Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Odadaki “Canavarlarla” Nasıl Barışırız?

Yelda Cengiz Yazar: Yelda Cengiz
6 dk.okuma süresi
Odadaki "Canavarlarla" Nasıl Barışırız?

Bir gece aniden çocuğunuzun odasından gelen "Burada canavar var!" çığlığıyla yatağınızdan sıçradığınız oldu mu? Ya da bir okul sabahı aniden başlayan o sebepsiz karın ağrıları, midede oluşan kramplar, bulantı hissi ve ellerin soğuk soğuk terlemesi... Ebeveyn olarak ilk içgüdümüz genelde hemen "Korkacak hiçbir şey yok, bak ben buradayım!" deyip mantıklı açıklamalar yapmaya çalışmaktır. Oysa çocuğumuz yoğun bir endişe, kaygı ve görünmez bir tehdit algısı içindeyken bedeninde adeta yüksek sesli bir alarm çalar. Sinir sistemi hızla kendini koruma ve savunma moduna geçirir. Böyle bir an içinde beynin mantık ve analiz merkezleri geçici olarak sessizleştiği için, bizim büyük bir iyi niyetle kurduğumuz o sakin ve mantıklı cümleler çocuğun zihnine ulaşmakta oldukça zorlanır.

Çocukluk ve ergenlik dönemi, insan hayatında kaygı semptomlarının şekillendiği, evrildiği ve farklı biçimlerde kendini gösterdiği en hassas gelişimsel evredir. Erken çocukluk yıllarında anne babadan ayrılma korkusu, tek kalma endişesi ya da karanlıkta kurgulanan canavarlar ve hayali varlıklar gibi spesifik fobiler ön plana çıkar. Okul çağındaki çocuklarda ise durum biraz değişir; matematik dersine dair duyulan yoğun stres, sınav heyecanı ve akademik başarısızlık korkusu zihni meşgul etmeye başlar. Ergenlik dönemine girildiğinde ise akran çevresinde kabul görme, rezil olma korkusu ve sosyal değerlendirilme çekingenliği çok daha fazla ağırlık kazanır. Yapılan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, toplumsal zorluklar, belirsizlikler veya pandemi gibi küresel kriz dönemlerinde çocuk ve ergenlerdeki kaygı yaygınlığının %1,84 ile %45,0 gibi oldukça geniş bir yelpazede değişebildiğini gösteriyor. Bu dönemlerde çocuklarda huzursuzluk, çabuk öfkelenme, gerginlik ve sürekli kötü bir şey yaşanacakmış hissi çok daha belirgin ve yıpratıcı bir hal alabilir.

Peki, kaygı seviyesi bu kadar yükseldiğinde çocuğun iç dünyasında ve zihinsel dengesinde tam olarak neler yaşanır? Bilimsel çalışmalar, çocukların kaygı riski arttıkça kendilerine olan güvenlerinin ve olumlu öz-algılarının, yani öz-kavramlarının belirgin şekilde zedelendiğini ortaya koymaktadır. Kendi yeteneklerine ve gücüne olan inancı zayıflayan çocuk, korkular karşısında kendini daha çaresiz hissedebilir. Ancak aynı araştırmalar bize umut veren ve içimizi ferahlatan çok güçlü bir gerçeği de hatırlatır: Çocuklar belirli bir stres, baskı ve endişe seviyesine kadar içlerindeki o doğal toparlanma gücünü ve psikolojik dayanıklılığı (resilience) şaşırtıcı bir şekilde koruyabilmektedirler. Yani çocuğun ruhsal yapısındaki o koruyucu kalkan hemen kırılıp yok olmaz; önemli olan o kalkan tamamen sarsılmadan önce ebeveyn olarak doğru, sakin ve bilinçli adımlarla onun yanında durabilmektir.

Peki o zor kriz anlarında ve günlük yaşamın kendi akışı içinde çocuğumuza nasıl güvenli bir liman ve rehber olabiliriz?

Öncelikle, durumu uzun uzun anlatıp çocuğu ikna etmeye çalışmak yerine işe çocuğumuzun bedenini dinlemesine ve hislerini anlamasına yardım ederek başlayabiliriz. Kalbi hızla çarptığında veya karnı ağrıdığında ona mantıklı gerekçeler sunmak yerine 'Şu an kalbin mi hızlı çarpıyor?' ya da 'Karnında kelebekler mi uçuşuyor, bir huzursuzluk mu var?' gibi tatlı, şefkatli ve empatik bir soruyla hissettiklerini fark ettirebiliriz. Bedenindeki bu fiziksel değişimlerin adını koymak çocuğu kendiliğinden rahatlatır ve belirsiz korkuyu somutlaştırır. Ardından birlikte derin ve sakince nefesler alıp vererek ya da sadece yanına oturup ona sarılarak bedeninin gevşemesine ve sinir sisteminin yatışmasına destek olabiliriz.

Gece odadaki o "canavar" ya da "korkunç gölge" algısına gelince... Bu durum özellikle okul öncesi yaş grubunda çok sık karşılaştığımız, hayal gücünün gelişimiyle doğrudan ilişkili doğal bir süreçtir. Yapılan içerik analizleri ve araştırmalar, bu korkuların arkasında genellikle pencereden odaya yansıyan rüzgarlı ağaç gölgeleri ya da dışarıdan gelen çöp kamyonu gürültüsü, sokak trafiği, gök gürültüsü gibi çevresel etkenlerin yattığını gösteriyor. Çocuk karanlıkta anlamlandıramadığı bu ses ve görüntüleri zihninde büyütüp hayali varlıklara dönüştürür. Korkudan kaçmak ya da "odada hiçbir şey yok" diyerek kestirip atmak yerine, ışığı yavaşça açıp o gölgenin ya da sesin kaynağını bir dedektif oyunu gibi birlikte inceleyebilirsiniz. Korkulan durumun üzerine böyle küçük, güvenli, sabırlı ve kademeli adımlarla gitmek çocuğun zihnindeki tehdit algısını kırmanın en sağlıklı ve kalıcı yoludur.

En çok unuttuğumuz ama aslında en sihirli ve dönüştürücü adım ise çocuğumuzun gösterdiği cesareti görmek ve onu takdir etmektir. Çocuk edebiyatı ve kaygı araştırmaları, ebeveynlerin ve kitapların kaygı yönetiminde en az başvurduğu yöntemin (yaklaşık %7 oranında) çocuğun gösterdiği cesareti ödüllendirmek ve övmek olduğunu ortaya koyuyor. Çocuğunuz karanlık koridorda tek bir adım bile atsa, kendi yatağında uyumak için korkusuna rağmen minik bir deneme bile yapsa, gösterdiği o çabayı ve cesaret anını mutlaka fark edin. Ona sunacağınız samimi bir övgü, içten bir sarılma ya da küçük bir teşekkür, onun öz-kavramını besler ve kendinde bulduğu cesaret duygusunu yeniden inşa eder.

Son olarak, eğer bu süreçte tek başınıza ilerlemekte zorlandığınızı veya kaygının çocuğunuzun günlük yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini hissederseniz profesyonel bir uzmandan destek almaktan asla çekinmeyin. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) yöntemlerinin çocuk ve ergenlerdeki kaygı bozukluklarını azaltmada son derece etkili olduğu pek çok klinikle sabittir. Üstelik kliniğe ulaşmanın zor olduğu durumlarda, günümüzde teknolojinin sunduğu internet üzerinden yürütülen rehberli terapi programlarının da (İBDT) çocuklarda kaygı, depresyon, uyku sorunları, sosyal çekingenlik ve somatik ağrıların yönetiminde son derece pratik, erişilebilir, güvenilir ve etkili bir alternatif sunduğu kanıtlanmıştır.

Unutmayın; çocuğunuzun sizden beklediği kusursuz bir ebeveynlik duruşu ya da her sorunu anında çözen sihirli cümleler değildir. Sadece o karmaşık ve fırtınalı hislerin ortasındayken elini tutmanız, bedenini sakinleştirmesine rehberlik etmeniz, gösterdiği en küçük çabayı bile görmeniz ve güvenle yanında durmanız yeterlidir.

Kaynakça

  • Gordon, J., King, N., Gullone, E., Muris, P., & Ollendick, T. H. (2007). Nighttime fears of children and adolescents: Frequency, content, severity, harm expectations, disclosure, and coping behaviours. Behaviour Research and Therapy, 45(10), 2464–2472.
  • James, A. C., James, G., Cowdrey, F. A., Soler, A., & Choke, A. (2015). Cognitive behavioural therapy for anxiety disorders in children and adolescents. Cochrane Database of Systematic Reviews, 2015(2), CD004690. https://doi.org/10.1002/14651858.CD004690.pub4
Yelda Cengiz Yelda Cengiz
Çocuk ve ergen psikolojisi uzmanıyım. Online terapi aracılığıyla ebeveyn danışmanlığı, bireysel seans, duygu regülasyonu ve gelişimsel süreçlerde profesyonel destek sunuyorum. Bilimsel temelli yaklaşımlarla çocukların sağlıklı büyüme yolculuğuna rehberlik ediyorum.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!