Cuma, Eylül 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dinginliğin Ağırlığı: İlişkide Huzur Bize Neden Bazen Sıkıcı Gelir?

Bir ilişkinin başlarındaki o baş döndürücü belirsizliği, her telefon çaldığında kalp ritmini değiştiren o tatlı kaygıyı hatırlayın. O günlerde zihnimiz sürekli aynı yapbozun parçalarıyla meşguldür: ‘Acaba o da benim gibi hissediyor mu?’ Zaman geçer, taşlar yerine oturur ve uğruna uykusuz kaldığımız o güvenli limana nihayet varırız. Her şey yolundadır, sular durulmuştur. Fakat tam da o limanda, demir attığımız o huzurlu sessizliğin içinde tuhaf bir şüphe filizlenmeye başlar: Her şey neden bu kadar durgun? Yoksa aşk bitiyor mu?

Marcel Proust, alışkanlığın hayatımızdaki sarsıcı olayların etkisini yumuşatırken, aynı zamanda arzunun keskinliğini nasıl körelttiğinden bahseder. İlişkilerde de o arzuladığımız ‘güven’ inşa edildiğinde, beyindeki dopamin fırtınası yerini oksitosinin o sessiz, sakinleştirici kollarına bırakır. Ancak birçoğumuz bu yeni ve dingin manzaraya bakıp, fırtınanın eksikliğini tutkunun ölümü olarak yorumlama tuzağına düşeriz.

Güvenli bir ilişki, bazı zihinler için yabancı bir dil gibidir. Eğer geçmiş deneyimlerimizde veya çocukluk çağımızda ‘sevgi’ kavramı sürekli bir mücadeleyle, belirsizlikle ya da ulaşılamazlıkla eşleşmişse, sistemimiz kaosun o çalkantılı ritmine farkında olmadan bağımlı hale gelir. Şema kimyası tam da burada devreye girer; bize tanıdık gelen o duygusal çalkantıları ve kaygıyı, tutkunun yegane kanıtı sanma eğilimi gösteririz. Karşımızdaki kişi tutarlı, ulaşılabilir ve şeffaf olduğunda – yani beklediğimiz o ‘güvenli limanı’ gerçekten sunduğunda – drama ve kriz çözmeye alışkın zihin birden boşluğa düşer. Çünkü ortada ikna edilecek biri, kazanılacak bir savaş veya onarılacak bir yara yoktur.

İşte tam bu noktada ilişkiye atfettiğimiz “sıkıcı” etiketi, aslında çok büyük bir yanılsamadır. Hissettiğimiz şey ilişkinin tekdüzeliği değil; tanıdık olan o eski acının, ulaşılamazlık kaygısından doğan o sahte heyecanın yokluğudur. Zihnimiz, dalgasız bir denizde nasıl yelken açacağını henüz öğrenemediği için, bu şeffaf dinginliği yanlış bir şekilde “aşkın bitişi” olarak kodlar.

Bilişsel düzeyde baktığımızda, ilişkileri sabote eden en sinsi düşmanlardan biri katı kurallarımızdır. Zihnimizde yankılanan “Kalbim her an çarpmalı”, “Aşk her zaman ilk günkü gibi tutkulu hissettirmeli” gibi kalıplaşmış inançlar, en sağlıklı bağlarda bile gerçekliği saptıran bilişsel çarpıtmalar yaratır. İlişkinin derinleşme süreci, fizyolojik olarak dopamin güdümlü o sabırsız ve inişli çıkışlı arayışın, yerini oksitosinin sunduğu şefkatli, sakin ve kalıcı bağa bırakmasıdır. Bu bir bitiş değil, ilişkinin biyolojik ve duygusal bir evrimidir. Zihnimizdeki o “sürekli zirvede olma” baskısını fark edip, beklentilerimizi yeniden çerçevelediğimizde, rutinin ve sıradan anların içindeki o sessiz yakınlığın değerini görmeye başlarız.

Dinginliği sıkıcılıkla karıştırmayı bıraktığımızda, bir ilişkinin asıl dönüştürücü potansiyeli ortaya çıkar. Yan yana aynı koltukta kendi sessizliğine gömülüp bir şeyler okuyabilmek, yorucu bir günün ardından sadece birbirinin varlığından güç alabilmek aslında ilişkideki en büyük lükstür. Aşk, her zaman fırtınalı denizlerde büyük dalgalarla boğuşmak demek değildir; bazen sığındığın o limanda, dışarıdaki fırtınayı el ele izleyebilmektir. Stefan Zweig’ın o derin anlatımlarında karşımıza çıkan insan ruhunun karmaşasında, asıl mesele birbirimizin içinde kaybolmak değil, o güvenli alanda kendimizi bulabilmektir. Belki de gerçek tutku, o uzun sessizliklerin içinde bile birbirini duyabilmek ve tartışma anlarında dahi aynı takımda kalarak o limanı koruyabilmektir.

Aybüke Arslan
Aybüke Arslan
Aybüke Arslan, Fenerbahçe Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Klinik Psikoloji Yüksek Lisansına devam etmektedir. Motivasyon, sosyal medya psikolojisi, spor psikolojisi ve bilişsel davranışçı terapi alanlarına ilgi duymaktadır. Sosyal medyada psikoloji içerikleri üreterek psikolojik kavramları herkes için ulaşılabilir kılmayı amaçlamaktadır. “Zihinsel sağlık, hayatın gerçek zenginliğidir” mottosuyla hareket eden Arslan, Psychology Times Türkiye’de toplumsal farkındalık, motivasyon ve ruh sağlığı temalı yazılar yazmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar