Romantik ilişkiler yalnızca iki insan arasında kurulmaz. İçinde yaşadığımız toplum, aile, arkadaş çevresi ve medya; ilişkilerden ne beklediğimizi ve bazı davranışları nasıl yorumladığımızı etkiler. Özellikle sosyal medyanın hayatımıza bu kadar yerleşmesiyle birlikte ilişki kültürü de ciddi biçimde değişti.
Filmlerden dizilere, şarkılardan sosyal medya içeriklerine kadar romantik ilişkiler belirli kalıplar üzerinden anlatılıyor. Bu içerikler bize doğrudan ne yapmamız gerektiğini söylemese de bazı davranışları sürekli görünür kılarak onları normal, romantik veya arzu edilir hâle getirebiliyor. Sosyal psikolojide gözlem yoluyla öğrenme de insanların yalnızca kendi deneyimlerinden değil, başkalarını gözlemleyerek de öğrenebildiğini gösteriyor.
Örneğin kıskançlık uzun yıllar boyunca romantik ilişkilerde sevginin bir göstergesi olarak sunuldu. Bugün ise aynı davranış çoğu zaman kontrolcülük veya toksiklik üzerinden değerlendiriliyor. Buradaki değişim yalnızca davranışın kendisinde değil, ona yüklediğimiz anlamda da ortaya çıkıyor.
Benzer şekilde “love bombing” gibi psikolojik kavramların sosyal medyada yaygınlaşması, insanların bazı ilişki dinamiklerini tanımasına yardımcı olabiliyor. Ancak bir kavram popülerleştiğinde bağlamından koparılması da mümkün. Her yoğun ilgi love bombing olmadığı gibi, her kıskançlık da tek başına sağlıksız bir ilişkinin göstergesi değil.
Bu noktada standartlar konusu önem kazanıyor.
Kendine saygı duymak, sınırlarını bilmek ve kötü muameleyi kabul etmemek elbette önemli. Fakat kendi standartlarımız ile medyanın bize sunduğu ilişki beklentilerini birbirinden ayırmak gerekiyor. Çünkü sosyal medya yalnızca “neyi kabul etmemeliyiz?” sorusuna cevap vermiyor; aynı zamanda “nasıl sevilmeliyiz?” sorusuna da sürekli cevap üretiyor.
Kendi sınırlarımızı belirlemek ile bize satılan ilişki idealini satın almak aynı şey değil. Birinin bize kötü davranmasını kabul etmemek başka bir şey; partnerimizin belirli bir romantik performansı sergilemesini beklemek başka. Kendine değer vermek başka bir şey; değerini sürekli olarak karşındaki insanın sana sunduğu deneyimle ölçmek başka.
Medyanın ilişkiler üzerindeki etkisi belki de tam olarak burada ortaya çıkıyor: Bize kiminle birlikte olmamız gerektiğini söylemekten çok, bir ilişkinin nasıl hissettirmesi gerektiğine dair bir beklenti yaratıyor. Bir ilişkinin nasıl görünmesi gerektiğine dair beklentiler arttıkça, gerçek ilişkiler de bu beklentilerle karşılaştırılabiliyor. Sosyal karşılaştırma açısından bakıldığında bu oldukça anlaşılır: İnsanlar kendi durumlarını değerlendirmek için başkalarını referans alabiliyor. Ancak sosyal medyada gördüğümüz ilişkiler, ilişkilerin tamamı değil; seçilmiş anları.
Bu nedenle mesele medyanın ilişkileri tamamen “mahvetmesi” değil. Medyanın ilişki kültürünü şekillendiren güçlü bir unsur hâline gelmesi.
Üstelik bunun yalnızca olumsuz sonuçları yok. İstismar, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sınırlar ve sağlıklı iletişim gibi konuların daha fazla konuşulması önemli bir kazanım. Sorun, bu farkındalığın zaman zaman hazır ilişki reçetelerine dönüşmesi.
Çünkü gerçek ilişkiler birkaç davranıştan veya internet jargonundan ibaret değil. Aynı davranış farklı ilişkilerde farklı anlamlar taşıyabilir. Bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını anlamak için davranışın bağlamına, sürekliliğine ve iki insan arasındaki iletişime bakmak gerekir.
Bu yüzden belki de romantik ilişkiler konusunda ihtiyacımız olan şey daha fazla kural değil, daha fazla eleştirel düşünme.
Kendi sınırlarımızı bilmek kadar, bu sınırların ve beklentilerin nereden geldiğini de sorgulamak önemli.
Çünkü medya bize kiminle sevgili olmamız gerektiğini söylemeyebilir. Ama neyi romantik, neyi normal, neyi problemli ve neyi arzu edilir bulduğumuzu etkileyebilir.

