Perşembe, Eylül 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sosyal Medyanın Görünmez Yüzü: Maskeli Hayatlar

Hızla gelişen teknolojiyle birlikte duygularımızı daha az yaşamakta ve ekran başında geçirdiğimiz süre giderek artmaktadır. İçerikler arasında kaydırarak geçirilen bu zamanlar, bireyi kendi benliğinden uzaklaştırmaktadır. Ekranda görünen kusursuz ve mutlu hayatlar, mutlu ilişkiler bireyi olumsuzluğa sürüklemekte; “Neden benim hayatım böyle değil?” düşüncesine sebep olmaktadır.

Jung’a göre hepimiz hayatta birtakım personalara sahibizdir. Persona, bireyin toplum tarafından kabul görmek için taktığı maskeleri ifade eder. Persona bireyin topluma uyumunu kolaylaştırırken, aşırı kullanımı bireyi kendi öz kişiliğinden ve benliğinden uzaklaştırır. Sosyal medyada da birey, daha fazla beğeni almak ve toplum tarafından yadırganmamak için benzer maskeler takmakta; mutlu olmasa bile her şey yolundaymış gibi görünmektedir.

Bireyin kendine dair duygu, düşünce ve davranışlarının tamamına benlik denir. Benlik; gerçek benlik ve ideal benlik olmak üzere ikiye ayrılır. Gerçek benlik bireyin sahip olduğu somut özellikleri kapsarken, ideal benlik olmak istediği kişiyi ifade eder. Gerçek benlik ile ideal benlik arasındaki fark arttıkça, bireyin kendine yabancılaşması da kaçınılmaz hale gelir. Sosyal medya, bireyin sahip olmadığı şartları var gibi göstererek bu makası daha da açar.

İçinde yaşadığımız toplum ve aile yapısı da bu maskelenmiş hayatların temelini oluşturur. Çocukluktan itibaren sürekli hor görülen, duyguları görülmeyen veya aşağılanan bireyler, ileriki yaşamlarında onay görmek için çok daha fazla çaba sarf ederler. Bu çaba onları olmaları gereken kişiden daha da uzaklaştırır ve sürekli mutlu görünme zorunluluğunu doğurur.

Yaşanılan çevre ve kurulan sosyal ilişkiler de maskelenmiş hayatları besler. Çevresinde sürekli sosyal medya kullanan insanları gören birey, başlangıçta istemese de topluma uyum sağlamak ve dışlanmamak için bu platformları kullanmaya başlar.

Bireyin kendine dair kendilik algısı da sosyal medya üzerinde belirleyici bir yere sahiptir. Kendiyle barışık olan ve olumlu düşüncelere sahip bireyler bu sürece daha mesafeli durabilirken; kendini olduğumuz gibi kabul edemeyen ve olumsuz iç seslere sahip olanlar daha çok maske takma ihtiyacı duyar.

Bireylerin kapıldığı “Neden benim hayatım böyle değil?” düşüncesi, kişiyi zamanla toplumdan uzaklaştırmakta ve izole bir yaşam sürmesine sebep olmaktadır. Bu kısır döngü, bireylerde kaygı bozuklukları ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların görülme sıklığını artırmaktadır.

Bu durumu aşmak için öncelikle sahip olduğumuz sahte ve otomatikleşmiş düşünceleri gerçekçi düşüncelerle değiştirmeliyiz. Eğer sosyal medya bize zarar veriyorsa, kullanımı kademeli olarak azaltmaya çalışmalıyız. Gün içinde ekransız geçireceğimiz zamanlar için kendimize alanlar açmalı; bu alanlarda kendi iç sesimizi dinlemeli ve kendimize dair olumlu, yapıcı düşünceler oluşturmalıyız. Kendi başımıza olumlu bir içsel diyalog kurmakta zorlanıyorsak, bu süreçte mutlaka profesyonel bir destek almalıyız.

Unutmayınız ki yaşanılan her hayatın görünmeyen bir yüzü, görünen her hayatın bilinmeyen bir tarafı bulunmaktadır; önemli olan kendi hayatımızı güzelleştirmektir.

Edanur Ceylan
Edanur Ceylan
Edanur Ceylan, Mardin Artuklu Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Lisans eğitimi sürecinde çeşitli alanlarda gözlemler yapmış ve Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kısa süreli bir staj deneyimi edinmiştir. Rehabilitasyon merkezinde özel çocuklar ile aktif bir şekilde çalışmaktadır. Psikolojiyi sade ve anlaşılır bir dille aktarmayı amaçlayan Ceylan, yazılarında bireylerin psikolojik farkındalığını artırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar