Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Her Şey Yolundayken Bile Neden Mutsuz Hissederiz?

Dilara Akçay Yazar: Dilara Akçay
5 dk.okuma süresi
Her Şey Yolundayken Bile Neden Mutsuz Hissederiz?

Her Şey Yolundayken Bile Neden Mutsuz Hissederiz?

Hayatınıza dışarıdan baksanız ve her şeyin yolunda olduğunu görseniz; sağlıklı ilişkiler, düzenli bir iş, ulaştığınız hedefler, ekonomik güvence... Herhangi bir kriz ya da mutsuz olmanıza sebep olabilecek herhangi bir durumun olmadığını görseniz... Bu dışarıdan bakma sonucu da kendiniz de hayatınızın kötü olmadığının farkına varsanız... Ne düşünürdünüz?

Yine de içinizde tarif edemediğiniz bir huzursuzluk, keyifsizlik ya da tamamlanmamışlık hissi olur muydu?

Eğer olurdu diyorsanız gelin sebeplerine birlikte bakalım...

Bazen mutsuzluğumuz, hayatımızda sahip olduklarımızla ilgili olmayabilir; bazen mutsuzluk, sahip olduklarımızla duygusal bir bağ kuramamamızdan da kaynaklanabilir.

Zaten bu durumu çıkmaza sokan ve zorlaştıran burada kendimizi sorgulamaya başlamaktır: “Hayatımda her şey yolunda, ne diye şikayet ediyorum? Ben neden mutlu değilim? İnsanların bir sürü dertleri varken benim böyle hissetmeye hakkım yok.”

Bunu yaparak ne yapmış olduk? Mutsuzluğumuzun yanına bir de suçluluk eklemiş olduk. Bence asıl bakılması gereken şey, mutluluğun hayatımızdaki olumlu koşulları topladığımızda elde ettiğimiz bir şey olmadığıdır. Psikolojik iyi oluş dediğimiz şey, bizim ihtiyaçlarımızdan, beklentilerimizden, geçmiş deneyimlerimizden ve kendimizle kurduğumuz ilişkiden etkilenen bir durumdur.

Sahip olduklarımıza alışmak: Hedonik adaptasyon

Makalesel dile fazla girmeden, bunu kısaca şöyle açıklayabilirim: rahata alışmak. İnsan zihni, olumlu yaşam koşullarına kolaylıkla uyum sağlayabilen bir yapıya sahiptir. Literatürde hedonik adaptasyon olarak adlandırılan bu süreç, olumlu ya da olumsuz olsun, insanın yaşamında gerçekleşen değişikliklerin iyi oluş üzerindeki etkilerinin zaman içerisinde farklılık gösterebileceğinin altını çizer.

Diyelim ki uzun zamandır kazanmak istediğiniz bir bölüm vardı ve yıllar sonra girdiğiniz sınavda çok başarılı oldunuz ve bu bölümü kazandınız veya çok istediğiniz bir iş vardı, bu işe girdiniz; bunlar muhtemelen sizi başta çok mutlu edecektir fakat zamanla bu çok mutlu olduğumuz gelişmeler, günlük yaşamımızın sıradan bir parçasına dönüşebilir.

Bir meta-analiz, önemli yaşam olaylarının iyi oluş üzerindeki etkilerini incelediğinde, farklı olaylara verilen tepkilerin ve uyum süreçlerinin birbiriyle aynı olmadığını göstermiştir. Buradan şunu söyleyebiliriz: insanın olumlu yaşam olaylarına alışması, her koşulda değildir ve aynı hızda gerçekleşmeyebilir (Luhmann ve ark., 2012).

Burada ayrımı şöyle yapabiliriz: bir şeye alışmış olmamız onunla artık mutlu olmayacağımız anlamına gelmez; fakat hayatımızdaki güzelliklerin o ilk karşılaştığımız etkisini kaybetmesi, onları fark etmemizde veya onları deneyimleme biçimimizde farklılıklara sebep olabilir.

Mutlulukla ilgili konuşurken belki de çoğu zaman somut şeylere odaklanıyoruz. İlişkilerimiz, kimlerle birlikte olduğumuz, nerede yaşadığımız, ne kadar paramızın olduğu gibi… Bakıldığında, psikolojik iyi oluş, sadece dış koşulların bize sunduğu bir durum değildir diyebiliriz.

Ryan ve Deci 2000 yılında bir Öz Belirleme Kuralı geliştirmişlerdir. Burada üç ihtiyaca dikkat çekilebilir: özerklik, yeterlilik ve ilişkili olma.

Özerklik, kişinin kendi hayatı üzerinde söz sahibi olduğunu hissetme durumudur; yeterlilik, kendini becerikli olarak görme ve hissetme ihtiyacı; ilişkili olma ise başkalarıyla sahici, güvenli ve aynı zamanda anlamlı bağlar kurabilme durumudur.

Bu kurama göre, bu üç temel ihtiyaç karşılandığında içsel motivasyon, iyi oluş ve psikolojik gelişim ilişkilidir (Ryan & Deci, 2000).

Bazen de bizler, toplumun bize dayattığı başarıya sahip olmaya çalışırken bulabiliriz kendimizi. İyi bir mesleğimiz, kabul gördüğümüz bir yaşamımız, takdir edilmemiz ve tabii güzel ilişkilerimiz. Fakat bazen bunların içinde kendimizi duyamaz hale gelmiş olabiliriz. Yapmak istemek ile ne yapması gerektiği arasında kalan bir insanın iç dünyasında zamanla bir yabancılaşma oluşabilir. Çünkü belki de bizler sadece bir hayatı sürdürebilmek değil, o hayatın içinde kendimiz olabilmeyi isteriz.

İnsan kendini nasıl duyabilir?

Kendimize sürekli neden mutsuz olduğumuzu sormak ve kendimizi suçlamak yerine, hayatımız nasıl olsaydı biz yeniden biz gibi hissederdik ve kendimiz olabilirdik, bunu sorabiliriz.

Gerçekten istediğimiz şeylerle bizden beklenenleri ayırt edebiliyor muyuz?

Hayatımızda bize iyi hissettiren şeylere de vakit ayırıyor muyuz yoksa yalnızca sorumluluklarımız üzerine mi çalışıyoruz?

Hatırlıyor muyuz en son ne zaman bir şeyi sadece istiyoruz diye yaptık?

Böyle sırayla sorular sordum ama buradaki amacım hiçbirimizi daha mutlu olalım diye sıkmak değil, kendi iç dünyamızla biraz da olsa tekrardan temas kurmaya alan açmaktır.

Kendimizi tanıma sürecinde de buraya değinilebilir. Başlangıçta hayatımızı değiştirmek istediğimizden bahsederken, süreç ilerledikçe ihtiyaçlarımızı, bastırdığımız duygularımızı, ilişkilerdeki örüntülerimizi ve ağırlık gibi hissettiren beklentileri keşfetmeye başlayabiliriz.

Böylelikle mesele hayatımızı değiştirmekten çıkıp hayatımızın içinde kendimizi yeniden bulma hikayemize dönüşür.

Bazı mutsuzluklar, uzun zamandır kendimizle kurduğumuz ilişkimizi yeniden gözden geçirmemizi istiyor olabilir mi?

Kaynakça

  • 1.Luhmann, M., Hofmann, W., Eid, M., & Lucas, R. E. (2012). Subjective well-being and adaptation to life events: A meta-analysis. Journal of Personality and Social Psychology, 102(3), 592–615. https://doi.org/10.1037/a0025948⁠
  • 2.Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2000). Self-determination theory and the facilitation of intrinsic motivation, social development, and well-being. American Psychologist, 55(1), 68–78. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.1.68
Dilara Akçay Dilara Akçay
Dilara Akçay, bir klinik psikolog, aynı zamanda psikoloji alanında yer aldığı akademik çalışmalar ve yaptığı stajlarda görev aldığı köşe yazarlığı konusunda tecrübe sahibidir. Lisans eğitimini psikoloji, yüksek lisans eğitimini ise klinik psikoloji alanında tamamlamış olup lisans ve yüksek lisans yıllarında yaptığı stajlarda psikoterapinin yanı sıra makale yazarlığında da görev almıştır. Brüksel’de yaptığı stajda yazdığı makale İktisadi Kalkınma Vakfı’nın dergisinde yayınlanmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Rasyonel Duygucu Davranışçı Terapi ekolü ışığında depresyon, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları, kişilerarası ilişkiler, motivasyon problemleri, zorlu duygular uzman olduğu konulardır. Hayat yolculuğunda hepimizin başa çıkmakta zorlandığı konular olduğunun bilincinde olup bu konuları aydınlatmaya yardımcı olabilecek yazılarda buluşmak en büyük motivasyonudur.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!