“Her Şeyi Fazla Düşünüyorum”: Asıl Sorun Düşünmek Değilse?
“Acaba yanlış bir şey mi söyledim?”
“Mesajı neden böyle yazdı?”
“Bu kararı verirsem pişman olur muyum?”
“Ya düşündüğüm gibi olmazsa?”
“Keşke bunu söylemeseydim.”
Bazen bir konuşmanın üzerinden saatler geçer ama konuşma zihnimizde devam eder. Karşımızdaki insan çoktan hayatına dönmüştür; biz ise söylediğimiz bir cümlenin tonunu, yüz ifadesini, aldığımız cevabı tekrar tekrar analiz ederiz.
Bazen henüz gerçekleşmemiş bir olayın onlarca farklı versiyonunu yaşarız. Ne söyleyeceğimizi, karşı tarafın ne cevap vereceğini, neyin ters gidebileceğini ve ters giderse ne yapacağımızı zihnimizde defalarca prova ederiz.
Sonra bütün bunları tek bir cümleyle açıklarız:
“Ben çok fazla düşünüyorum.”
Peki gerçekten sorun fazla düşünmek mi?
Yoksa düşünmek, zihnimizin daha zor bir duyguyla baş etmek için geliştirdiği bir yöntem olabilir mi?
Zihin neden aynı yere tekrar tekrar dönüyor?
İnsan zihni belirsizliği pek sevmez.
Bir durumun sonucunu bilmediğimizde zihin olasılıklar üretmeye başlar. Bunun oldukça işlevsel bir tarafı vardır. Geleceği düşünmek, riskleri değerlendirmek ve alternatif senaryolar oluşturmak bizi birçok durumda korur.
Fakat bazen düşünmek, problem çözmekten çıkar ve belirsizliği ortadan kaldırma girişimine dönüşür.
“Doğru kararı verdiğimden nasıl emin olabilirim?”
“Benden gerçekten hoşlandığını nasıl anlayabilirim?”
“İş görüşmesinin iyi geçtiğini nereden bilebilirim?”
“Bu ilişki ileride bitecek mi?”
Bu soruların ortak bir özelliği vardır:
Çoğunun yüzde yüz kesin bir cevabı yoktur.
Fakat zihin kesinlik aramaya devam eder.
Bir noktadan sonra kişi cevabı bulmak için değil, emin olmak için düşünmeye başlar.
Ve emin olmak mümkün olmadığında düşünme sona ermez.
Fazla düşünmek bazen kontrol etme çabasıdır
Overthinking yaşayan birçok kişinin zihninde görünmez bir denklem bulunabilir:
“Yeterince düşünürsem hata yapmam.”
Bu nedenle kişi karar vermeden önce bütün ihtimalleri değerlendirmeye çalışır. Söyleyeceği cümleyi önceden planlar. Bir mesajı birkaç kez okuyup yeniden yazar. Verdiği kararı sonrasında tekrar değerlendirir.
Çünkü hata yapmak yalnızca “yanlış bir karar vermek” anlamına gelmiyor olabilir.
Hata yapmak; eleştirilmek, reddedilmek, yetersiz görünmek, kontrolü kaybetmek ya da sonradan pişman olmak anlamına gelebilir.
Böyle olduğunda düşünmek yalnızca bilişsel bir faaliyet değildir. Aynı zamanda kişinin kendisini olası bir duygusal acıdan korumaya çalıştığı bir güvenlik davranışına dönüşebilir.
Bu nedenle “Bu kadar düşünme” tavsiyesi çoğu zaman işe yaramaz.
Çünkü kişi düşünmeyi sevdiği için düşünmüyordur.
Düşünmezse bir şeyleri kontrol edemeyeceğinden korkuyor olabilir.
Kaygıyı düşünerek çözmeye çalışmak
Kaygının ilginç özelliklerinden biri, bize sürekli bir şey yapmamız gerektiği hissini vermesidir.
Ortada somut olarak çözülebilecek bir problem varsa düşünmek oldukça faydalıdır.
Örneğin yarın önemli bir toplantınız varsa hazırlanabilirsiniz. Bir sınavınız varsa çalışabilirsiniz. Finansal bir sorun varsa bütçe oluşturabilirsiniz.
Ancak bazı problemler düşünerek çözülemez.
“Beni terk eder mi?”
“İleride başarısız olur muyum?”
“Ya bir gün kötü bir şey olursa?”
“Bu kararımın kesinlikle doğru olduğunu nasıl bilebilirim?”
Zihin bu soruları gerçek bir problemmiş gibi çözmeye çalıştığında kişi saatlerce düşünebilir fakat bir sonuca ulaşamaz.
Çünkü burada çözülmesi gereken bir problemden çok tolere edilmesi gereken bir belirsizlik vardır.
Belki de overthinking'in en önemli ayrımlarından biri burada ortaya çıkar:
Düşünmek sizi bir karara veya davranışa götürüyorsa problem çözüyorsunuzdur. Düşündükçe daha fazla soru ortaya çıkıyor ve başladığınız yere dönüyorsanız muhtemelen bir döngünün içindesinizdir.
“Ama düşünmezsem hazırlıksız yakalanırım”
Fazla düşünmenin bırakılması zor olmasının nedenlerinden biri de kişiye sahte bir güvenlik hissi vermesidir.
Zihin gelecekte yaşanabilecek kötü ihtimalleri önceden düşünürse, bunlar gerçekleştiğinde daha az zarar göreceğine inanabilir.
Bir ilişkinin bitme ihtimalini sürekli düşünür.
İşlerin kötü gitmesini hayal eder.
Bir görüşmenin olumsuz sonuçlanabileceği bütün senaryoları oluşturur.
Sanki acıyı önceden düşünmek, gerçekleşirse onu daha az acıtacakmış gibi.
Oysa çoğu zaman bunun bedeli şudur:
Henüz gerçekleşmemiş bir ihtimalin duygusunu bugün yaşamaya başlarız.
Gelecekte belki hiç yaşamayacağımız bir reddedilmenin üzüntüsünü bugün, henüz kaybetmediğimiz bir ilişkinin yasını bugün, gerçekleşmemiş bir başarısızlığın utancını bugün deneyimleyebiliriz.
Zihin bizi gelecekteki acıdan korumaya çalışırken bugünkü huzurumuzu tüketebilir.
Neden bazı insanlar daha fazla düşünüyor?
Fazla düşünmenin arkasında herkes için aynı neden bulunmaz.
Bazı insanlar belirsizliğe tahammül etmekte zorlanır.
Bazıları hata yaptığında kendisine karşı oldukça acımasızdır.
Bazıları için başkalarının ne düşündüğü son derece önemlidir.
Bazıları çocukluk ve ergenlik yıllarında “doğru olanı yapmanın”, başarılı olmanın, sorun çıkarmamanın ya da başkalarını memnun etmenin güvenli olduğunu öğrenmiştir.
Bazıları ise geçmişte yaşadığı beklenmedik deneyimlerden sonra sürekli hazırlıklı olmayı bir korunma biçimi hâline getirmiş olabilir.
Bu nedenle terapide yalnızca “düşünceleri susturmaya” çalışmak çoğu zaman yeterli değildir.
Daha önemli sorular vardır:
Zihnim neden bu kadar emin olmak istiyor?
Yanlış bir karar verirsem bunun benim için anlamı ne?
Kontrol edemediğim bir ihtimalle karşılaştığımda ne hissediyorum?
Birinin beni yanlış anlaması neden bu kadar zor geliyor?
Hata yaptığımda kendimle nasıl konuşuyorum?
Bazen değişim, düşüncelerin içeriğinden önce bu soruların cevaplarında başlar.
Zihninize her gelen soruyu cevaplamak zorunda değilsiniz
Fazla düşünmeyle baş etmek, zihni tamamen sessizleştirmek değildir.
Zaten insan zihninden bunu beklemek gerçekçi olmaz.
Ama her düşüncenin çözülmesi gereken bir problem olmadığını öğrenmek mümkündür.
“Ya yanlış karar verirsem?”
Belki verirsiniz.
“Ya beni yanlış anlarsa?”
Belki anlayabilir.
“Bu ilişkinin devam edeceğinden nasıl emin olabilirim?”
Tam olarak olamazsınız.
İlk bakışta bu cevaplar rahatlatıcı görünmeyebilir. Fakat psikolojik esnekliğin önemli bir tarafı tam da burada ortaya çıkar:
İyi hissetmek için önce bütün belirsizlikleri ortadan kaldırmak zorunda olmadığımızı öğrenmek.
Belki de mesele zihninizi susturmak değildir
Terapi odasında fazla düşünmekten yakınan biriyle çalışırken yalnızca “Nasıl daha az düşünürüz?” sorusuna odaklanmak bazen asıl meseleyi gözden kaçırabilir.
Çünkü düşüncelerin altında çoğu zaman başka bir hikaye vardır.
Hata yapmaktan çok korkan biri olabilir.
İnsanları hayal kırıklığına uğratmamaya çalışan biri olabilir.
Kontrolü kaybettiğinde kendisini güvende hissetmeyen biri olabilir.
Bir ilişkide sürekli karşı tarafın davranışlarını analiz eden ama kendi ihtiyaçlarını sormayı unutan biri olabilir.
Bu noktada amaç zihni susturmak değil; zihnin neden bu kadar yüksek sesle konuşmak zorunda kaldığını anlamaktır.
Psikoterapide de yalnızca tek tek düşünceler değil; bu düşünceleri sürdüren inançlar, kaçınmalar, güvenlik davranışları ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişki ele alınabilir. Kişi zamanla belirsizliğin varlığında karar verebilmeyi, hata ihtimaline rağmen harekete geçebilmeyi ve her düşüncenin peşinden gitmeden de güvende kalabileceğini deneyimlemeye başlayabilir.
Çünkü bazen zihnimizi yoran şey düşüncelerimizin çokluğu değildir.
Her düşüncenin cevabını bulmadan rahatlayamayacağımıza inanmaktır.
Belki bugün kendinize “Neden bu kadar düşünüyorum?” diye sormak yerine başka bir soru sorabilirsiniz:
“Bu kadar düşünerek kendimi neyden korumaya çalışıyorum?”
Bu sorunun cevabı, zihninizin neden bir türlü susmadığını anlamak için düşündüğünüzden çok daha önemli olabilir.



