Bir evlilikte “Ben söylemeden neden yapmıyorsun?”, “Her şeyi benim hatırlamam gerekiyor”, “Sanki iki çocukla birlikte bir de seni büyütüyorum” gibi cümleler giderek daha sık duyulmaya başladıysa, mesele yalnızca ev işlerinin paylaşımı olmayabilir. Bazen çiftler arasındaki sorun, fark edilmeden başka bir role dönüşmüştür: Eşlerden biri partner, diğeri ise giderek ebeveyn konumuna geçmiştir.
“Ebeveynleşmiş eş” ifadesi, burada klinik bir tanı ya da resmi bir psikiyatrik sendrom olarak değil, günlük yaşamda giderek daha görünür hâle gelen bir ilişki örüntüsünü tanımlamak için kullanılmaktadır. Özellikle çocuk sahibi olduktan sonra bazı evliliklerde karı-koca ilişkisinin yerini, sorumlulukları yöneten bir yetişkin ile yönlendirilmeyi bekleyen başka bir yetişkin arasındaki ilişki almaya başlayabilmektedir.
Aslında bu dönüşüm çoğu zaman bir anda gerçekleşmez. Çocuğun doğmasıyla birlikte çiftin yaşamına yeni sorumluluklar eklenir. Uykusuz geceler, beslenme, doktor kontrolleri, alışveriş, ev düzeni, çalışma hayatı ve bakım ihtiyaçları derken günlük yaşamın organizasyonu daha karmaşık hâle gelir. Araştırmalar da ebeveynliğe geçiş döneminde ilişki doyumunda düşüş yaşanabildiğini ve bu değişimin yalnızca anneleri değil, babaları da etkileyebildiğini göstermektedir.
Ancak burada önemli olan yalnızca kaç işin kimin tarafından yapıldığı değildir. Asıl mesele, sorumluluğun zihinsel ve duygusal yükünün kim tarafından taşındığıdır.
Örneğin çocuk hastalandığında doktordan randevu alan, hangi ilacın ne zaman verileceğini takip eden, kreşin ihtiyaç listesini bilen, evde eksilenleri fark eden, doğum günlerini hatırlayan ve hafta sonu yapılacakları planlayan kişi sürekli aynı eşse; diğer eş fiziksel olarak bazı işlere yardım etse bile ilişkinin zihinsel yükü eşit paylaşılmıyor olabilir. Günümüzde “görünmeyen emek” veya “bilişsel ev işi” olarak tartışılan bu boyut, evin ve ailenin ihtiyaçlarını yalnızca yapmak değil, düşünmek, planlamak, hatırlamak ve takip etmek anlamına gelir. Yakın dönem araştırmalarında bilişsel ev işinin daha dengeli paylaşılmasının ebeveynlerin ilişki doyumuyla ilişkili olduğu görülmektedir.
Tam da burada “yardım etmek” ile “sorumluluğu paylaşmak” arasındaki fark ortaya çıkar.
Bir eş “Ev işlerinde eşime yardım ediyorum” dediğinde bile aslında bütün sorumluluğun hâlâ diğer eşte olması mümkündür. Çünkü yardım eden kişi neyin yapılması gerektiğini söyleyen, hatırlatan veya görev veren kişiyi bekliyorsa, yönetme sorumluluğu hâlâ tek taraftadır. “Çamaşırları yıkamamı söyleseydin yapardım” cümlesi bunun basit bir örneğidir. Çünkü burada sorun çamaşırın yıkanıp yıkanmaması değil; yetişkin iki insan arasındaki sorumluluğun nasıl tanımlandığıdır.
Zaman içerisinde bu düzen, ilişkinin duygusal yapısını da değiştirebilir. Sürekli hatırlatan, organize eden ve kontrol eden taraf giderek daha eleştirel ve tahammülsüz bir konuma gelebilir. Diğer taraf ise sürekli eleştirildiğini, yeterince takdir edilmediğini veya ne yaparsa yapsın beğenilmediğini düşünebilir. Böylece bir talep–geri çekilme döngüsü oluşabilir: Bir taraf daha fazla sorumluluk alınmasını talep ettikçe diğer taraf baskı altında hissedip geri çekilir; geri çekildikçe ilk taraf daha fazla kontrol etmeye başlar.
Bir süre sonra çift birbirine eş olarak değil, “sorumluluk veren” ve “sorumluluk bekleyen” kişiler olarak yaklaşmaya başlayabilir.
Çocukların bu dönüşümde önemli bir eşik oluşturmasının nedeni de budur. Ebeveynliğe geçiş, yalnızca aileye yeni bir bireyin katılması anlamına gelmez; çiftin zamanını, enerjisini, ekonomik kaynaklarını ve günlük rollerini de yeniden düzenler. Araştırmalar, ebeveynliğe geçişte ev işleri ve çocuk bakımının nasıl paylaşıldığının ilişki çatışmalarıyla bağlantılı olabileceğini ve adalet algısının bu süreçte önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Üstelik bu durum yalnızca ev işi paylaşımıyla sınırlı değildir. Duygusal emek de benzer biçimde tek tarafın üzerine kalabilir. Çocuğun duygusal ihtiyaçlarını takip etmek, aile içindeki ilişkileri düzenlemek, eşin duygusal durumunu anlamaya çalışmak, tartışma sonrasında barışı sağlamak ve herkesin ihtiyaçlarını gözetmek de görünmeyen bir emek biçimidir. Eşlerden biri sürekli olarak ilişkinin ve ailenin “duygusal yöneticisi” hâline geldiğinde, çift ilişkisindeki karşılıklılık da zarar görebilir.
Bu nedenle son dönemde danışmanlık sürecinde karşılaşılan bazı çiftlerde dikkat çeken şey, aslında tek tek sorunlardan çok rollerin birbirine karışmasıdır. Eşlerden biri “Her şeyi ben yapıyorum” derken diğeri “Ne yaparsam yapayım yeterli olmuyor” diyebilir. Her iki taraf da kendisini mağdur hissederken, ilişkinin temelindeki sorun görünmez kalabilir.
Burada çözüm, bütün sorumlulukları matematiksel olarak yüzde elli-yüzde elli bölmek değildir. Her çiftin çalışma koşulları, ekonomik düzeni, çocuklarının ihtiyaçları ve kişisel kapasiteleri farklıdır. Önemli olan adalet duygusunun ve karşılıklılığın oluşmasıdır. Bir tarafın sürekli yöneten, diğerinin sürekli uygulayan konumunda olmadığı bir düzen kurulabilmelidir.
Belki de çiftlerin kendilerine sorması gereken en önemli soru şudur: “Biz hâlâ eş miyiz, yoksa birbirimizin sorumluluklarını yönettiğimiz bir düzene mi geçtik?”
Bu sorunun cevabı bazen günlük hayatın küçük ayrıntılarında saklıdır. Kim doktora randevu alıyor? Kim çocuğun ihtiyaçlarını düşünüyor? Kim evde eksilen şeyi fark ediyor? Kim tatil planını yapıyor? Kim diğerine ne yapması gerektiğini hatırlatıyor? Ve en önemlisi, bütün bunlar konuşulmadığında kim kendiliğinden sorumluluk alıyor?
Eğer bu soruların çoğunun cevabı sürekli aynı kişiyi gösteriyorsa, ilişkide yalnızca iş bölümünü değil, rol dağılımını yeniden değerlendirmek gerekebilir.
Çünkü evlilik, bir kişinin diğerinin sorumluluklarını taşıdığı bir ebeveyn-çocuk ilişkisine dönüşmek zorunda değildir. Ebeveynlik, çift olmayı ortadan kaldırmak yerine çift olmanın biçimini değiştiren yeni bir yaşam dönemidir. Çocukların gelişiyle birlikte romantik ilişkiye ayrılan zaman azalabilir; ancak eş olma hâlinin tamamen ortadan kalkması kaçınılmaz değildir.
Bazen yapılması gereken ilk şey daha fazla iş paylaşmak değil, ilişkide kimin neden yorulduğunu gerçekten görmek ve bunu konuşabilmektir. Bazı çiftler bu döngüyü kendi iletişimleri içerisinde yeniden düzenleyebilirken, bazıları için dışarıdan tarafsız bir bakış süreci kolaylaştırabilir. Çift danışmanlığı, özellikle sorumluluk paylaşımı, iletişim döngüleri ve ilişkideki roller uzun süredir çatışma konusu hâline geldiyse, bu örüntüleri birlikte değerlendirmek için güvenli bir alan sağlayabilir.
Çünkü sağlıklı bir evlilikte mesele yalnızca “Kim ne yaptı?” değildir. Asıl mesele, iki kişinin aynı hayatın sorumluluğunu gerçekten birlikte taşıyıp taşımadığıdır…
Kaynakça
- Bogdan, I., Turliuc, M. N., & Candel, O. S. (2022). Transition to parenthood and marital satisfaction: A meta-analysis. Frontiers in Psychology
- Petts, R. J., Carlson, D. L., & Wong, J. S. (2025). Cognitive housework and parents' relationship satisfaction. Journal of Marriage and Family, 87(4), 1767–1782
