Çocuklar Tartışmaları Unutur, Hissettiklerini Taşır.
Bir çocuğun büyüdüğü ev, yalnızca fiziksel ihtiyaçlarının karşılandığı bir alan değil; aynı zamanda güven duygusunun, ilişkilerinin ve kendilik algısının şekillendiği ilk psikolojik ortamdır. Çocuk, dünyayı anlamlandırmayı büyük ölçüde ebeveynlerinin birbirleriyle ve kendisiyle kurduğu ilişkiler üzerinden öğrenir. Bu nedenle ebeveynler arasındaki çatışmalar, çocuğun yalnızca çocukluk dönemini değil, ilerleyen yıllarda kuracağı ilişkileri ve kendisine yönelik algısını da etkileyebilir. Üstelik bu etkiler her zaman yüksek sesli tartışmalarla ortaya çıkmaz. Bazen uzun süren sessizlikler, birbirini görmezden gelen ebeveynler, küçümseyici ifadeler, imalı konuşmalar veya evin içinde hissedilen sürekli gerginlik bile çocuk için yeterince sarsıcı olabilir. Çocuk, yetişkinlerin yaşadığı sorunların nedenlerini tam olarak anlayamasa da duygusal atmosferi hisseder. Söylenenlerden çok, evde hissettiği huzursuzluk üzerinden güvenliğin kaybolduğunu algılayabilir. Özellikle küçük yaşlarda ebeveynler arasındaki çatışmaları anlamlandırmakta zorlanan çocuklar, olayların nedenini kendi davranışlarında arayabilir. “Ben yaramazlık yaptığım için mi kavga ettiler?”, “Daha uslu olursam annem ve babam anlaşır mı?”, “Ben sorun çıkarmasaydım bunlar yaşanmaz mıydı?” gibi düşünceler geliştirebilirler. Böylece yetişkinlerin ilişkisel problemleri, çocuğun zihninde kişisel bir yetersizlik veya suçluluk duygusuna dönüşebilir. Çocuk, kendisine ait olmayan bir sorumluluğu üstlenerek ebeveynleri arasındaki dengeyi sağlamaya çalışabilir. Bu noktada bazı çocuklar duygusal olarak erken büyümek zorunda kalır. Ebeveynlerinin ruh hâlini sürekli takip eder, evdeki gerginliği azaltmak için kendi ihtiyaçlarını geri plana atar, tartışmaların çıkmaması adına aşırı uyumlu davranırlar. Kendi üzüntülerini ifade etmek yerine başkalarını rahatlatmaya çalışabilirler. Dışarıdan olgun, anlayışlı ve sorunsuz görünen bu çocuklar, aslında çocukluklarının önemli bir bölümünü başkalarının duygusal yüklerini yöneterek geçirebilirler. Büyüdüklerinde de başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önce tutmayı, hayır demekte zorlanmayı veya kendilerini ancak başkalarına faydalı olduklarında değerli hissetmeyi sürdürebilirler.
Bazı çocuklar ise yaşadıkları gerginliği öfke, huzursuzluk, içe kapanma, dikkat güçlükleri veya davranışsal sorunlarla ifade edebilir. Çünkü çocukların her zaman duygularını sözcüklerle anlatabilecek bilişsel ve duygusal kapasitesi bulunmaz. Bazen bir çocuğun davranışındaki değişiklik, ifade edemediği bir kaygının görünür hâlidir. Bu nedenle yalnızca davranışı düzeltmeye odaklanmak yerine, davranışın hangi duygusal ihtiyacı ifade ediyor olabileceğini anlamaya çalışmak önemlidir. Ebeveyn çatışmalarının bir diğer etkisi, çocuğun ilişkiler hakkında geliştirdiği temel inançlarda ortaya çıkabilir. Sevginin kırgınlıklarla, güvensizlikle, tehditlerle veya sürekli gerilimle birlikte yaşandığı bir ortamda büyüyen çocuk, ilerleyen yıllarda yakınlığı tehlikeli algılayabilir. İlişkilerde anlaşmazlık yaşandığında terk edilmekten korkabilir, karşı tarafın öfkesini kendi değeriyle ilişkilendirebilir veya huzuru korumak adına kendisini ifade etmekten vazgeçebilir. Bazı çocuklar ise gözlemledikleri ilişki biçimlerini farkında olmadan yetişkinliklerinde tekrar edebilirler. Çünkü çocuklukta öğrenilen ilişki modelleri, kişinin yakınlık kurma, sınır belirleme ve çatışma çözme biçimlerine zemin hazırlayabilir. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Çocuklar için asıl belirleyici olan, ebeveynlerin hiç çatışmaması değil; çatışmanın nasıl yaşandığı ve sonrasında nasıl onarıldığıdır. Farklı düşüncelerin saygılı biçimde ifade edildiği, tarafların birbirini dinlediği ve sorunların çözümüne yönelik çaba gösterildiği bir ortam, çocuğa sağlıklı anlaşmazlık yönetimini öğretir. Buna karşılık aşağılamanın, korkutmanın, tehditlerin veya sürekli düşmanlığın bulunduğu çatışmalar, çocuğun güven duygusunu zedeleyebilir. Özellikle çocuğun bir tarafı seçmeye zorlanması, ebeveynlerden birinin diğerini kötülemesi veya çocuğun yetişkinler arasındaki sorunlara aracı yapılması, onu ciddi bir duygusal çatışmanın içine sürükleyebilir.
Çocuğu korumak, onu bütün anlaşmazlıklardan uzak tutmak değil; anlaşmazlıkların içinde kendisini güvende, değerli ve sorumluluklardan bağımsız hissedebilmesini sağlamaktır. Ebeveynler arasındaki sorunların çocuğun sorumluluğu olmadığını açıkça ifade etmek, tartışma sonrasında duygusal güvenliği yeniden kurmak ve çocuğun hislerini küçümsemeden dinlemek bu açıdan oldukça önemlidir. Çocuğa yalnızca “Senin için kavga etmedik.” demek değil, yaşananların onun suçu olmadığını ve yetişkinlerin kendi sorunlarını çözmekle sorumlu olduğunu hissettirmek gerekir. Bazen yetişkinler çocuklarının tartışmaları hatırlamayacağını düşünür. Oysa çocuklar yaşanan her konuşmayı hatırlamasalar bile, o evde nasıl hissettiklerini uzun süre taşıyabilirler. Sürekli tetikte olmayı, başkalarının öfkesinden sorumlu hissetmeyi veya huzurun bozulmasından korkmayı öğrenebilirler. Bir çocuğun çocukluğundan geriye yalnızca anılar değil, ilişkiler hakkında öğrendiği duygusal kurallar da kalır. Bu nedenle aile içinde kurulan iletişim biçimleri, çocuğun gelecekte kendisine nasıl davranılmasını kabul edeceğini, sevgiyi nasıl algılayacağını ve hangi ilişkilerde kendisini güvende hissedeceğini etkileyebilir. Belki de ebeveynliğin en önemli sorumluluklarından biri, çocuklara yalnızca nasıl sevilmeleri gerektiğini değil, sevginin içinde nasıl güvende kalabileceklerini de öğretmektir. Çünkü çocuklukta yaşanan her şey değiştirilemese de, o yaşantıların yetişkinlikte nasıl anlamlandırılacağı değişebilir. Geçmişte öğrenilen ilişki biçimleri bir kader değildir; fark edildiğinde yeniden şekillendirilebilir. Kişi, çocukken üstlenmek zorunda kaldığı sorumlulukları bırakmayı, başkalarının duygularını yönetmeden de sevilmeyi ve çatışmanın her zaman sevgisizlik anlamına gelmediğini öğrenebilir. Bir çocuğun geçmişini değiştiremeyiz; ancak o geçmişin geleceğini belirlemesine engel olabiliriz. Çünkü iyileşme, bazen yıllarca normal kabul ettiğimiz şeylerin aslında bize ne hissettirdiğini fark etmekle başlar.
Kaynakça
- 1. Davies, P. T., & Cummings, E. M. (1994). Marital conflict and child adjustment: An emotional security hypothesis. Psychological Bulletin, 116(3), 387–411. https://doi.org/10.1037/0033-2909.116.3.387
- 2. Davies, P. T., Harold, G. T., Goeke-Morey, M. C., Cummings, E. M., Shelton, K., & Rasi, K. (2002). Child emotional security and interparental conflict. Monographs of the Society for Research in Child Development, 67(3).
- 3. Rhoades, K. A. (2008). Children's responses to interparental conflict: A meta-analysis of their associations with child adjustment. Child Development, 79(6), 1942–1956. https://doi.org/10.1111/j.1467-8624.2008.01235.x
- 4. Çağlar, S. (2023, 10 Nisan). Aile içi çatışmalar çocuğu nasıl etkiler? Independent Türkçe. https://www.indyturk.com/node/622891/haber/aile-içi-çatışmalar-çocuğu-nasıl-etkiler


