İnsan Neden Bırakamaz? Bağımlılık ve Tekrarlayan Davranış Döngüsü
Bir birey, kendisine zarar verdiğini bildiği bir tutumu neden devam ettirir? Karşılaştığı kayıpları izleyip, ilişkilerinin hasar gördüğünün farkına varmasına ve defalarca sonlandırma kararı almasına rağmen neden tekrar aynı noktaya geri döner? Bağımlılığı anlamaya çalışırken üzerinde durulması gereken temel sorulardan biri belki de budur.
Bağımlılık genellikle irade yetersizliği, kontrolsüzlük veya yanlış seçimler ile açıklanır. Ancak bu bakış açısı, sürecin zihinsel yönünü kavramak için yetersizdir. Zira bağımlılık, bireyin sadece bir maddeye ya da davranışsal aktiviteye yönelmesi değil; zamanla o madde veya eylemle geliştirdiği ilişkinin evrimidir. Başlangıçta haz duymak, rahatlamak ya da merakını tatmin etmek için ortaya çıkan bir davranış, zamanla bireyin hayatını şekillendiren ve kontrol etmekte güçlük çektiği bir döngü haline gelebilir.
Keyif arayışından kurtulma gereksinimine
Bağımlılık sürecinde ödül sisteminin belirleyici bir rolü bulunmaktadır. Birey, kendisine zevk veren ya da olumsuz duygularını geçici olarak hafifleten bir durumu tekrarlama eğilimi gösterir. Bu durum, pekiştirme ile davranışın öğrenilmesini sağlar ve zamanla daha kolay hale gelmesini mümkün kılar.
Ancak bağımlılığın gelişimiyle birlikte davranışın işlevi de değişebilir. Birey, başlangıçta keyif almak için başvurduğu maddeyi ya da davranışı, zamanla olumsuz hissetmemek için sürdürmeye başlayabilir. Stres, kaygı, yalnızlık veya duygusal zorluklar karşısında elde edilen geçici rahatlama, davranışın yeniden belirmesini kolaylaştırır. Böylece birey hem zevke ulaşmaya hem de rahatsız edici duygulardan uzaklaşmaya çabalar (Koob & Volkow, 2016). Bu noktada bağımlılık döngüsünün belirgin bir özelliği ortaya çıkmaktadır: Kişi, üzerindeki duygusal baskıdan kaçış için başvurduğu eylem yüzünden zamanla daha fazla psikolojik ve fiziksel zorluk yaşayabilir.
Tekrar eden eylemin ardında ne yatıyor?
Bir eylemin tekrarı sadece elde edilen zevkle değil, aynı zamanda o eylemin hangi ihtiyaca hitap ettiğiyle de ilişkilidir. Bazı bireyler için madde kullanımı kaygılarıyla başa çıkmanın bir yolu olurken, bazıları için de yalnızlık, yetersizlik duygusu veya yoğun stresle baş etmenin geçici bir yöntemi haline gelebilir.
Psikoterapi, bireyin kendi davranış kalıplarını fark etmesine, bağımlılık döngüsünü sürdüren düşüncelerini ve duygularını anlamasına ve alternatif baş etme stratejileri geliştirmesine yardımcı olabilir. Bağımlılığın türü ve şiddetine bağlı olarak, psikoterapiye ek olarak tıbbi ve psikiyatrik destek de gerekebilir. Bu nedenle, tedavi, bireyin ihtiyaçlarına uygun çok yönlü bir şekilde planlanmalıdır.
Bağımlılığı anlamak, kişinin eylemleri üzerinden değerlendirmenin ötesine geçerek, o eylemin yaşamındaki rolünü anlamayı gerektirir. Çünkü bazen en zor bırakılan şey yalnızca bir madde ya da eylem değil; kişinin bu süreçlerle başa çıkmaya çalıştığı duygulardır.
Belki de bu sebepten, bağımlılıkla mücadelede esas soru yalnızca “Neden vazgeçemiyor?” olmamalıdır. Ayrıca “Vazgeçerse hangi duyguyla, hangi ihtiyaçla ve hangi zorlukla yüzleşmek zorunda kalacak?” sorusu da önemlidir. İyileşme, genellikle bu tür sorular üzerinde durmaya başladığımız noktada derinlik kazanır. İyileşme, davranışın ardındaki anlamı keşfetmekle başlar.
Bağımlılığın psikolojik boyutunu anlamak, bireyin yalnızca sürdürdüğü davranışa değil, bu davranışın yaşamındaki işlevine de odaklanmayı gerektirir. Kişinin geçmiş yaşantıları, erken dönem ilişkileri, duygusal ihtiyaçları ve geliştirdiği baş etme biçimleri, bağımlılık davranışının oluşumunu ve sürdürülmesini anlamada önemli bir çerçeve sunabilir. Bu açıdan bağımlılık, kimi zaman bireyin baş etmekte zorlandığı duygusal yaşantılar karşısında geliştirdiği işlevsiz bir düzenleme biçimi olarak değerlendirilebilir.
Psikoterapi sürecinde bireyin davranışlarını yalnızca kontrol etmesi değil, bu davranışların hangi duygusal ihtiyaçlarla ilişkili olduğunu fark etmesi de önem taşır. Kişinin kaygı, yalnızlık, değersizlik veya yetersizlik gibi duygularla kurduğu ilişkiyi anlamlandırması, bağımlılık döngüsünün sürdürülmesinde etkili olan psikolojik etkenlerin ele alınmasına yardımcı olabilir. Böylece birey, zamanla rahatlama ve baş etme ihtiyacını yalnızca bağımlılık davranışı üzerinden karşılamak yerine daha işlevsel yollar geliştirebilir.
Sonuç olarak bağımlılıkla mücadele, yalnızca bir madde kullanımını ya da davranışı sonlandırma çabası olarak değerlendirilmemelidir. Bu süreç, bireyin kendisiyle, duygularıyla ve yaşamındaki güçlüklerle kurduğu ilişkiyi yeniden ele almasını da içerir. Çünkü kalıcı iyileşme, kişinin yalnızca neyi bıraktığıyla değil, o davranışın yerine nasıl bir yaşam ve baş etme biçimi geliştirebildiğiyle de yakından ilişkilidir. Bu noktada iyileşmenin doğrusal bir süreç olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Zaman zaman yaşanan zorlanmalar veya eski davranışlara yönelme, tedavi sürecinin bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmez. Aksine bu deneyimler, bireyin hangi durumlarda zorlandığını ve hangi ihtiyaçlarının henüz yeterince karşılanmadığını anlamak açısından değerlendirilebilir. Önemli olan, bu sürecin suçluluk ve yargılama üzerinden değil, farkındalık, destek ve sürdürülebilir değişim hedefiyle ele alınmasıdır. Bu yaklaşım, bireyin kendisine karşı daha anlayışlı ve gerçekçi bir tutum geliştirmesine de katkı sağlar.
Kaynakça
- Koob, G. F., & Volkow, N. D. (2016). Neurobiology of addiction: A neurocircuitry analysis. The Lancet Psychiatry, 3(8), 760–773. National Institute on Alcohol Abuse and Alcoholism. (n.d.). The cycle of alcohol addiction. https://www.niaaa.nih.gov/publications/cycle-alcohol-addiction
- Volkow, N. D., Koob, G. F., & McLellan, A. T. (2016). Neurobiologic advances from the brain disease model of addiction. The New England Journal of Medicine, 374, 363–371.



