Ergenlik: Artık Çocuk Değilim, Henüz Yetişkin de Olamıyorum
Çocukken büyümek, istediğimiz şeyleri yapabileceğimiz bir zamana ulaşmak gibi gelir. Kendi kararlarımızı vereceğimizi, kimsenin bize karışamayacağını, bugün yapamadıklarımızın bir gün mümkün olacağını düşünürüz. “Büyüyünce” diye başlayan cümlelerde henüz bir şeyi kaybetme ihtimali yoktur. Büyümek daha çok özgürlük, daha fazla imkân ve kendi hayatımızı yaşayabilmek demektir. Fakat o zaman yaklaşmaya başladığında işler hayal ettiğimiz kadar kolay ilerlemez. Bedenimiz değişir, hem kendimizden hem çevremizden gelen beklentiler artar ve anne babamızla ilişkimiz farklılaşır. Çocukluğun bazı tarafları artık bize dar gelirken, yetişkinliğin sorumlulukları da gözümüzü korkutur.
Ergenlikte insan bu iki durumun arasında kalır. Çocuk gibi görülmek istemez, ama her şeyi kendi başına yapmaya da hazır değildir. Ailesinin kendisine karışmasına kızarken, zorlandığında yine onları yanında isteyebilir. Bir konuda ne istediğinden son derece emin görünür, başka bir konuda oldukça kararsızdır. Bazen kendisini herkesten daha iyi anladığını düşünür, bazen de kendisinde olup bitenlere anlam veremez. Bu yüzden ergenliği yalnızca anne babaya karşı çıkılan, odaların kapatıldığı ya da arkadaşların daha önemli olduğu bir dönem olarak anlatmak eksik kalır. Çünkü bütün bu davranışları sergileyen ergenin içinde de bir şeyler değişmektedir.
Anne babalar bu değişimi çoğu zaman “Benim çocuğuma ne oldu?” sorusuyla karşılar. Bazıları “Ergenlik işte!” diyerek tanımlayabilir fakat içi doldurulmadığı sürece bu tanım çoğu zaman bu ebeveyn için de ergen için de yeterli değildir. Daha önce her şeyini anlatan çocuk artık sorulara kısa cevaplar verir. Birlikte yapılan şeylere katılmak istemez. Söylenenleri sorgular, eskiden sevdiği bir şeyden hoşlanmadığını söyler, bazen ailesinin yanında bulunmaktan bile rahatsız olur. Anne baba bu değişimi kendisinden uzaklaşma olarak yaşayabilir ve kaygılanabilir. Fakat ergen açısından yaşananlar her zaman bu kadar açık değildir. O da neden eskisi gibi hissetmediğini bilmeyebilir. Anlatacak bir şeyi olmadığı için değil, anlatacağı şeyi henüz kendisi de tanımlayamadığı için susabilir.
Üstelik bu dönemde ergenin nerede duracağına ilişkin karışıklık yalnızca kendi içinde yaşanmaz. Yetişkinler de ona bazen çocuk, bazen büyük biri gibi davranır. Arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istediğinde “Sen daha çocuksun” denilir. Odasını toplamadığında, bir işini unuttuğunda ya da yardım istediğinde ise “Büyüdün artık” cümlesiyle karşılaşır. Karar vermek istediğinde yaşı küçük bulunur, sorumluluk alması gerektiğinde yeterince büyümüş kabul edilir. Aynı kişinin ne zaman çocuk, ne zaman yetişkin sayıldığı, o an kendisinden ne beklendiğine göre değişir.
Bu durum ergeni hem öfkelendirir hem de kendisini nasıl konumlandıracağını zorlaştırır. Madem büyümüştür, neden düşüncesi önemsenmemektedir? Madem hâlâ çocuktur, neden bazı şeyleri tek başına yapması beklenmektedir? Bir konuda destek istediğinde küçümseniyorsa bir sonraki sefer yardım istemek istemeyebilir. Kendi kararını vermeye çalıştığında hemen durduruluyorsa sorumluluk almak konusunda da isteksizleşebilir. Yetişkinler onun tutarsızlığından söz ederken, kendi söyledikleri arasındaki bu farkı bazen görmezler.
Oysa ergenin bir konuda kendi başına hareket edebilmesi, başka bir konuda desteğe ihtiyaç duymayacağı anlamına gelmez. Bu ihtiyacı her seferinde “Hani büyümüştün?” diyerek karşılamak, yardım istemeyi utanç verici hâle getirebilir. İnsan kendi başına yapmayı öğrenirken bazen bir başkasına dayanır. Destek alabilmek, daha sonra kendi kararını verebilmesini de kolaylaştırabilir.
Elbette bir ergenin bütün kararlarını tek başına vermesi beklenemez. Yaşı, deneyimi ve güvenliği düşünülmelidir. Ancak sınır koyarken onun ne düşündüğünü dinlemek de önemlidir. Bir isteği kabul edilmeyebilir; yine de neden istediği konuşulabilir. Ergenin sözüne yer vermek, her söylediğini doğru bulmayı gerektirmez. Bazen istediğinin gerçekleşmemesinden çok, daha cümlesini bitirmeden çocuk olduğu söylenerek susturulmasına kızar. Kendisini ilgilendiren bir konuda konuşabildiğini görmek, büyüdüğünün yalnızca sorumluluklar üzerinden hatırlatılmasından farklı bir deneyimdir.
Ergenin içinde yaşadığı değişimlerin önemli bir kısmı da bedeniyle ilgilidir. Boyu uzar, sesi değişir, yüzü ve bedeni farklılaşır. Daha önce üzerinde düşünmediği özellikleri dikkatini çekmeye başlar. Aynada uzun süre kendisine bakabilir ya da fotoğraf çekilmekten kaçınabilir. Başkaları için önemsiz görünen bir sivilce, saçının nasıl durduğu ya da bedeninin bir bölümü onun zihnini günlerce meşgul edebilir. Çünkü karşısında değişen bir görüntü vardır ve bu görüntünün kendisine ait olduğunu hissetmek zaman alabilir.
Yetişkinler bazen bu ilgiyi gereksiz bulur. “Bunda takılacak ne var?”, “Kimse sana bakmıyor”, “Bunları düşünmek yerine dersine çalış” denilebilir. Oysa ergen yalnızca güzel ya da yakışıklı görünmeye çalışmıyor olabilir. Nasıl göründüğünü, başkalarının kendisinde ne gördüğünü ve bu yeni bedeni nasıl taşıyacağını anlamaya çalışmaktadır. Bazen görünmek ister, bazen bakışlardan rahatsız olur. Bir gün giydiği kıyafeti ertesi gün giymek istemez. Kendisine yakıştırdığı şeyler değişir; başkalarının söyledikleri de bu değişime karışır. Aynada gördüğü kişiyle kendisini hissettiği kişi her zaman örtüşmeyebilir. Bedeni büyümüş olsa da bazı durumlarda kendisini hâlâ küçük ve korunmaya muhtaç hissedebilir. Ailesi onu çocukluğundan tanıdığı hâliyle görmeye devam ederken, arkadaşları farklı özelliklerini fark edebilir. Ergen de bu ilişkiler içinde kendisinin başka taraflarıyla karşılaşır. Evde çekingen olarak tanınan biri, arkadaşlarının yanında rahatça konuşabildiğini görebilir. Böylece yalnızca görünüşünün değişmediğini, kendisini tanımladığı özelliklerin de değişebildiğini fark etmeye başlar.
Bedendeki değişimlerle birlikte cinselliğe ilişkin merak ve yeni duygular da ortaya çıkabilir. Birinden hoşlanmak, beğenilmek istemek, kendi bedenini merak etmek heyecan kadar utanç da yaratabilir. Ergen bu duyguları anlatmak istediğinde alay edilmesinden ya da hemen yanlış bir şey yapıyormuş gibi karşılanmasından korkabilir. Aile içinde konuşulamayan konular hakkında sorularını başka yerlerde sormaya başlar. Bazen arkadaşına, bazen internete yönelir. Nereden bilgi aldığı kadar, neden evde soramadığı da düşünülmelidir.
Bütün bunlar olurken çocukluğun bazı tarafları geride kalır. İnsan büyümek ister, fakat eskiden sahip olduğu yakınlığı da özleyebilir. Annesinin kendisine çocuk gibi davranmasına kızan biri, aynı gün onun eskisi kadar ilgilenmediğinden yakınabilir. Ailesiyle dışarı çıkmak istemezken geçmişte birlikte geçirdikleri bir tatili hatırlayıp üzülebilir. Küçük kardeşinin gördüğü ilgiye içerleyebilir, ama kendisine aynı şekilde davranıldığında bundan rahatsız olabilir. Bu duyguları bir arada yaşamak ergenin kendisi için de yorucudur.
Büyürken çocukluğun alışılmış hâli kaybedilir. Beden değişir, anne babayla ilişki değişir, onların her şeyi bildiğine ilişkin inanç da değişmeye başlar. Ergen artık bazı şeyleri kendisinin düşünmesi, seçmesi ve yapması gerektiğini fark eder. Çocukluğundaki yakınlığı özlemekle ondan uzaklaşmak istemek bir arada yaşanabilir. Bu açıdan ergenlikte büyümeye, çocukluğun kaybına ilişkin bir yas da eşlik edebilir.
Çocukluktaki ilişkiler değişirken arkadaşlıklar da ergenin hayatında daha fazla yer tutmaya başlar. Ailesi onun çocukluğunu bilir. Hangi yaşta neden korktuğunu, neleri yapamadığını, nasıl ağladığını hatırlar. Bu yakınlık kıymetlidir, fakat bazen ergenin değişmesini fark etmeyi zorlaştırır. Evde hâlâ çekingen olarak tanınan biri, arkadaşlarının yanında rahatça konuşuyor olabilir. Ailesinin sürekli yardım ettiği çocuk, grubunda bir işi organize eden kişiye dönüşebilir.
Arkadaşları onu her zaman geçmişinden tanımaz. Küçükken nasıl biri olduğuna göre değerlendirmek zorunda değildirler. Şimdi söylediği bir şeye gülerler, fikrini beğenirler, yaptığı bir şeyi önemserler. Ailesinin fark etmediği bir özelliği onlar için değerli olabilir. Ergen de bu ilişkiler içinde “Ben böyle de olabiliyormuşum” diye düşünür. Kendisini yalnızca ailesinin tanımladığı kişi olarak yaşamak zorunda olmadığını görür. Arkadaşlarının yanında yeni bir insan olmanın, kendisindeki başka tarafları ortaya çıkarmanın mümkün olması bu ilişkileri önemli kılar. Ergen ailesinin tanımladığı kendilik algısı dışında yeni bir kendilik oluşturabileceği bir alan bulmuştur.
Bu yüzden yaşadığı bir şeyi önce arkadaşına anlatması aileyi sevmediği anlamına gelmez. Arkadaşının onu hemen düzeltmeye çalışmadan dinleyeceğini ya da benzer bir deneyimi paylaşacağını düşünüyor olabilir. Yetişkinin önemsiz bulduğu bir mesele, arkadaşının hayatında da önemli olabilir. Ergen o ilişkide duygusunun fazla, gereksiz ya da anlamsız olmadığını görebilir.
Arkadaşlarının yanında farklı davranışları, düşünceleri ve kimlikleri de deneyebilir. Birine benzemek ister, sonra o benzerlikten uzaklaşır. Bir gruba katılır, bir süre sonra başka insanlarla daha yakın hisseder. Aynı müziği dinlemek, benzer kıyafetler giymek ya da ortak şakalara gülmek, kendisine ait bir yer bulmasına yardımcı olabilir. Yetişkinler bu benzerlikleri bazen “Herkes ne yapıyorsa sen de onu yapıyorsun” diye eleştirir. Fakat henüz kim olduğundan emin olamayan biri için başkalarıyla ortak bir şey paylaşmak güven verici olabilir. Zamanla grubun içinde de farklılaşabilir; herkesin sevdiği bir şeyi sevmediğini, herkesin yaptığı bir şeyi yapmak istemediğini fark edebilir.
Yine de arkadaşlıkların her zaman iyi geldiğini varsayamayız. Ergen kabul edilmek için kendisini susturabilir, dışlanmamak için istemediği bir davranışa katılabilir. Ailesinin beklentilerinden uzaklaşmaya çalışırken arkadaşlarının beklentileri içinde sıkışabilir. Arkadaşlarının yanında hayır diyebilmesi, farklı düşündüğünde de kabul göreceğini hissetmesi önemlidir. Bir ilişkinin değerini, ergenin orada kendisini nasıl yaşadığı da belirler.
Ergenin kendisini tanıma çabası ailesiyle tartışmalarında da görülebilir. Daha önce kabul ettiği kuralları sorgular. Anne babasının sevdiği şeyleri sevmeyebilir, düşüncelerine karşı çıkabilir. Bazen ne istediğini söyleyemez ama ne istemediğini çok kesin biçimde ifade eder. Yetişkin bunu yalnızca inatçılık olarak görebilir. Oysa bazı itirazlarda, kendisi adına konuşulmasına karşı bir tepki de bulunur. Henüz kendi isteğini tam olarak bilmediği hâlde, o isteğin başkaları tarafından belirlenmesini istemeyebilir.
Fakat anne babanın söylediğinin tersini yapmak da tek başına bağımsız olmak anlamına gelmez. Bir genç bütün seçimlerini ailesinin istemeyeceği şeylerden yana yapıyorsa, kararları hâlâ onların isteğine bağlıdır. Kişi ailesinden farklı olduğunu kanıtlamaya çalışırken kendi istediği şeyi bile reddedebilir. Ergenin kendi tercihlerini bulması, yalnızca kabul etmekle karşı çıkmak arasında seçim yapmasından daha uzun bir süreçtir. Bazı şeyleri ailesiyle aynı nedenle, bazılarını başka nedenlerle isteyebilir. Kendisine ait olanı tanımak zaman alır.
Bu süreçte ergenin ne istediğini hemen bilmesini beklemek de güçlük yaratabilir. Yetişkinler geleceğini seçsin, kararlarından dönmesin isterler. Oysa kişi kendisini yaşarken tanır. Bir şeyi isteyip sonra vazgeçebilir, bir arkadaşlıkta hoşlanmadığı tarafını fark edebilir, daha önce savunduğu bir düşünceyi değiştirebilir. Bu değişikliklerin her biri kararsızlık ya da ciddiyetsizlik olarak karşılandığında kendisini denemesi zorlaşır. Ergenin bir süre bilmemeye de hakkı vardır.
Bu süreçte anne baba da değişen bir ilişkiyle karşı karşıyadır. Çocuğunun her şeyi kendisine anlatmaması canını acıtabilir. Bir zamanlar birlikte yapmaktan keyif aldıkları şeyleri artık istememesi üzücü olabilir. Çocuğuna daha az gerekli olduğunu hissetmek kolay değildir. Ebeveyn bu duyguyla bazen daha çok soru sorar, daha fazla kontrol eder, bazen de kırılarak uzaklaşır. Ergenin büyümesini anlamaya çalışırken anne babanın yaşadıklarını da görmek gerekir.
Ancak ebeveynin üzüntüsü, çocuğun kendi hayatına yönelmesini bir suçluluk kaynağına dönüştürmemelidir. “Bizi artık hiç önemsemiyorsun” denildiğinde ergen, arkadaşlarına gitmekle ailesini sevmediğini kanıtlıyormuş gibi hissedebilir. Kendi alanını istemesi, evdeki yakınlığı kaybetme korkusuyla birlikte yaşanabilir. Oysa ilişki değişebilir ve sevgi devam edebilir.
Mahremiyet de bu değişimin bir parçasıdır. Ergen odasının kapısının çalınmasını, eşyalarının karıştırılmamasını, bazı konuşmalarının kendisine ait kalmasını isteyebilir. Yetişkin bunları gizlenen bir şeyin kanıtı olarak görürse aradaki gerilim artabilir. Elbette güvenliğe ilişkin kaygılar konuşulmalıdır. Fakat bütün özel alanların ortadan kaldırılması, güven kurmayı güçleştirebilir. Ergenin ailesinden ayrı bir düşüncesi, konuşması ve deneyimi bulunabileceğini kabul etmek, onu tamamen yalnız bırakmak anlamına gelmez.
Her ergenliğin aynı ölçüde tartışmalı olması gerekmez. Bazı gençler değişimini daha sessiz yaşar, bazıları daha açık biçimde gösterir. Çok karşı çıkmak her zaman sağlıklı ilerlemenin, hiç karşı çıkmamak da her şeyin yolunda olduğunun kanıtı değildir. Ergeni tanımak, onun kendi yaşamına bakmayı gerektirir. Nelerden keyif aldığı, kimlerle ilişki kurduğu, ne düşündüğü ve zorlandığında ne yaptığı önemlidir. Davranışını yalnızca ergenlik diye açıklamak, yaşadığı güçlüğü de gözden kaçırabilir. Özellikle uzun süren ve günlük yaşamını belirgin biçimde zorlayan durumlarda ayrıca değerlendirmeye ihtiyaç vardır.
Çocukken büyüdüğümüzde her şeyi yapabileceğimizi düşünürüz. Ergenlikte ise büyümenin, ne yapacağımızı bilmediğimiz anları da beraberinde getirdiğini fark ederiz. Çocuk olduğumuz hatırlatılarak susturulmadığımız, büyüdüğümüz söylenerek yalnız bırakılmadığımız bir ilişki bu yüzden önemlidir. Kendimizi henüz tam olarak tanımlayamadığımız bir dönemde, yetişkinlerin de kim olduğumuza hemen karar vermemesine ihtiyaç duyarız. Belki büyürken en çok bunu bilmek isteriz: Değiştiğimizde de sevileceğimizi ve zorlandığımızda hâlâ dönebileceğimiz bir yer olduğunu.



