Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Müziğin Hafızamız, Kimliğimiz ve Birbirimizle Kurduğumuz Bağlar Üzerindeki Etkisi

Melis Kümbetlioğlu Yazar: Melis Kümbetlioğlu Uzman Yazar
9 dk.okuma süresi
Müziğin Hafızamız, Kimliğimiz ve Birbirimizle Kurduğumuz Bağlar Üzerindeki Etkisi

Bir konser alanı düşünün… Yüzlerce insan, aynı şarkının ilk notalarıyla birlikte heyecanlanıyor; kimi dans ediyor, kimi şarkının sözlerini bağıra çağıra söylüyor, kimi gözlerini kapatıp müziğin içinde kayboluyor. Dikkat çekici olan ise yalnızca sahnedeki müzik değil, insanların yüzlerinde beliren ortak mutluluk.

Blue grubunun 25. yıl turnesi kapsamında verdiği konserlerden birinde böyle bir manzarayla karşılaştım. Ortaokul ve lise yıllarımda büyük bir hayranlıkla dinlediğim grubun şarkılarını yıllar sonra yine ezbere söyleyebildiğimi fark ettim. Bir zamanlar odasında Blue şarkıları dinleyen o genç kızın, yıllar sonra aynı şarkıları binlerce kişiyle birlikte söyleyeceğini kim tahmin edebilirdi?

Konser alanında benim gibi 30'lu yaşlarında pek çok kadın vardı. Şarkılar başladığında dans eden, zıplayan, bağıra çağıra eşlik eden ve birkaç saatliğine gündelik hayatın telaşından uzaklaşmış gibi görünen kadınlar… Konser sonrasında sosyal medyada karşıma çıkan "İçimdeki kız çocuğu çok mutlu", "12 yaşındaki hâlim mutluluktan uçuyor" gibi paylaşımlar dikkatimi çekti. Görünen o ki yalnızca ben değil, pek çok kişi o akşam geçmişteki kendisiyle yeniden karşılaşmıştı.

Peki, yıllar önce hayatımızın bir dönemine eşlik eden bir müzik grubu bizi bugün nasıl bu kadar güçlü duygularla buluşturabiliyor? Bir şarkının ilk notaları, yalnızca melodisini hatırlamamızı değil, geçmişteki kendimizle yeniden karşılaşmamızı da sağlayabilir mi?

Bazı Şarkılar Zamanı Geri Sarar

Hepimizin hayatında özel bir yere sahip olan şarkılar vardır. İlk gençlik yıllarında dinlediğimiz bir melodi, yıllar sonra yeniden karşımıza çıktığında bizi yalnızca o günlere götürmez; o dönemde kim olduğumuzu, neler hissettiğimizi ve hayatı nasıl deneyimlediğimizi de hatırlatabilir.

Blue'un popüler şarkılarını dinlediğimde hissettiklerim bunun güzel bir örneği. Breathe Easy şarkısıyla kaç kere ağladığımı, One Love, All Rise, Bubblin' ya da Too Close gibi hareketli şarkılar başladığında ise nasıl coşkuyla dans ettiğimi sanki dünmüş gibi hatırlıyorum. Aynı grubun şarkıları, bir yandan gençlik yıllarımın hüzünlerine, diğer yandan heyecanlarına ve mutluluklarına eşlik etmiş.

Aslında müziğin hafızamızla kurduğu ilişki tam da burada anlam kazanıyor. Psikolojide otobiyografik bellek olarak adlandırılan kişisel geçmişimize ilişkin anılarımız, müzik aracılığıyla yeniden canlanabiliyor. Bir melodi, yıllar önce yaşadığımız bir anıyı, o anıya eşlik eden duyguyu ve hatta o dönemdeki benlik algımızı hatırlamamıza yardımcı olabiliyor.

Özellikle ergenlik ve erken yetişkinlik döneminde dinlenen müziklerin yaşam boyu güçlü duygusal çağrışımlar taşıyabildiği biliniyor. Bellek araştırmalarında reminiscence bump olarak adlandırılan olgu da yetişkinlerin yaşam öykülerini hatırlarken ergenlik ve erken yetişkinlik dönemine ait anılara daha fazla yer verebildiklerini açıklıyor. Müzik, bu döneme ait anıları harekete geçiren önemli ipuçlarından biri olabiliyor (Kudaravalli vd., 2024).

Bunun bir nedeni, ergenlik döneminin kimlik gelişimi ve sosyal ilişkiler açısından oldukça önemli bir dönem olması olabilir. Arkadaşlıklar, ilk heyecanlar, hayranlıklar, hayaller ve kendimizi keşfetme sürecimiz… Dinlediğimiz müzikler de bütün bu deneyimlerin bir parçası hâline gelebiliyor. Böylece bazı şarkılar zaman içinde yalnızca müzik olmaktan çıkıp kişisel tarihimizin bir parçasına dönüşüyor.

Belki de bu yüzden yıllar sonra Breathe Easy çaldığında yalnızca bir şarkı dinlemiyorum. O şarkıyı ilk dinlediğim yaşımı, o zamanki duygularımı ve henüz yaşayacak çok şeyi olduğunu düşünen genç hâlimi de hatırlıyorum.

Aynı Şarkıda Buluşmak: Müziğin Sosyal Gücü

Bir konser alanında birbirini tanımayan yüzlerce insanın aynı anda dans ettiğini, aynı sözleri söylediğini ve benzer duygularla heyecanlandığını düşünelim. Birbirinden farklı yaşamları, deneyimleri ve hikâyeleri olan bu insanlar, birkaç saatliğine ortak bir deneyimin parçası oluyor.

Sosyal psikoloji açısından bu manzara oldukça anlamlı. Sosyal kimlik kuramına göre bireyler kendilerini yalnızca kişisel özellikleri üzerinden değil, ait oldukları gruplar aracılığıyla da tanımlayabiliyor. Müzik tercihleri, belirli sanatçılara duyulan hayranlık ve ortak kültürel deneyimler de bu aidiyetin oluşmasına katkıda bulunabiliyor (Tajfel ve Turner, 1979).

Blue konserindeki kadınları izlerken dikkatimi çeken şey de buydu. Birbirini tanımayan insanlar, aynı şarkı başladığında birbirlerine gülümsüyor, birlikte dans ediyor ve şarkıların sözlerini hep bir ağızdan söylüyordu. Aralarında önceden kurulmuş bir tanışıklık bulunmasa da ortak bir geçmişin ve müzik zevkinin yarattığı yakınlık hissedilebiliyordu.

Bu deneyimi açıklamak için sosyolojideki kolektif coşku (collective effervescence) kavramından da yararlanabiliriz. Émile Durkheim tarafından ortaya konan bu kavram, insanların ortak bir etkinlik çevresinde bir araya geldiklerinde yaşadıkları yoğun heyecanı, enerjiyi ve birliktelik hissini ifade ediyor. Bireysel olarak yaşanan bir duygu, başkalarıyla paylaşıldığında daha güçlü hissedilebiliyor.

Bir konser sırasında binlerce kişinin aynı anda şarkı söylemesi, ritme eşlik etmesi ve dans etmesi bu ortak duygunun görünür hâle geldiği anlardan biri. Bazı araştırmalar canlı müzik etkinliklerinin sosyal bağlantı, topluluk hissi ve aidiyet duygusuyla ilişkili olduğunu gösteriyor (Rickard vd., 2025).

Belki de konserden aldığımız keyif; yalnızca sevdiğimiz sanatçıyı dinlemekten kaynaklanmıyor; aynı zamanda, başkalarıyla birlikte hissetmekten, ortak bir heyecana katılmaktan ve o an bir topluluğun parçası olduğumuzu deneyimlemekten geliyor.

İçimizdeki 12 Yaşındaki Kız Hâlâ Orada

Konser sonrasında sosyal medyada karşıma çıkan paylaşımlardaki ortak ifade beni özellikle düşündürdü: "İçimdeki 12 yaşındaki kız çok mutlu."

Yetişkinlik hayatının içinde çoğu zaman farklı roller üstleniyoruz. İş, sorumluluklar, ilişkiler, beklentiler ve gündelik hayatın bitmeyen koşuşturması… Bazen bir zamanlar bizi heyecanlandıran şeylere ne kadar az yer ayırdığımızı fark etmiyoruz. Oysa, geçmişte bize mutluluk veren deneyimlerle yeniden karşılaşmak kendimizle kurduğumuz bağı güçlendirebilir.

Nostalji yalnızca geçmişe duyulan bir özlemden ibaret değil. Geçmişteki olumlu deneyimlerimizi hatırlamak, yaşam öykümüzün bütünlüğünü hissetmemize ve bugün olduğumuz kişiyle geçmişteki kendimiz arasında bağ kurmamıza yardımcı olabiliyor. Nostaljik anıların sosyal bağlılık ve yaşamın anlamlılığıyla ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar da bu duygunun psikolojik işlevine dikkat çekiyor (Wildschut vd., 2006; Barrett vd., 2010).

Bu açıdan, Blue konserini yalnızca sevdiğim bir grubu yeniden dinlediğim bir etkinlik olarak görmüyorum. Bir zamanlar şarkılarını ezbere bildiğim, müzikleriyle ağladığım ve dans ettiğim genç hâlimle yeniden karşılaşma fırsatı olarak da değerlendiriyorum.

Burada önemli olan, geçmişe dönüp orada kalmak değil. Geçmişteki deneyimlerimizi bugünkü benliğimizin bir parçası olarak kabul edebilmek. Belki de büyüdükçe değişen pek çok şeyin yanında, bizi mutlu eden bazı şeylerin hâlâ aynı kalabildiğini görmek.

İçimizdeki çocuk kavramını da bu noktada bir metafor olarak düşünebiliriz. Çocukluk ve ergenlik dönemimizdeki merakımızı, heyecanımızı, oyun oynama isteğimizi ve coşkumuzu yetişkinlik hayatımızın içinde de yaşatabiliriz. Bir konser alanında özgürce dans etmek, sevdiğimiz şarkıyı hiç çekinmeden söylemek ya da müziğin ritmine kendimizi bırakmak bunun küçük ama anlamlı örnekleri olabilir.

Bir Konser Biter, Ortak Duygu Kalır

Müzik bazen tek başımıza yaşadığımız duygulara eşlik eder, bazen de hiç tanımadığımız insanlarla aramızda görünmez bir bağ kurar. Bir şarkıyı yıllar sonra yeniden dinlemek kişisel anılarımızı canlandırırken, aynı şarkıyı yüzlerce kişiyle birlikte söylemek bu deneyimi ortak bir mutluluğa dönüştürebilir.

Blue konserinde gözlemlediğim kadınların coşkusu bana şunu düşündürdü: Belki de hepimiz zaman zaman gündelik hayatın içinde unuttuğumuz heyecanlarımızla yeniden karşılaşmaya ihtiyaç duyuyoruz. Bir şarkının başlaması, bu karşılaşma için küçük ama anlamlı bir kapı aralayabiliyor.

Konser alanından ayrılırken sesimin kısılacağını tahmin etmemiştim. Şarkılara eşlik etmekten boğazımın yorulması bir yana, yıllar önce dinlediğim şarkıların sözlerini hâlâ ezbere biliyor olmak beni ayrıca mutlu etmişti. O akşam yalnızca sevdiğim bir grubu dinlememiş, geçmişteki kendimle ve benimle aynı şarkılarda buluşan pek çok insanla ortak bir mutluluk yaşamıştım.

Belki de büyümek, geçmişteki kendimizi geride bırakmak değil; onun sevdiği şarkılara bugünkü hâlimizle de eşlik edebilmektir.

Çünkü bazı şarkılar yalnızca geçmişimizi hatırlatmaz. Bize, zaman içinde değişsek de içimizde hâlâ yaşattığımız sevinçleri de hatırlatır.

Kaynakça

  • Barrett, F. S., Grimm, K. J., Robins, R. W., Wildschut, T., Sedikides, C., & Janata, P. (2010). Music-evoked nostalgia: Affect, memory, and personality. Emotion, 10(3), 390–403. https://doi.org/10.1037/a0019006
  • Durkheim, É. (1915). The elementary forms of the religious life (J. W. Swain, Trans.). George Allen & Unwin. (Original work published 1912)
  • Kudaravalli, R., Kathios, N., Loui, P., & Davidow, J. Y. (2024). Revisiting the musical reminiscence bump: Insights from neurocognitive and social brain development in adolescence. Frontiers in Psychology, 15, Article 1472767. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2024.1472767
  • Rickard, N. S., Lewis, K., Ballantyne, J., & Dingle, G. (2025). The unifying power of live music events: A systematic review of social outcomes for audience members. Musicae Scientiae, 29(4), 595–623. https://doi.org/10.1177/10298649251349703
  • Tajfel, H., & Turner, J. C. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. In W. G. Austin & S. Worchel (Eds.), The social psychology of intergroup relations (pp. 33–47). Brooks/Cole.
  • Wildschut, T., Sedikides, C., Arndt, J., & Routledge, C. (2006). Nostalgia: Content, triggers, functions. Journal of Personality and Social Psychology, 91(5), 975–993. https://doi.org/10.1037/0022-3514.91.5.975
Melis Kümbetlioğlu Melis Kümbetlioğlu
Uzman Yazar
Melis Kümbetlioğlu, Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu ve Londra’daki Roehampton Üniversitesi’nde Bağlanma Çalışmaları alanında uzmanlık eğitimi almış bir psikolog ve yazardır. Erken dönem bağlanma ilişkileri ve sanat terapisi üzerine çalışmalar yapmakta, yazıları ve atölyeleri aracılığıyla sanatın terapötik gücünü paylaşmaktadır. Yüreğimden Dökülenler adlı kitabında, içsel yolculuğunu ve terapötik deneyimlerini samimi bir şekilde sunar. Kümbetlioğlu, bağlanma teorisini ve sanat terapisini bireylerin yaşamlarına dahil etmek ve iyileştirici bir dil geliştirmek için çalışmalarını sürdürmektedir.
Psikolog Rehberi Psikolog · Çankaya, Ankara · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!