Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Benden Geriye Ne Kaldı? Narsistik Bir İlişkinin Görünmeyen Yaraları

Cansu Başer Yazar: Cansu Başer
5 dk.okuma süresi
Benden Geriye Ne Kaldı? Narsistik Bir İlişkinin Görünmeyen Yaraları

Bir başkasını anlamaya çalışırken kendine yabancılaşan insanın hikâyesi.

“Bir başkasının seni sevmediğini anlamak acıtır; fakat onun yanında kendini sevmeyi unuttuğunu fark etmek çok daha derindir.”

İnsan bazen bir ilişkiden ayrılır ama ilişkinin içinden çıkamaz. Telefon numarasını siler, fotoğrafları kaldırır, ortak anıları geride bırakmaya çalışır. Yine de zihninde aynı konuşmalar dönüp durur. Söylenen cümleleri yeniden düşünür, geçmişteki tartışmalara farklı cevaplar verir, keşke dediği anları tekrar tekrar yaşar. Çünkü bazı ilişkiler sona erdiğinde bile insanın kendiyle kurduğu ilişkinin içinde yaşamaya devam eder.

Ben de bir zamanlar böyle bir ilişkinin içindeydim. Başlangıçta kendimi çok özel hissetmiştim. Anlaşıldığımı, seçildiğimi ve nihayet birinin beni bütün yönlerimle kabul ettiğini düşünüyordum. Zamanla bu kabulün yerini koşullar aldı. Daha az konuşmalı, daha az itiraz etmeli, daha fazla anlayış göstermeliydim. Onun huzuru için kendi huzurumdan vazgeçmek, farkında olmadan ilişkimdeki temel sorumluluğum hâline gelmişti.

Bir süre sonra kendime ait duygularım bile tartışmaya açık hâle geldi. Üzüldüğümde fazla hassas, kızdığımda problemli, uzaklaştığımda ilgisizdim. Ne yaparsam yapayım yanlış bir yerde duruyordum. En sonunda kendime şu soruyu sormaya başladım: Gerçekten sorun bende miydi?

Narsistik özelliklerin belirgin olduğu ilişkilerde karşı tarafın ihtiyaçlarının ve duygularının sürekli ön plana çıkması, diğer kişinin ihtiyaçlarının ise değersizleştirilmesi görülebilir. Bu ilişkilerde küçümseme, suçlama, kontrol etme ve psikolojik manipülasyon gibi davranışlar zamanla kişinin benlik algısını zedeleyebilir. Özellikle gaslighting, kişinin kendi anılarına, algısına ve değerlendirmelerine duyduğu güveni aşındırabilir. Kişi bir süre sonra yaşadığı olayları hatırlamaktan çok, hatırladıklarının doğru olup olmadığını sorgulamaya başlar.

En ağır tarafı, yaşadıklarımın dışarıdan her zaman anlaşılabilir olmamasıydı. Bazen insanlar neden hâlâ o ilişkide olduğumu soruyordu. Oysa ben de kendime aynı soruyu soruyordum. Gitmek istiyor ama özlüyordum. Kırılıyor ama özür bekliyordum. Uzaklaşmaya çalışıyor ama küçücük bir yakınlık gösterisinde yeniden umutlanıyordum.

Bu çelişki, zarar verici ilişkilerde görülebilen travmatik bağlanma süreçleriyle açıklanabilir. İncitici davranışların ardından gelen sevgi gösterileri, özürler ve yakınlaşmalar kişide güçlü bir duygusal bağlılık yaratabilir. Böylece kişi, kendisine iyi gelmeyen bir ilişkinin düzelebileceği ihtimaline tutunur. Bazen özlediği şey karşısındaki insan değil, onun bir gün yeniden dönüşmesini beklediği kişidir. Belki de bu yüzden ayrılmak, yalnızca bir insandan uzaklaşmak değil, gerçekleşmesini beklediğin bir geleceğe de veda etmektir.

İlişki boyunca kendi ihtiyaçlarımı ertelemeyi o kadar normalleştirmiştim ki ayrılığın ardından ne istediğimi bile hatırlamakta zorlandım. Bir restoranda yemek seçerken, hafta sonumu planlarken ya da bir konuda fikir belirtirken bile kararlarımı sorguluyordum. Sanki yanlış bir tercih yaparsam yeniden eleştirilecekmişim gibi hissediyordum. Oysa artık hayatımda değildi. Fakat onun yanında geliştirdiğim savunma biçimleri benimle kalmıştı. İlişkinin görünmeyen yarası belki de tam olarak buydu: Karşımdaki insan gitmişti ama onun yanında öğrendiğim kendimden şüphe etme alışkanlığı hâlâ oradaydı.

Ayrılık geldiğinde ise bu kez başka bir mücadele başladı. Artık kendimi ona açıklamak zorunda değildim ama kendime açıklamaya devam ediyordum. Neden sustuğumu, neden kaldığımı, neden bazı şeyleri görmezden geldiğimi anlamaya çalışıyordum. Geçmişteki kendime kızıyordum. Oysa o günlerde yapabildiğim tek şey, sahip olduğum duygusal kaynaklarla ayakta kalmaya çalışmaktı.

İyileşme, kendini suçlamayı bırakabilmekle başlar. Narsistik bir ilişkinin ardından kişi çoğu zaman yalnızca karşısındaki insana değil, geçmişteki kendisine de öfke duyar. Neden daha önce gitmediğini, neden bazı davranışlara izin verdiğini, neden sustuğunu sorgular. Oysa geçmişte verilen kararları bugünün farkındalığıyla yargılamak, kişinin kendisiyle kurduğu bağı daha da zedeleyebilir. İyileşme, geçmişteki benliğini suçlamak yerine onu anlamaya çalışmakla mümkün hâle gelir. Yaşananları bir başarısızlık olarak değil, kişinin kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve değerini yeniden keşfettiği bir süreç olarak değerlendirmek bu dönüşümün önemli bir parçasıdır.

Bugün geriye bakıldığında anlaşılması gereken en önemli şey şudur: Birini sevmek, kendinden vazgeçmenin bedeli olmamalıdır. Bir ilişkinin sona ermesi, kişinin değerinden bir şey eksiltmez. Başkasının davranışları nedeniyle zedelenen benlik algısı yeniden inşa edilebilir; kaybedildiği düşünülen güven, zamanla yeniden kazanılabilir.

Bu noktada yeniden kendine güvenmek, yalnızca geçmişi geride bırakmak değil, gelecekte kurulacak ilişkilerde kendi sesini koruyabilmektir. Çünkü sağlıklı bir yakınlık, insanın kendisinden eksilmesini değil, kendisi olarak var olabilmesini gerektirir. Her kayboluş, yeniden bulunmanın ihtimalini de içinde taşır.

Çünkü insan bazen bir başkasının hayatından çıkarken kendi hayatına geri dönmeyi öğrenir. Ve belki de iyileşmenin en gerçek hâli, bir daha hiç incinmemek değil; incindiğinde kendini terk etmemektir.

Cansu Başer Cansu Başer
Cansu Başer, psikoloji lisans eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamlamış, insan davranışlarını çocukluktan yetişkinliğe uzanan gelişimsel bir perspektifle ele alan psikolog ve yazardır. Çocuk, ergen ve yetişkin psikolojisine duyduğu ilgi doğrultusunda bireylerin duygusal dünyalarını, davranış örüntülerini ve ilişkilerini anlamaya odaklanmaktadır. Çalışmalarında her davranışın ardındaki ihtiyacı keşfetmenin ve bireyin deneyimlerini kendi yaşam öyküsü içinde değerlendirmenin önemini benimser. Yazılarında psikolojik kavramları bilimsel temellerinden uzaklaşmadan, anlaşılır ve düşündürücü bir dille ele alarak okuyucuyu kendisiyle, geçmişiyle ve ilişkileriyle yeniden düşünmeye davet eder. Amacı, psikolojiyi yalnızca sorunların çözümüne yönelik bir alan olarak değil, insanın kendini tanıma ve yaşamıyla daha anlamlı bir ilişki kurma yolculuğu olarak görünür kılmaktır.
Psikolog Rehberi Psikolog · Ümraniye, İstanbul · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!