Terapiye başlama kararı vermek her zaman kolay olmayabilir. Kişi bir süredir terapiye gitmeyi düşünüyor olsa bile bu düşüncesini erteleyebilir. “Gerçekten ihtiyacım var mı?”, “Ne anlatacağım?”, “Terapist beni anlayacak mı?” ya da “Yaşadıklarım terapiye gidecek kadar önemli mi?” gibi sorular zihnini meşgul edebilir. Çünkü terapiye başlamak, aynı zamanda daha önce üzerine düşünmekten kaçındığımız bazı duygulara ve yaşantılara yaklaşmak anlamına gelebilir. Bu nedenle ilk adımı atarken heyecan, kaygı veya kararsızlık hissetmek oldukça anlaşılırdır.
Peki terapi yalnızca ciddi bir problem yaşadığımızda mı gereklidir?
Terapi denildiğinde akla çoğunlukla kişinin hayatında büyük bir kriz yaşaması, kendisini çok kötü hissetmesi veya artık tek başına baş edememesi gelir. Oysa terapiye başlamak için hayatımızdaki her şeyin dağılmasını beklememiz gerekmez. Kimi zaman belirgin bir problemimiz olmasa da kendimizi rahatça ifade edebileceğimiz, yargılanmadan dinlenebileceğimiz ve iç dünyamıza daha yakından bakabileceğimiz bir alana ihtiyaç duyabiliriz.
Bazen hayatımızın belirli bir döneminde ne istediğimizden emin olamayız. Vermemiz gereken bir karar, tekrar tekrar yaşadığımız bir ilişki biçimi ya da anlamlandırmakta zorlandığımız duygular olabilir. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda göründüğü hâlde içimizde bir şeylerin eksik olduğunu hissedebiliriz. Böyle zamanlarda terapi, bize ne yapmamız gerektiğinin söylendiği bir yer değildir. Terapist, verdiği hazır cevaplarla kişinin hayatına yön vermek yerine; sorduğu sorularla kişinin kendisini, ihtiyaçlarını ve yaşadığı güçlükleri daha iyi anlayabilmesine eşlik eder. Terapiye gelen kişinin ilk seansta anlatmak istediği her şeyi biliyor olması da gerekmez. Bazı kişiler terapiye belirli bir sorunla başvururken bazıları yalnızca bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder. Nereden başlayacağını bilememek, anlatırken zorlanmak veya terapi kararından henüz tamamen emin olmamak sürecin önünde bir engel değildir. Bazen neye ihtiyaç duyduğumuzu terapi sürecinin içinde, yavaş yavaş fark ederiz.
Bununla birlikte terapi, bir veya iki seansta bütün sorunları ortadan kaldıran hızlı bir çözüm değildir. İlk görüşmelerde kişinin terapiye gelme nedeni, ihtiyaçları, beklentileri ve yaşamındaki önemli deneyimler anlaşılmaya çalışılır. Aynı zamanda danışan da terapisti tanır; bu ilişkide kendisini ne kadar güvende ve anlaşılmış hissettiğini gözlemler. Danışan ile terapist arasında kurulan terapötik ilişki zaman içinde gelişir. Bu ilişki kurulurken danışanın getirdiği konular da onun hazır oluşuna ve ihtiyaçlarına göre ele alınmaya başlanır. Her terapi sürecinin süresi ve ilerleyişi aynı değildir. Çünkü her insanın yaşam öyküsü, ihtiyaçları, kaynakları ve terapiye getirdiği konular birbirinden farklıdır. Bu nedenle kişinin kendisini başkalarının terapi deneyimleriyle karşılaştırması her zaman anlamlı olmayabilir.
Peki terapi için doğru zaman tam olarak ne zamandır? Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur. Ancak terapiye başlamak için tamamen hazır hissetmeyi, bütün sorularımızın netleşmesini veya yaşadığımız güçlüklerin dayanılmaz hâle gelmesini beklemek zorunda değiliz. Bazen aynı döngülerin içinde kaldığımızı fark etmek, kendimizi daha yakından tanımak istemek ya da “Bunu tek başıma taşımak zorunda mıyım?” diye düşünmeye başlamak terapiyi değerlendirmek için yeterli olabilir. Dolayısıyla terapi için doğru zaman, herkesin yaşamına ve ihtiyaçlarına göre değişebilir. Önemli olan, destek almak için yaşanan güçlüklerin dayanılmaz hâle gelmesini beklemek zorunda olmadığımızı bilmektir.


