. Bazıları ise sosyal ilişkilerden kendini izole edebilir, derslere ilgisi azalabilir ya da duygularını ifade etmekte ve onlarla başa çıkmakta zorlanabilir. Uyku problemleri, dikkat güçlükleri, bedensel yakınmalar ve yoğun utanç duygusu da tabloya eşlik edebilir. Özellikle dışarıdan gözlenebilen davranışlar, altta yatan duygusal süreçlerin gözden kaçmasına neden olabilir. Örneğin okulda sık sık tartışmaya giren bir ergen yalnızca kurallara uymayan biri olarak değerlendirilebilir. Oysa bu davranışlar, kendisini tehdit altında hissettiği durumlarda ortaya çıkan bir savunma tepkisiyle ilişkili olabilir. Benzer şekilde, arkadaşlarından uzaklaşan bir ergenin ilgisiz veya isteksiz olduğu düşünülebilirken sosyal ortamlarda güven hissetmekte zorlandığı gözden kaçabilir. Bununla birlikte, bu belirtilerin hiçbiri tek başına travmaya işaret etmez. Depresyon, kaygı bozuklukları, nörogelişimsel farklılıklar, ailevi sorunlar ve başka ruhsal ya da fiziksel durumlar benzer belirtilere neden olabilir. Bu nedenle klinisyen tarafından kapsamlı bir değerlendirme yapılırken ergenin öyküsü, belirtilerin başlangıcı, yaşantılarla ilişkisi ve işlevselliği birlikte ele alınmalıdır. Erikson’un kimliğe karşı kimlik karmaşası olarak nitelendirdiği ergenlik döneminde güven duygusu, kendilik algısı ve ilişkiler oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Ergenlikte birey, kim olduğunu ve diğer insanlarla nasıl bir ilişki kurmak istediğini anlamlandırmaya çalışır. Travmatik deneyimler bu süreci karmaşıklaştırabilir. Özellikle tekrarlayan kişilerarası travmalar, ergenin kendisini değersiz, güçsüz veya suçlu hissetmesine, diğer insanları ise güvenilmez ya da tehdit edici olarak algılamasına yol açabilir. Duygularını düzenlemekte zorlanma, yakın ilişkilerde yoğun güvensizlik ve reddedilmeye karşı aşırı hassasiyet, bazı ergenlerin günlük yaşamını güçleştirebilir. Travmanın etkileri uzun süreli ve kapsamlı olduğunda, yalnızca travmatik anılar değil, kendilik algısı ve ilişkiler de klinik değerlendirmede önem kazanır. Dünya Sağlık Örgütünün ICD-11 sınıflandırmasında yer alan ancak DSM-5-TR’de yer almayan uzun süreli travmaya maruz kalma sonucu ortaya çıkan karmaşık travma sonrası stres bozukluğu, TSSB belirtilerine ek olarak duygu düzenleme, olumsuz benlik algısı ve ilişkilerde güçlüklerle karakterizedir. Ancak tekrar hatırlamakta fayda vardır ki bu özelliklerin her travma yaşayan ergende ortaya çıkması beklenmez. Travmanın türü, süresi, gelişimsel dönem ve destek kaynakları, bireysel farklılıkların anlaşılmasında önemlidir. Travma sonrasında ergenin çevresinden gördüğü destek, iyileşme sürecinde önemli bir yere sahiptir. Ergenin yaşadıklarını anlatmaya zorlanmadan dinlenmesi, duygularının küçümsenmemesi ve ihtiyaçlarının ciddiye alınması güven duygusunun yeniden kurulmasına katkı sağlayabilir. “Artık unutmalısın”, “Bunu düşünme” veya “Herkesin başına kötü şeyler geliyor” gibi ifadeler iyi niyetle söylense bile ergenin anlaşılmadığını hissetmesine neden olabilir. Bunun yerine “Bunun senin için ne kadar zor olduğunu anlamak istiyorum” veya “Hazır olduğunda seni dinleyebilirim” gibi ifadeler, kişinin kendi hızında konuşabilmesine alan açar. Ailelerin ergenin davranışlarını yalnızca disiplin çerçevesinde değerlendirmemesi de önemlidir. Kurallar ve sınırlar gerekliliğini korurken bunların tutarlı, öngörülebilir ve destekleyici biçimde uygulanması, güvenli bir ortam oluşturulmasına yardımcı olabilir. Okul psikolojik danışmanları ve öğretmenler de belirgin davranış değişikliklerini fark etme, ergeni uygun desteğe yönlendirme ve okul ortamında güven duygusunu destekleme açısından önemli bir konumdadır. Bunun yanında, devam eden istismar veya şiddet söz konusuysa öncelik yalnızca belirtileri azaltmak değil, ergenin güvenliğini sağlamaktır. Böyle durumlarda ilgili koruma ve bildirim süreçlerinin değerlendirilmesi gerekir. Travma yaşamış ergenlerle çalışırken güven ilişkisi, gelişimsel özelliklere duyarlılık ve kişinin kontrol duygusunu desteklemek temel öneme sahiptir. Ergenin yaşadıklarını anlatmaya hazır olmadığı bir aşamada ayrıntılı anlatım talep etmek, yardım sürecini zorlaştırabilir. Bunun yerine iş birliğine dayalı, öngörülebilir ve ergenin sınırlarını gözeten bir yaklaşım benimsenmelidir. Travma odaklı bilişsel davranışçı terapi gibi kanıta dayalı psikoterapi yaklaşımları, uygun klinik değerlendirme sonrasında travma belirtilerinin azaltılmasında kullanılabilir. Müdahalenin içeriği; belirtilerin şiddetine, ergenin gelişimsel ihtiyaçlarına, devam eden risklere ve mevcut destek sistemine göre belirlenmelidir. Eşlik eden depresyon, kaygı, kendine zarar verme riski veya başka güçlükler de değerlendirme sürecinin parçası olmalıdır. Psikolojik destek, yalnızca travmatik olayın anlatılmasından ibaret değildir. Ergenin duygularını tanımasına, kendisini suçlamadan yaşantısını anlamlandırmasına, güvenli ilişkiler kurmasına ve günlük yaşam üzerindeki kontrol duygusunu yeniden geliştirmesine yardımcı olmayı da içerir. Sonuç olarak ergenlik dönemindeki her güçlüğü travmayla açıklamak ne kadar hatalıysa, travmanın davranışlar üzerindeki olası etkilerini görmezden gelmek de o kadar sınırlayıcıdır. Önemli olan, ergenin yaşadıklarını tek bir belirtiye veya davranışa indirgemeden, gelişimsel ve ilişkisel bağlam içinde değerlendirebilmektir. Bazen öfkenin ardında korku, uzaklaşmanın ardında güvensizlik, sessizliğin ardında ise henüz söze dökülemeyen bir yaşantı bulunabilir. Bu olasılıkları dikkate almak, her davranışın arkasında mutlaka travma aramak anlamına gelmez. Aksine, önyargısız bir merakla dinlemek ve gerektiğinde profesyonel değerlendirmeye başvurmak anlamına gelir. Ergenlerin iyileşmesi için yaşadıklarının inkâr edilmemesi, duygularının küçümsenmemesi ve kendilerini güvende hissedebilecekleri ilişkiler kurabilmeleri önemlidir. Çünkü travmanın izleri, yalnızca ne yaşandığıyla değil, yaşantı sonrasında kişinin ne kadar destek gördüğüyle de şekillenebilir. Bir ergene sunulabilecek en önemli imkânlardan biri, yaşadığı güçlüklerin onu bütünüyle tanımlamadığını ve destek almanın mümkün olduğunu hissettirmektir. Onu yalnızca davranışlarıyla değil, o davranışların ardındaki ihtiyaçlarla birlikte görebilmek, ruh sağlığını koruma ve iyileşme sürecini destekleme yolunda önemli bir adımdır.

Kaynakça

  • 1. American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing.
  • 2. World Health Organization. (2024). Clinical Descriptions and Diagnostic Requirements for ICD-11 Mental, Behavioural and Neurodevelopmental Disorders. World Health Organization.
  • 3. Cohen, J. A., Mannarino, A. P., & Deblinger, E. (2017). Treating Trauma and Traumatic Grief in Children and Adolescents (2nd ed.). Guilford Press. 4. National Center for PTSD. PTSD and DSM-5. U.S. Department of Veterans Affairs. 5. International Society for Traumatic Stress Studies (ISTSS). Guidelines Position Paper on Complex PTSD in Children and Adolescents.
Doğa Öykü Katrancıoğlu Doğa Öykü Katrancıoğlu
Doğa Öykü Katrancıoğlu, Hacettepe Üniversitesi’nde Psikoloji bölümünden yüksek şeref öğrencisi olarak mezun olmuştur. Şu anda Medipol Üniversitesi'nde Klinik Psikoloji yüksek lisansını yapmaktadır. Lisans hayatı boyunca çeşitli derneklerde, adalet bakanlığında, ODTÜ’de ve özel kliniklerde yetişkin, ergen ve çocuk alanında stajlar yapmıştır. Psikanaliz, kabul kararlılık terapisi (ACT), toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sanat terapisi alanlarında özel ilgi duymakta ve eğitimler almaktadır. Aynı zamanda çeşitli dernekler, topluluklar, bloglar ve benzeri yapılarda gönüllü faaliyetlerde bulunmuştur. Lisansının başından beri farklı dergilerde ve dijital mecralarda psikoloji alanında özellikle psikanaliz ve algı konularında yazılar kaleme almaktadır. Aynı zamanda ortaokul öğrencilerine yönelik metinler kaleme almaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!