Salı, Eylül 29, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Partnerinize Değil, Geçmişinize Tepki Veriyor Olabilir misiniz?

İnsan hayatı boyunca pek çok şeyi geride bıraktığını düşünür. Büyüdüğü evi, eski okul sıralarını, çocukluk sokaklarının tanıdık seslerini ve zamanla unutulduğunu sandığı kırgınlıkları… Yaş ilerledikçe kendi hayatının iplerini eline aldığını, seçimlerini özgürce yaptığını ve geçmişin üzerindeki etkisini geride bıraktığını düşünmek oldukça doğaldır. Fakat yetişkinliğin en güçlü aynalarından biri olan romantik ilişkiler, geçmişte kaldığını sandığımız bazı duyguların bugün hâlâ bizimle olduğunu gösterebilir.

Bir akşam partnerinizle yaşadığınız sıradan bir fikir ayrılığını düşünün. Belki mutfakta biriken bulaşıklar, geciken bir mesaj ya da partnerinizin ses tonundaki küçücük bir değişiklik… Dışarıdan bakıldığında üzerinde uzun süre durulmayacak bir durum, içinizde beklenmedik ölçüde yoğun bir duygu yaratabilir. Bir anda kabuğunuza çekilebilir, aranıza görünmez duvarlar örebilir ya da anlaşılabilmek için öfkeyle kendinizi savunmaya başlayabilirsiniz.

Peki o anda yaşadığınız duygu gerçekten yalnızca bugüne mi aittir?

Bazen yetişkinlikte verdiğimiz tepkilerin içinde, geçmiş ilişkilerimizden öğrendiğimiz anlamlar da bulunabilir. Çocukluk döneminde ailemizle ve bakım verenlerimizle yaşadığımız deneyimler; kendimiz, başkaları ve yakın ilişkiler hakkında bazı temel düşüncelerin oluşmasına katkıda bulunur. Sevginin nasıl gösterildiği, ihtiyaçlarımızın nasıl karşılandığı, hata yaptığımızda nasıl karşılandığımız ve evdeki duygusal atmosfer, ilerleyen yıllarda ilişkilerimizi algılama biçimimize eşlik edebilir.

Örneğin çocukken sevginin başarıya, uyuma veya “uslu bir çocuk” olmaya bağlı olduğunu hisseden biri, yetişkinlikte sevilebilmek için sürekli veren taraf olması gerektiğine inanabilir. Partnerinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyabilir, hayır demekte güçlük yaşayabilir ve ilişkinin devamlılığını kendi çabasıyla sağlamaya çalışabilir. Çünkü geçmişten gelen bir öğrenme ona şunu söylüyor olabilir: “Yeterince iyi olursam, yeterince verirsem sevgiyi kaybetmem.”

Başka bir çocuk, anne babasının öfke patlamaları arasında büyümüş olabilir. Evde huzurun ne zaman bozulacağını kestiremeyen bu çocuk, çevresindeki insanların yüz ifadelerini ve ses tonlarını sürekli takip etmeyi öğrenebilir. Yetişkin olduğunda partnerinin kaşını bir anlığına çatmasını, daha kısa bir cevap vermesini veya sessiz kalmasını bile bir uzaklaşma işareti olarak algılayabilir. Henüz ortada gerçek bir kopuş yokken zihni çoktan kaybetme ihtimaline odaklanabilir.

Bir başka kişi ise bunun tam tersini yaşayabilir. Çocukken ihtiyaçlarını dile getirdiğinde karşılık bulamadıysa, yetişkinlikte kimseden bir şey istememeyi öğrenebilir. Yakınlık arzuladığı hâlde duygularını paylaşmayabilir. Kırıldığında konuşmak yerine geri çekilebilir. Böylece kendisini incinmekten koruduğunu düşünürken, ilişki içinde giderek daha fazla mesafe oluşturabilir.

İlişkilerde dikkat çekici olan bir başka nokta da tanıdık ilişki örüntülerine yönelme eğilimidir. Çocuklukta kendisini yetersiz hissettiren, sürekli eleştiren veya sevgisini koşullara bağlayan bir ebeveynle büyüyen kişi, yetişkinlikte de onayını kazanmak için sürekli çaba göstereceği kişilere çekilebilir. Bu, bilinçli olarak seçilmiş bir döngü değildir. Bazen zihin, sağlıklı olandan önce tanıdık olana yönelmeye eğilim gösterebilir.

Böylece kişi farkında olmadan aynı hikâyeyi farklı insanlarla yeniden yaşayabilir: “Bu defa beni sevecek.” “Bu defa yeterli olduğumu göstereceğim.”

“Bu defa kabul edileceğim.”

Ancak geçmişten taşınan beklentiler fark edilmediğinde, ilişkinin kişileri değişse bile duygusal senaryo benzer kalabilir.

Bu nedenle ilişkilerimizde tekrar eden döngülere yalnızca “Neden böyle davranıyorum?” diye bakmak yerine, “Bu tepki bana neyi hatırlatıyor?” sorusunu sormak önemli bir başlangıçtır.

Örneğin partneriniz geciken bir mesaj nedeniyle size açıklama yaptığında içinizde beklenmedik bir terk edilme korkusu yükseliyorsa, yalnızca partnerinizin davranışına değil, bu korkunun sizdeki geçmişine de bakabilirsiniz. Ya da bir tartışmada aniden tamamen kapanıyorsanız, belki de bugünkü konuşmadan çok daha eski bir “Duygularımı gösterirsem incinirim.” öğrenmesi devreye giriyordur. Buradaki amaç geçmişi suçlamak ya da bugün yaşadığımız her şeyin sorumluluğunu çocukluğumuza bırakmak değildir. Asıl mesele, geçmişten gelen örüntüleri fark edebilmek ve bugün verdiğimiz tepkilere daha yakından bakabilmektir.

Çünkü yetişkin olmak, çocuklukta eksik kalan her şeyi geçmişte tamamlamak anlamına gelmez. Bugün kendi ihtiyaçlarımızı fark edebilmek, duygularımızı ifade edebilmek, sınırlarımızı koruyabilmek ve yakınlık kurarken kendimizden uzaklaşmamaktır.

Bazen partnerimizle yaşadığımız bir tartışmada yalnızca bugünün iki insanı konuşmaz. Geçmişte öğrenilmiş anlamlar da o anın içine karışabilir. Bugünkü bir sessizlik, yıllar önce yaşanan bir yalnızlığın duygusuna dokunabilir. Küçük bir mesafe, geçmişte hissedilen reddedilmeyi hatırlatabilir. Bugün duyduğumuz tek bir cümle, yıllar önce duyduğumuz başka bir cümlenin bıraktığı duyguyu yeniden harekete geçirebilir.

Tam da bu nedenle ilişkilerimizde kendimize bazen şu soruyu sormak anlamlıdır: “Şu anda yaşadığım duygu yalnızca bugüne mi ait, yoksa geçmişten tanıdığım bir yere mi dokunuyor?”

Bu sorunun cevabı, kendimizi suçlamak için değil; kendimizi daha iyi anlamak için önemlidir.

Çünkü geçmiş bugünümüzü etkileyebilir, fakat bugünümüz yalnızca geçmişin devamı değildir. Geçmişte öğrendiğimiz sevgi biçimlerini, korkuları ve ilişki kalıplarını fark ettiğimizde, onları olduğu gibi taşımak yerine yeniden değerlendirebiliriz.

Bugün aynaya baktığınızda karşınızda yalnızca geçmişte yaşadıklarının izlerini taşıyan o çocuk yok. Yaşadıklarını anlamlandırabilen, ihtiyaçlarını fark edebilen ve kendi seçimlerini yapabilen bir yetişkin var.

Belki de değişimin başladığı yer tam olarak burasıdır: Geçmişi silmek değil, geçmişin bugün hayatımızda hangi cümlelerle konuştuğunu fark etmek.

Çünkü geçmiş, hikâyemizin bir parçasıdır; fakat hikâyenin tamamı değildir. Bugün kurduğumuz ilişkilerde verdiğimiz her tepki, geçmişten gelen bir yankı olmak zorunda değildir. Bazen aynı duygunun içinden geçerken bile ona bambaşka bir anlam verebilir, kendimizle ve sevdiğimiz insanlarla kurduğumuz ilişkiyi yeniden şekillendirebiliriz.

Ve belki yetişkinliğin en kıymetli tarafı da budur: Geçmişte bize öğretilen sevgiyle yetinmek yerine, bugün nasıl sevilmek ve nasıl sevmek istediğimizi fark edebilmek.

İrem Ayvaz
İrem Ayvaz
İrem Ayvaz, alanında yetkin bir psikolog ve deneyimli bir aile danışmanıdır. Bireysel, çift, ergen ve eğitim danışmanlığı gibi geniş bir yelpazede profesyonel hizmet sunan Ayvaz, bilişsel davranışçı terapi, evlilik terapisi ve gençlerde cinsel yönelim konularında kendisini geliştirmiştir. Lisans ve lisansüstü eğitimlerini başarıyla tamamlayan Ayvaz, adli psikoloji, üstün zekalı çocuklar ve travma terapisi gibi önemli konularda kendini sürekli geliştirmekte ve alanındaki en güncel literatürü takip etmektedir. Birçok saygın kurum ve kuruluşla iş birliği yaparak sosyal sorumluluk projelerinde yer alan Ayvaz, Kalben Derneği ve Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü gibi prestijli kurumlarla önemli projelere imza atmıştır. Aynı zamanda, psikoloji ve kişisel gelişim üzerine yazdığı makalelerle dijital mecralar ve gazete köşelerinde ulaştığı kitleyle, topluma değerli katkılar sağlamıştır. Psikolojiyi herkesin anlayabileceği bir dilde sunma misyonuyla, bilgi ve deneyimlerini insanlara ulaşılabilir bir şekilde aktarmayı sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar