"Kavga Edememek" de Bir Baş Etme Yoludur
Bazı insanlar tartışırken çok hızlıdır. Söyleneni anında yakalar, karşılığını verir, kendisini savunur, gerektiğinde sesini yükseltir. Tartışma bittiğinde ne söylediğini de, ne söylemesi gerektiğini de bilir ve rahatlar. Bazı insanlar ise tam tersidir. O anda susar. Karşısındaki konuşurken zihni boşalır; söylemek istedikleri boğazında düğümlenir. Sonra eve giderken bütün cümleler birer birer aklına gelir. “Aslında şunu söylemeliydim.” “Neden cevap veremedim?”
"Kendimi neden savunamadım?"
İlk bakışta biri güçlü, diğeri güçsüz gibi görünebilir. Oysa psikolojik olarak bakıldığında mesele çoğu zaman bundan daha karmaşıktır.
Çatışma anında verdiğimiz tepki, yalnızca o anda yaşananlarla belirlenmez. Geçmişte ilişkiler içinde öğrendiğimiz bazı kalıplar, bugün benzer durumlarda nasıl davranacağımızı etkileyebilir. Çocukken öfkenin tehlikeli olduğu bir ortamda büyüyen biri, yetişkin olduğunda karşısındaki kişi kızdığında otomatik olarak geri çekilebilir. Sürekli eleştirilen biri, basit bir itirazı bile kendisine yönelik ağır bir saldırı gibi algılayabilir. İhtiyaçlarını dile getirdiğinde karşılık bulamayan biri ise zamanla “istemek yerine var olanı kabul etmek” yolunu öğrenebilir.
Bu kalıcı ilişki kalıplarını “şema” kavramıyla açıklayabiliriz. Şemalar, kişinin kendisi ve diğer insanlarla ilgili zaman içinde geliştirdiği derin beklentilerdir. Örneğin “Beni sonunda terk ederler”, “İnsanları kızdırırsam beni sevmezler”, “Benim ihtiyaçlarım o kadar da önemli değil” gibi inançlar yalnızca düşünce olarak kalmaz; ilişkilerde nasıl davrandığımızı da etkileyebilir.
Bu yüzden aynı tartışma iki insanda bambaşka tepkiler yaratabilir.
Bir kişi karşısındakinin öfkesini gördüğünde hemen karşılık verir. Çünkü geri çekilmek onun zihninde zayıflıkla eşleşmiş olabilir. Bir başkası ise tam tersine susar; çünkü çatışma onun için ilişkinin bozulacağı anlamına gelir. Bir diğeri konuşmayı sürdürür, açıklama ister, tekrar tekrar kendisini anlatır. Dışarıdan bakıldığında bu insanların davranışları birbirinden çok farklıdır. Fakat hepsinin altında aynı ihtiyaç olabilir: Kendini güvende hissetmek.
Üstelik susmak her zaman sakin olmak değildir. Bazen kişi gerçekten ne söyleyeceğini bilemez. Yoğun stres altında beyin durumu bir tehdit olarak algıladığında kişinin dikkati dağılabilir, düşünme esnekliği azalabilir ve kişinin o anda kendisini ifade etmesi zorlaşabilir. Bu nedenle tartışma sırasında susup saatler sonra çok daha iyi cümleler kurabilmek, kişinin “kendini savunamayan biri” olduğunu göstermez. Bazen kişi o anda psikolojik olarak fazla yüklenmiştir ve kendini korumaya almıştır.
Diğer taraftan hızlı cevap verebilmek de her zaman sağlıklı iletişim anlamına gelmez. Karşısındakini susturmak, üstün gelmek veya son sözü söylemek kişinin kendisini güvende hissetmesini sağlayabilir. Fakat çatışmanın amacı karşı tarafı yenmek değil, iki kişinin de kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını ifade edebilmesidir.
Burada önemli olan, çatışma sırasında otomatik olarak yaptığımız şeyi fark edebilmektir.
“Karşımdaki kızınca aklımdan ne geçiyor?”
“Eleştirildiğimde kendimi saatlerce açıklamazsam ne olur?”
“Biri sınırımı aştığında neden bir anda çok sertleşiyorum?”
Bu sorular, davranışımızın arkasındaki eski düşünceleri ve kalıpları görmemize yardımcı olabilir.
Şema Terapi‘nin “Sağlıklı Yetişkin” olarak tanımladığı taraf da tam burada önem kazanır. Aslında bu, oldukça sade bir beceriyi anlatır: Duygumuz ne kadar güçlü olursa olsun, davranışımızı yalnızca o duygunun yönetmesine izin vermemek.
Örneğin öfkeliysek “Sen zaten hep böylesin!” demek yerine “Bana böyle konuşulduğunda öfkeleniyorum ve bu şekilde konuşulmasını istemiyorum” diyebilmek. Korkuyorsak tamamen susmak yerine “Şu an bunu konuşmak benim için zor ama konuyu geçiştirmek istemiyorum” diyebilmek. Kendimizi haksızlığa uğramış hissediyorsak karşı tarafı alt etmeye çalışmak yerine neye itiraz ettiğimizi açıkça söyleyebilmek.
Sağlıklı çatışma, hiç öfkelenmemek değildir. Hiç susmamak da değildir. Her şeyi o anda çözmek hiç değildir.
Bazen “Şu an çok öfkeliyim, biraz sakinleşip sonra konuşacağım” diyebilmektir.
Bazen de yıllardır sustuğumuz bir yerde ilk kez “Hayır, buna katılmıyorum” diyebilmektir.
Çünkü yetişkinlik, hiç incinmemek ya da hiç korkmamak değildir. İncindiğimizde, korktuğumuzda veya öfkelendiğimizde bile kendimizi koruyacak ve güvende hissettirecek bir yol seçebilmektir.
