İlişkilerde Sessizliğin Bedeli: Söylenmeyenler Aramızda Nasıl Bir Mesafeye Dönüşüyor?
İlişkilerde Sessizliğin Bedeli: Söylenmeyenler Aramızda Nasıl Bir Mesafeye Dönüşüyor?
Bazen bir ilişkide en çok yoran şey söylenen sözler değil, söylenemeyenlerdir. Dile getirilmeyen kırgınlıklar, ertelenen konuşmalar ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar zamanla iki insan arasındaki görünmez mesafeyi büyütebilir.
İnsan ilişkilerinde iletişim çoğu zaman konuşmak, anlaşmak ve kendini ifade etmek üzerinden değerlendirilir. Oysa iletişimin önemli bir bölümünü dile getirilmeyenler oluşturur. Söylenmek istenip ertelenen bir cümle, karşı tarafa anlatılamayan bir kırgınlık ya da ihtiyaç duyulduğu hâlde talep edilemeyen bir yakınlık… Bunların her biri ilişkinin duygusal atmosferini etkileyebilir. Bazen iki insan arasındaki uzaklık büyük tartışmalarla değil, zaman içerisinde biriken küçük sessizliklerle oluşur.
Peki, insanlar kendilerini rahatsız eden durumları neden dile getirmekte zorlanır? Bir ilişkide sorunları konuşmak yerine görmezden gelmek gerçekten huzuru korur mu, yoksa yalnızca çatışmayı erteler mi?
Sessizliğin Ardındaki Psikolojik Nedenler
Bir insanın duygularını ifade edememesinin tek bir nedeni yoktur. Bazı kişiler karşı tarafı üzmekten, bazıları yanlış anlaşılmaktan, bazıları ise verecekleri tepkinin ilişkinin geleceğini değiştirmesinden endişe edebilir. Özellikle reddedilme ve terk edilme ihtimaline karşı hassasiyeti bulunan bireyler, ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı tercih edebilir.
Bu noktada sessizlik, yalnızca konuşmamak değil, aynı zamanda olası bir duygusal tehdide karşı geliştirilen bir korunma biçimi olarak da değerlendirilebilir. Kişi, rahatsızlığını dile getirdiğinde karşı tarafın uzaklaşacağını düşünüyorsa susmayı daha güvenli bulabilir. Kısa vadede tartışmadan kaçınmak rahatlatıcı görünse de uzun vadede kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarıyla arasındaki bağı zayıflatabilir.
Üstelik sürekli anlayış gösteren, sorun çıkarmayan veya her koşulda uyum sağlayan kişi olarak görülmek de zamanla bir beklentiye dönüşebilir. Birey, bu beklentiyi karşılayabilmek adına kendisini rahatsız eden durumları ifade etmekten kaçınabilir. Böylece ilişkiyi korumaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını görünmez hâle getirebilir.
Bastırılan Duygular Ortadan Kaybolur mu?
Duyguları ifade etmemek ile onları gerçekten düzenleyebilmek aynı şey değildir. Psikolojide duygu düzenleme, bireyin duygusal deneyimini ve bu deneyime verdiği tepkileri yönetme süreçlerini kapsar. Bu süreçlerden biri olan duygusal bastırma, yaşanan duygunun dışarıya yansıtılmasını engellemeye odaklanır.
Gross ve John'un (2003) araştırması, duygularını sıklıkla bastıran bireylerde kişilerarası işlevselliğin daha olumsuz olabildiğini göstermektedir. Benzer şekilde Butler ve arkadaşlarının (2003) deneysel çalışması, duygusal ifadeyi bastırmanın iletişimi zorlaştırabildiğini ve kişiler arasındaki yakınlığı olumsuz etkileyebildiğini ortaya koymuştur.
Bu bulgular, her duygunun her koşulda ve kontrolsüz biçimde ifade edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Önemli olan, duyguyu yok saymak yerine onu anlamlandırabilmek ve uygun bir iletişim biçimiyle paylaşabilmektir. Çünkü ifade edilmeyen bir kırgınlık, kişinin zihninde tekrar tekrar ele alınabilir. Yaşanan olayın kendisinden çok, o olayın neden konuşulamadığı ve karşı tarafın bunu neden fark etmediği düşüncesi zamanla daha fazla yer kaplayabilir.
Anlaşılma İhtiyacı ve Duygusal Yakınlık
Yakın ilişkilerde insanlar yalnızca dinlenmek değil, aynı zamanda anlaşıldıklarını ve önemsendiklerini hissetmek ister. Bir duyguyu paylaşmak, kişinin karşısındakiyle kurduğu güven ilişkisinin önemli bir parçasıdır. Ancak burada belirleyici olan yalnızca kişinin kendini açması değil, karşı tarafın bu paylaşıma nasıl karşılık verdiğidir.
Laurenceau, Barrett ve Pietromonaco'nun (1998) yakınlık üzerine gerçekleştirdiği araştırma, duyguların paylaşılması ve karşı tarafın duyarlı bir yanıt vermesinin kişilerarası yakınlıkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle yakınlık, yalnızca bir kişinin kendisini anlatmasıyla değil, diğer kişinin bu anlatıya ne ölçüde karşılık verdiğiyle de gelişir.
Bu nedenle bir ilişkide sürekli konuşan ama duyulduğunu hissetmeyen bir kişi zamanla kendisini yalnız hissedebilir. Aynı şekilde, karşısındaki kişinin duygularını anlamaya çalışmadan çözüm sunmak, konuyu değiştirmek veya küçümsemek de iletişimde duygusal bir kopukluk yaratabilir.
Bazen bir insanın ihtiyacı, yaşadığı soruna hemen bir çözüm bulunması değildir. Yalnızca hissettiği şeyin fark edilmesi, ciddiye alınması ve yargılanmadan dinlenmesidir. Bu karşılık bulunmadığında kişi, bir sonraki sefer kendisini ifade etmek konusunda daha isteksiz davranabilir.
Konuşulmayan Sorunlar İlişkinin Dilini Değiştirebilir
İfade edilmeyen ihtiyaçlar zamanla farklı davranışlarla ortaya çıkabilir. Kişi doğrudan kırıldığını söylemek yerine uzaklaşabilir, iletişimi azaltabilir veya karşı tarafın kendiliğinden anlamasını bekleyebilir. Bazen küçük olaylara verilen yoğun tepkilerin arkasında da daha önce konuşulmamış deneyimler bulunabilir.
Burada önemli bir nokta vardır: Karşı tarafın ihtiyaçlarımızı kendiliğinden fark etmesini beklemek, her zaman gerçekçi bir beklenti değildir. İnsanlar birbirlerinin zihninden geçenleri doğrudan bilemez. Bir kişinin sessiz kalması, diğerinin yaşanan sorunu fark edeceği anlamına gelmez. Hatta taraflardan biri her şeyin yolunda olduğunu düşünürken diğeri ilişkinin içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu durum, ilişkilerde karşılıklı bir döngü oluşturabilir. Bir taraf konuşmaktan kaçındıkça diğer taraf ne olduğunu anlamakta zorlanır. Anlaşılmadığını düşünen kişi daha fazla geri çekilir; geri çekilme arttıkça iletişim kurmak da güçleşir. Böylece başlangıçta küçük bir kırgınlık olan durum, zamanla ilişkinin genel işleyişini etkileyen bir meseleye dönüşebilir.
Her Şeyi Söylemek Değil, Kendini İfade Edebilmek
Sağlıklı iletişim, akla gelen her düşüncenin filtresiz biçimde paylaşılması değildir. Her ilişkinin kendine özgü sınırları, konuşulma zamanı ve karşılıklı hassasiyetleri vardır. Ancak bu sınırların varlığı, kişinin kendi duygularını sürekli bastırması gerektiği anlamına da gelmez.
Duyguları ifade etmek, karşı tarafı suçlamadan kişinin kendi deneyimini anlatabilmesiyle mümkün olabilir. Örneğin, "Sen beni hiç anlamıyorsun" demek yerine "Bu konuda kendimi anlaşılmamış hissettim" diyebilmek, iletişimin yönünü değiştirebilir. Burada amaç kimin haklı olduğunu kanıtlamak değil, iki kişinin yaşadığı deneyimi birbirine aktarabilmesidir.
Elbette her konuşma beklenen karşılığı bulmayabilir. Bazen kişi kendisini açıkça ifade etse de karşısındaki onu anlamakta zorlanabilir. Bu nedenle iletişim yalnızca konuşma becerisiyle değil, karşılıklı dinleme, duygusal sorumluluk ve farklılıkları kabul edebilme kapasitesiyle de ilişkilidir.
Sonuç: Sessizlik Her Zaman Huzur Değildir
Bir ilişkide tartışmaların az olması, tarafların kendilerini anlaşılmış hissettikleri anlamına gelmez. Bazen sessizlik, karşılıklı bir uzlaşmanın değil, konuşmaktan vazgeçmenin sonucu olabilir. Söylenmeyenler ise zamanla kişinin kendisiyle ve ilişkiyle kurduğu bağı etkileyebilir.
Belki de ilişkilerde üzerinde durulması gereken soru yalnızca "Birbirimizle ne kadar konuşuyoruz?" değildir. Asıl soru, "Birbirimize gerçekten ne kadar kendimiz olma alanı tanıyoruz?" olabilir.
Çünkü yakınlık, hiç kırılmamak ya da hiç anlaşmazlık yaşamamakla değil; kırgınlıkların, ihtiyaçların ve farklılıkların konuşulabildiği bir ilişki alanı oluşturabilmekle gelişir. Bazen iki insan arasındaki mesafeyi azaltan şey daha fazla konuşmak değil, ilk kez gerçekten söyleyebilmektir.
Kaynakça
- Butler, E. A., Egloff, B., Wilhelm, F. H., Smith, N. C., Erickson, E. A., & Gross, J. J. (2003). The social consequences of expressive suppression. Emotion, 3(1), 48–67. https://doi.org/10.1037/1528-3542.3.1.48
- Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 85(2), 348–362. https://doi.org/10.1037/0022-3514.85.2.348
- Laurenceau, J.-P., Barrett, L. F., & Pietromonaco, P. R. (1998). Intimacy as an interpersonal process: The importance of self-disclosure, partner disclosure, and perceived partner responsiveness in interpersonal exchanges. Journal of Personality and Social Psychology, 74(5), 1238–1251. https://doi.org/10.1037/0022-3514.74.5.1238


