Günlük yaşamda birçok duygu, düşünce ve davranışı normal olarak kabul ederiz. Sürekli olarak yorgun hissetmek, aniden içsel bir huzursuzluk duymak, her şeyi kontrol etme isteği duymak ya da aklımızdan geçen düşüncelerden rahatsız olmak… Bunların çoğu o kadar tanıdık gelir ki, sorgulamadan hayatımıza katılır. Fakat bazı normal olarak düşündüğümüz durumlar, aslında zihnimizin gönderdiği sessiz uyarılar olabilir.
Toplumda ruh sağlığı genellikle ya çok iyi ya da ciddi bir sorun var biçiminde değerlendirililir. Arada kalan gri alan çoğunlukla göz ardı edilir. Oysa ruhsal sıkıntıların çoğunluğu bu gri alanda yaşanır. Birey, işine gidip sosyal ilişkilerini yürütürken gülümsese de zihninde sürekli bir huzursuzluk dolaşır. Bu huzursuzluk zamanla o kadar alışılmış hale gelir ki, kişi bunu kendi kimliğinin bir parçası sanmaya başlar.
Zihinsel Yüklerin Gizli Maskesi: “Ben Hep Böyleyim”
“Ben hep böyleyim” ifadesi, çoğu zaman fark edilmeden taşınan ruhsal yüklerin üzerini kapatır. Sürekli tetikte olmak, potansiyel tehlikeleri düşünmek ya da en küçük olasılıkları bile defalarca zihinde gözden geçirmek, kişinin sorumluluk hissi gibi algılayabileceği bir durumdur. Ancak bu, beynin tehdit algılama mekanizmasının aşırı derecede çalıştığını gösterebilir. Zihin, bizi korumaya çalışırken dinlenmeyi ihmal etmiş olabilir.
Birçok insan aklından geçen düşünceler yüzünden kendisini eleştirir. “Bunu neden düşünüyorum?”, “Demek ki içimde kötü bir şey var” gibi düşünceler oluşturabilir. Ancak düşünceler her zaman niyet veya karakterin bir yansıması değildir. Zihin bazen rastgele, bazen de korkular üzerinden düşünceler meydana getirir. Bu düşüncelerle savaşmak, onları bastırmak veya görmezden gelmek genellikle onları daha da güçlendirir.
Güçlü Görünme Zorunluluğu ve Kontrol Döngüsü
Normal saydıklarımızdan biri de sürekli güçlü olma zorunluluğudur. Yorulmak, duygusal olarak tükenmek ya da yardım talep etmek birçok kişi için “zayıflık” olarak değerlendirilir. Bu nedenle insanlar, içsel çatışmalarını uzun süre kendilerine bile itiraf edemezler. Oysa ruh sağlığı, sürekli iyi hissetmek değil; zorlandığında bunu anlayabilmek ve destek istemek için cesaret gösterebilmektir.
Kontrol ihtiyacı da sıkça normalleştirilen başka bir konudur. Kapıyı birkaç kez kontrol etmek, mesajları tekrar okumak, “ya bir şey eksikse” düşüncesiyle zihni meşgul etmek… Başlangıçta küçük önlemler gibi görünen bu davranışlar zamanla zihinsel bir zorunluluk halini alabilir. Kişi kontrol ettikçe rahatlar, rahatladıkça kontrole devam eder. Bu kısır döngü fark edilmediğinde yaşamın doğal bir parçasıymış gibi kabul edilir.
Bastırılan Duyguların Bedensel Yankısı
Duyguları bastırmak da normal saydıklarımız arasında yer alır. Üzülmemek için konuyu değiştirmek, ağlamamak için güçlü görünmeye çalışmak ya da öfkeyi yok saymak… Oysaki bastırılan her bir duygu, zihnin bir başka köşesinde kendine yer bulur. Bazen bedensel belirtilerle, bazen kaygıyla, bazen de aniden gerçekleşen patlamalarla açığa çıkar. Zihin, ifade edilemeyen duyguları farklı yollarla görünür kılmaya çalışır.
Ruh sağlığında farkındalık, normal kabul edilen bu alanları yeniden değerlendirmekle başlar. Kendimize şu soruları sormak önemli bir adımdır:
-
Gerçekten böyle miyim yoksa uzun zamandır zorluk mu çekiyorum?
-
Bu düşünceler bana mı ait, yoksa zihnimin otomatik tepkileri mi?
-
Kendime gösterdiğim şefkati başkalarına da gösterebilir miyim?
Normal saydıklarımızı sorgulamak, bir sorun aramak anlamına gelmez. Aksine, kendimizi daha iyi tanımak demektir. Ruhsal denge, her şeyin yolunda gitmesi değil; yolunda gitmeyen şeylerin farkında olabilme yeteneğidir. Bazen en iyi yapabileceğimiz şey, “bu benim normim” demek yerine “ben ne hissediyorum?” diye durup düşünmektir.
Çünkü belirli alışkanlıklar, düşünceler ve hisler bize aşina olduğu için normal olarak algılanır. Ancak aşina olduğumuz her şey sağlıklı olmayabilir. Ruh sağlığı, bu noktadan itibaren başlar: Normal olarak kabul ettiğimiz şeyler arasından, gerçekten bizlere iyi gelenleri ayırt edebildiğimizde.


