Çarşamba, Ekim 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bağımlılığın Psikolojisi: Haz, Kaçış ve Kontrol Arasında

Bağımlılık çoğu zaman dışarıdan görünen davranış üzerinden tanımlanır.

Bir madde kullanmak, kumar oynamak, saatlerce oyun oynamak ya da belirli bir davranışı kontrol etmekte zorlanmak…

Ancak bağımlılığı yalnızca davranışın kendisi üzerinden anlamaya çalışmak, psikolojik sürecin önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir.

Çünkü bağımlılık yalnızca kişinin ne yaptığıyla değil, yaptığı şeyin iç dünyasında ne işe yaradığıyla da ilgilidir.

Bir davranış kişiye kısa süreli haz sağlayabilir. Bazen ise asıl önemli olan haz değil, kişinin yaşadığı bir duygudan geçici olarak uzaklaşmasıdır.

Kaygıdan, yalnızlıktan, boşluktan, utançtan, öfkeden veya yetersizlik hissinden…

Bu nedenle bağımlılığı anlamak için yalnızca davranışa değil, davranıştan önce ve sonra yaşanan psikolojik sürece de bakmak gerekir.

Çünkü bazen kişinin mücadele ettiği şey yalnızca bir madde ya da davranış değildir.

Bazen kişi, dayanmakta zorlandığı bir iç deneyimden uzaklaşmanın yolunu arıyordur.

Bağımlılık Yalnızca İrade Meselesi Değildir

Bağımlılığı yalnızca “iradesizlik” olarak görmek, hem kişiyi suçlayıcı hem de bağımlılığın karmaşık yapısını açıklamak açısından yetersiz bir yaklaşımdır.

Bağımlılık süreçlerinde ödül ve motivasyon sistemleri, öğrenme mekanizmaları, stres, dürtü kontrolü ve davranışın tekrar edilmesini sağlayan pekiştirme süreçleri birlikte rol oynar.

Bu nedenle kişinin davranışın kendisine zarar verdiğini bilmesi, davranışı her zaman kolaylıkla durdurabileceği anlamına gelmez.

Bir kişi sigaranın sağlığına zarar verdiğini bilebilir ve yine de sigara içebilir. Bir kişi kumarın maddi kayıplarını görebilir ve oynamaya devam edebilir.

Buradaki paradoks şudur:

Kişi uzun vadede istemediği bir davranışı, kısa vadede ihtiyaç duyduğu bir rahatlama için sürdürebilir.

Bu durum davranışı haklı çıkarmaz. Ancak davranışın neden sürdüğünü anlamamızı sağlar.

Çünkü değişim yalnızca “bırakmalıyım” demekle değil, kişinin davranışa neden tekrar tekrar yöneldiğini fark etmesiyle mümkün hâle gelir.

Hazdan Rahatlamaya: Bağımlılık Döngüsü

Bağımlılığın başlangıcında haz, merak, heyecan veya ödül hissi davranışın tekrarlanmasını sağlayabilir.

Ancak zaman içerisinde davranışın psikolojik işlevi değişebilir.

Kişi artık yalnızca daha iyi hissetmek için değil, kötü hissetmemek için de aynı davranışa yönelebilir.

Yoğun stres yaşayan biri kullandığı maddenin kendisini geçici olarak rahatlattığını fark edebilir. Kaygı yaşayan biri davranış sonrasında zihnindeki yoğunluğun azaldığını deneyimleyebilir.

Bu noktada davranışı güçlendiren yalnızca haz değildir. Rahatsız edici bir iç deneyimin geçici olarak azalması da davranışın tekrar edilmesini sağlayabilir.

Böylece şu döngü oluşabilir:

Tetikleyici → duygu/dürtü → davranış → kısa süreli rahatlama → olumsuz sonuç → yeniden tetiklenme

Kısa süreli rahatlama, uzun vadeli sonuçlardan daha güçlü hâle geldiğinde kişi davranışı sürdürmeye devam edebilir.

Bu nedenle “Neden yaptığını biliyor ama yine yapıyor?” sorusunun yanıtı çoğu zaman davranışın o anda kişiye sağladığı işlevde gizlidir.

Bazen Bağımlı Olduğumuz Şey Haz Değil, Kaçıştır

Bağımlılık davranışının altında her zaman yoğun bir haz arayışı bulunmayabilir.

Bazen kişi yalnızca bir duygudan uzaklaşmak ister.

Yoğun utanç yaşayan biri kendisiyle ilgili düşüncelerinden uzaklaşmak için madde kullanımına yönelebilir. Yalnızlık yaşayan biri boşluk hissini azaltmak için belirli bir davranışa sığınabilir. Yoğun kaygı yaşayan biri zihnindeki sıkıntıyı azaltmak için kendisini rahatlatan bir davranışı tekrar edebilir.

Bu durumda davranış bir çeşit duygusal kaçış işlevi görebilir.

Sorun ise kaçınmanın kısa vadede işe yararken uzun vadede kişinin zor duygularla baş etme kapasitesini sınırlayabilmesidir.

Kişi her zorlandığında aynı davranışa yöneldikçe, “Bu duyguyla nasıl baş edebilirim?” sorusundan çok “Bu duygudan nasıl kurtulabilirim?” sorusuna odaklanabilir.

Oysa psikolojik iyileşme her zaman olumsuz duyguları ortadan kaldırmak anlamına gelmez.

Bazen amaç, kişinin zor bir duyguyu yaşarken de kendisini koruyabilmesi, dürtüsünü fark edebilmesi ve davranışını seçebilmesidir.

Tetikleyiciler Bazen Davranıştan Önce Gelir

Bağımlılık davranışları her zaman bilinçli bir karar verme süreciyle başlamaz.

Belirli kişiler, mekânlar, saatler, kokular, düşünceler, sosyal ortamlar veya duygusal durumlar zaman içerisinde davranışla ilişkilendirilebilir.

Bazen tetikleyici dışarıda değildir.

Bir tartışma, reddedilme deneyimi, yalnızlık, başarısızlık hissi veya kişinin zihninden geçen tek bir düşünce bile davranışa yönelme isteğini artırabilir.

Bu nedenle kişi bazen “Neden birdenbire bunu yapmak istedim?” diye düşünebilir.

Oysa davranıştan önce gerçekleşen küçük olaylar zinciri fark edilmemiş olabilir.

Terapi sürecinde bu zinciri görünür hâle getirmek önemlidir:

Ne oldu? Ne hissettim? Aklımdan ne geçti? Bedenimde ne fark ettim? Ne yapma isteği ortaya çıktı? Davranış sonrasında ne değişti?

Bu sorular, kişinin otomatikleşmiş döngüyü fark etmesine ve davranış ile dürtü arasına mesafe koyabilmesine yardımcı olabilir.

Bağımlılıkta Kontrol Paradoksu

Kişi başlangıçta davranışı kontrol ettiğini düşünebilir:

“İstediğim zaman bırakırım.”

“Ben sadece stresliyken yapıyorum.”

“Kontrol bende.”

Ancak zaman içerisinde davranış kişinin hayatındaki diğer alanları belirlemeye başladığında kontrol ilişkisi değişebilir.

Kişi davranış için fırsat yaratabilir, davranışı yakınlarından saklayabilir veya günlük yaşamını davranışın etrafında düzenlemeye başlayabilir.

Böylece başlangıçta kişinin kontrol ettiği davranış, giderek kişinin yaşamını kontrol etmeye başlayabilir.

Bu nedenle bağımlılık değerlendirilirken yalnızca davranışın ne kadar sık gerçekleştiğine bakmak yeterli değildir.

Asıl sorulardan biri şudur:

“Bu davranış hayatımda ne kadar yer kaplıyor?”

Bir diğeri ise:

“Davranışı ben mi yönetiyorum, yoksa davranış mı hayatımı yönetmeye başlıyor?”

Utanç ve Suçluluk: Döngünün Görünmeyen Parçası

Bağımlılık davranışının ardından kişinin kendisiyle ilişkisi de zarar görebilir.

“Yine yaptım.”

“Kendimi kontrol edemedim.”

“Bende bir problem var.”

“Ben asla değişemem.”

Bu düşünceler suçluluk ve utanç duygularını artırabilir.

Suçluluk daha çok “Yanlış bir şey yaptım.” şeklinde yaşanırken, utanç “Ben yanlışım.” noktasına ulaşabilir.

Davranışın sonuçlarını fark etmek değişim için işlevsel olabilir. Ancak kişinin bütün benliğini davranışı üzerinden tanımlaması değişimi zorlaştırabilir.

Yoğun utanç yaşayan kişi kendisinden uzaklaşmak isteyebilir. Bazen bu uzaklaşma yeniden bağımlılık davranışına yönelmeyle sonuçlanabilir.

Böylece:

Davranış → pişmanlık → utanç → yoğun sıkıntı → kaçış ihtiyacı → yeniden davranış

döngüsü oluşabilir.

Bu nedenle bağımlılık tedavisinde sorumluluk almak kadar, kişinin kendisine yönelik cezalandırıcı iç konuşmasının ele alınması da önemlidir.

Sorumluluk almak ile kendini cezalandırmak aynı şey değildir.

Şema Terapi Perspektifinden Bağımlılık

Şema Terapi açısından bağımlılık davranışını anlamak; kişinin temel duygusal ihtiyaçlarına, erken dönem deneyimlerine, erken dönem uyumsuz şemalarına ve baş etme biçimlerine bakmayı mümkün kılar.

Araştırmalar, bazı erken dönem uyumsuz şemaların ve şema modlarının çeşitli bağımlılık davranışlarıyla ilişkili olabileceğine işaret etmektedir.

Ancak önemli bir ayrım vardır:

Bir şemaya sahip olmak, bağımlılık geliştirmek anlamına gelmez.

Bağımlılık; biyolojik yatkınlıklar, öğrenme süreçleri, stres, travmatik yaşantılar, kişilerarası ilişkiler, çevresel koşullar ve eşlik eden psikolojik sorunlar gibi birçok faktörün etkileşimi içerisinde değerlendirilmelidir.

Örneğin Duygusal Yoksunluk şeması belirgin olan bir kişi, ihtiyaçlarının başkaları tarafından karşılanacağına ilişkin beklentisini düşük tutabilir.

“Kimse beni gerçekten anlamaz.”

“İhtiyacım olduğunda kimse yanımda olmaz.”

Bu tür temel inançlar yoğun duygusal sıkıntı dönemlerinde hızlı rahatlama sağlayan baş etme yollarına yönelmeye eşlik edebilir.

Kusurluluk/Utanç şeması belirgin olduğunda ise kişi kendisini kusurlu, yetersiz veya değersiz görebilir.

“Bende bir problem var.”

“Gerçek hâlim görülürse kabul edilmem.”

Bu durumda bağımlılık davranışı yalnızca rahatlama sağlamakla kalmayıp kişinin kendisiyle temasını geçici olarak azaltan bir işlev de görebilir.

Zedelenmiş Sınırlar alanında ise dürtüleri erteleme, özdenetim ve davranışların uzun vadeli sonuçlarını dikkate alma konusunda güçlükler görülebilir.

Bu nedenle Şema Terapi perspektifinden soru yalnızca:

“Neden bu davranışı yapıyor?”

değil,

“Bu davranış hangi duygusal ihtiyacın veya baş etme biçiminin parçası?”

sorusudur.

Bağımlılıkta Hangi Mod Devrede?

Şema Terapi’nin mod yaklaşımı, bağımlılık davranışının farklı zamanlarda neden farklı psikolojik işlevler taşıyabildiğini anlamaya yardımcı olabilir.

İncinebilir Çocuk modu yoğun yalnızlık, korku, utanç, çaresizlik veya duygusal acı yaşayabilir.

Bunun ardından Kopuk Korungan modu devreye girerek kişinin bu duygulardan uzaklaşmasına yardımcı olabilir. Bağımlılık davranışı bu noktada kişinin duygusal deneyiminden geçici olarak kopmasının bir yolu hâline gelebilir.

Başka bir durumda Dürtüsel/Disiplinsiz Çocuk modu kısa vadeli hazza odaklanabilir:

“Şimdi iyi hissetmek istiyorum.”

“Sonrasını sonra düşünürüm.”

Davranışın ardından Cezalandırıcı Ebeveyn modu devreye girebilir:

“Yine yaptın.”

“Sen değişemezsin.”

Bu sert iç ses utanç ve değersizlik duygularını artırdığında İncinebilir Çocuk yeniden aktive olabilir.

Böylece:

İncinebilir Çocuk → Kopuk Korungan veya Dürtüsel Çocuk → bağımlılık davranışı → Cezalandırıcı Ebeveyn → utanç → yeniden İncinebilir Çocuk

şeklinde bir döngü oluşabilir.

Sağlıklı Yetişkin Ne Yapar?

Şema Terapi açısından amaç, bağımlılık davranışını yalnızca bastırmak değildir.

Amaçlardan biri, kişinin duygularını fark edebilmesi, ihtiyaçlarını tanıyabilmesi ve bunları daha sağlıklı yollarla karşılayabilmesini sağlayacak kapasiteyi geliştirmektir.

Burada Sağlıklı Yetişkin modu önemli bir rol oynar.

Sağlıklı Yetişkin şöyle diyebilir:

“Şu anda zorlanıyorum.”

“Bu duygudan hemen kurtulmak zorunda değilim.”

“Bir şey yapma isteğim olabilir ama bu isteğe göre hareket etmek zorunda değilim.”

“Şu anda kısa süreli rahatlama ile uzun vadeli iyilik arasında seçim yapabilirim.”

Amaç katı özdenetim değil, esnek özdenetimdir.

Çünkü bağımlılığın karşısına başka bir aşırılık koymak, uzun vadede sağlıklı bir çözüm olmayabilir.

Bırakmak ile İyileşmek Aynı Şey Değildir

Bağımlılık tedavisinde problemli davranışın durması elbette önemlidir.

Ancak yalnızca davranışın ortadan kaldırılması her zaman yeterli olmayabilir. Çünkü davranışın altında bulunan ihtiyaçlar devam edebilir.

Kişi yalnızlıkla nasıl baş edecektir?

Yoğun stres yaşadığında kendisini nasıl düzenleyecektir?

Kendilik değeri düşükse kendisiyle nasıl ilişki kuracaktır?

Bu nedenle iyileşme yalnızca bir davranışı bırakmak değil, başka türlü yaşayabilmeyi öğrenmek anlamına da gelir.

Tetikleyicileri fark etmek, dürtülerle arasına mesafe koyabilmek, stresle baş etme becerilerini geliştirmek, sosyal destek kaynaklarını güçlendirmek ve davranışın altında bulunan psikolojik süreçleri anlamak bu sürecin parçaları olabilir.

Tedavinin biçimi bağımlılığın türüne ve şiddetine, kişinin fiziksel ve psikolojik durumuna ve eşlik eden sorunlara göre değişir. Bazı durumlarda psikoterapi önemli bir bileşen olurken, bazı durumlarda psikiyatrik değerlendirme ve farmakolojik tedavi de sürece dâhil edilebilir.

Her Tekrarlayan Davranış Bağımlılık Değildir

Günlük yaşamda “bağımlılık” kelimesi oldukça geniş kullanılabiliyor.

“Telefon bağımlılığım var.”

“Alışveriş bağımlısıyım.”

“Sosyal medyayı bırakamıyorum.”

Ancak bir davranışın sık yapılması tek başına klinik anlamda bağımlılık olduğu anlamına gelmez.

Klinik değerlendirmede davranış üzerindeki kontrolün bozulması, davranışa giderek daha fazla öncelik verilmesi, olumsuz sonuçlara rağmen sürdürülmesi ve sosyal, mesleki, akademik veya kişisel yaşamda belirgin işlev kaybı ya da sıkıntıya yol açması önemlidir.

Bu nedenle yalnızca “Ne kadar yapıyorum?” değil;

“Kontrol edebiliyor muyum?”

“Hayatımda giderek daha fazla yer kaplıyor mu?”

“Olumsuz sonuçlarını bilsem de sürdürüyor muyum?”

soruları da önemlidir.

Her yoğun davranışı “bağımlılık” olarak adlandırmak hem klinik kavramların anlamını bulanıklaştırabilir hem de kişinin kendisini gereksiz yere patolojikleştirmesine neden olabilir.

Bağımlılığı Anlamak, Kişiyi Anlamakla Başlar

Bağımlılık davranışı çoğu zaman problemin görünen kısmıdır.

Ancak görünen davranış, hikâyenin tamamı değildir.

Davranışın altında bir duygu olabilir.

Bir ihtiyaç olabilir.

Bir şema olabilir.

Bir baş etme biçimi olabilir.

Öğrenilmiş bir döngü olabilir.

Bu nedenle bağımlılığın psikolojik tedavisinde yalnızca davranışı durdurmaya değil, davranışın kişiye ne sağladığını ve hangi ihtiyacı karşılamaya çalıştığını anlamaya da ihtiyaç vardır.

Kişinin kendisine şu soruları sorabilmesi önemli bir başlangıç olabilir:

Bu davranıştan hemen önce ne hissediyorum?

Bu davranış bana ne sağlıyor?

Davranış sonrasında ne değişiyor?

Kısa vadede ne kazanıyor, uzun vadede ne kaybediyorum?

Bu davranış olmasaydı hangi duyguyla baş başa kalacaktım?

Bu sorular davranışı haklı çıkarmak için değil, davranışı anlamak için sorulur.

Çünkü anlamak, değişimin önemli başlangıç noktalarından biridir.

Bağımlılık yalnızca insanın kendisine zarar verdiğini bildiği hâlde aynı davranışı sürdürmesi değildir.

Bazen insanın kısa süreli rahatlama uğruna uzun vadeli iyiliğinden uzaklaşmasıdır.

Bazen bir maddeye ya da davranışa değil, bir duygudan uzaklaşma biçimine bağımlı hâle gelmektir.

Bu nedenle iyileşmenin önemli bir parçası yalnızca bağımlılık davranışından uzaklaşmak değil; kişinin kendisiyle, duygularıyla ve ihtiyaçlarıyla daha farklı bir ilişki kurabilmesidir.

Belki de bağımlılığı anlamanın en önemli sorusu,

“Bunu neden yapıyorum?”

değil;

“Bunu yaptığımda kendimde neyi değiştirmeye çalışıyorum?”

sorusudur.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing.
  • Bär, A., Bär, H. E., Rijkeboer, M. M., & Lobbestael, J. (2023). Early maladaptive schemas and schema modes in clinical disorders: A systematic review. Psychology and Psychotherapy: Theory, Research and Practice, 96(3), 716–747. https://doi.org/10.1111/papt.12465
  • Koob, G. F., & Le Moal, M. (2008). Addiction and the brain antireward system. Annual Review of Psychology, 59, 29–53. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.59.103006.093548
  • Koob, G. F., & Volkow, N. D. (2016). Neurobiology of addiction: A neurocircuitry analysis. The Lancet Psychiatry, 3(8), 760–773. https://doi.org/10.1016/S2215-0366(16)00104-8
  • Sakulsriprasert, C., Thawornwutichat, R., Phukao, D., & Guadamuz, T. E. (2023). Early maladaptive schemas and addictive behaviours: A systematic review and meta-analysis. Clinical Psychology & Psychotherapy, 30(6), 1416–1432. https://doi.org/10.1002/cpp.2882
  • Vieira, C., Kuss, D. J., & Griffiths, M. D. (2023). Early maladaptive schemas and behavioural addictions: A systematic literature review. Clinical Psychology Review, 105, 102340. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2023.102340
  • Volkow, N. D., Koob, G. F., & McLellan, A. T. (2016). Neurobiologic advances from the brain disease model of addiction. New England Journal of Medicine, 374(4), 363–371. https://doi.org/10.1056/NEJMra1511480
  • World Health Organization. (2019). International classification of diseases for mortality and morbidity statistics (11th Revision). World Health Organization.
  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.
Elifnur Sular
Elifnur Sular
Psikoloji lisans eğitiminin ardından Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Moodist Hastanesi ve Fransız Lape Hastanesi’nde klinik staj deneyimi edindim. BDT, şema terapisi ve EMDR temelli bireysel psikoterapi hizmeti veriyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar