Aşk bazen onsuz yapamayacak, hatta nefes alamayacakmışsın gibi hissettirir. Bazen hırslı birine dönüştürür. Bazen yaralı bir ceylan gibi bırakır. Aynalara yansıyan görüntün seni bile korkutur. İnsan yapabileceklerinden korkar mı? Mesele aşksa; korkar. Ama aynı zamanda içine bir ateş düşürür ki; eğer birinin geçmişi ve geleceği olabilmişse aşk; o gün yakar.
Bazı aşklar aynı zamanda yaşanmaz; aynı ruhun içinde, farklı zamanlarda yeniden doğar. Aşkı çoğu zaman bir karşılaşmayla başlatır, anılarla derinleştirir, ayrılıklarla sınarız. Oysa bazı hikayeler bize aşkın yalnızca iki insanın aynı yerde ve aynı zamanda bulunmasıyla açıklanamayacağını gösterir. Outlander tam da bu noktada sıradan bir aşk hikayesinin sınırlarını aşar. Claire ve Jamie’nin hikayesi aşkın zamana, uzaklığa, kayba değişen insan ruhuna verdiği mücadelesini anlatırken şu soruyu da beraberinde getirir: Bir insanı gerçekten sevmek onunla aynı hayatı paylaşmak mıdır, yoksa bütün değişimlere rağmen onu kalbinin bir yerinde yaşatabilmek midir?
Claire’in bir zaman yolculuğuyla kendini hiç tanımadığı bir zamanın içinde bulması, yalnızca fiziksel bir yer değişikliği değildir. Bu yolculuk aynı zamanda bildiği hayat ile henüz keşfetmediği duygular arasında bir köprüdür. Bir tarafta alışkanlıkları, gündelik hayatı ve güvenli alanı; diğer tarafta tehlike, belirsizlik ve kendisini tanımasına yeniden yardımcı olan bir aşk vardır. Jamie ile karşılaşması onun yalnızca bir başkasına duyduğu sevgiyi değil, kendi içindeki bağlılık kapasitesini de keşfetmesini sağlar. Belki de aşkın en dönüştürücü yanı budur. Bize yalnızca karşımızdaki insanı değil, kendimizi de yeniden gösterir.
Aşkın Psikolojisi; Bağlanmak mı, Vazgeçememek mi?
Psikolojik açıdan aşk yalnızca yoğun bir duygu değildir. İçinde bağlanmayı, vazgeçmeyi, kaybetmeyi ve kırılganlığı barındırır. Sevdiğimiz insanla kurduğumuz bağ dünyayı algılama biçimimizi bile etkileyebilir. Onun varlığı güven duygumuzu güçlendirirken, yokluğu yalnızca fiziksel bir eksiklik değil, duygusal bir sarsıntı da yaratabilir. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekir. Her vazgeçemeyiş aşk değildir. Bazen insan sevdiği kişiden çok onunla kurduğu hayallere, sevgiye, geçmişe ve yarım kalmışlık duygusuna kapılır. Outlander’ın etkileyici yanı Jamie ve Claire’in hikayesini yalnızca özlem üzerinden almamasıdır. Onların sevgisi defalarca zor kararlar vermeyi, birbirlerinin değişimlerini kabul etmeyi, kimi zaman kişisel arzularını daha büyük sorumluluklarla birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Gerçek sevgi bir insanın hayatını kendi etrafında dondurması demek değildir. Onun değişmesine, büyümesine, kendi iradesiyle seçimler yapabilmesine alan açmaktır. Çünkü bağ kurmak sahip olmakla aynı şey değildir.
Peki Zamanın Değiştiremediği Şey Nedir?
Zaman insanı değiştirir; yaşanılan zorluklar, alınan kararlar, kurulan yeni hayatlar, geçmişteki insanla bugünkü arasında görünmez mesafeler oluşturur. Bu nedenle yıllar sonra bir araya gelen iki insan yalnızca birbirlerini değil, birbirlerinin değişmiş hallerini de tanımak zorunda kalırlar.
Claire ve Jamie’nin aşklarının önündeki en büyük engel olan zaman, aynı zamanda gerçekliği sınayan bir ölçüttür. Ayrılık; onların duygularını romantik bir özleme indirgemez. Aksine, sevginin gündelik hayatın dışında taşındığında neye dönüştüğünü sorgulatır. Bir insanı yıllar sonra hala sevebilmek, onu zihinde hiç değişmeden saklamak anlamına gelmez. Asıl olan onun eskisi gibi olmadığını kabul ederek defalarca yeniden tanışabilmektir.
Belki de Aşk Aynı Zamana Ait Olmayı Gerektirmez
Outlander bize aşkın mucizevi bir biçimde bütün engelleri aşabileceğini göstermiştir. Belki de Claire ve Jamie’nin hikayesinden çıkarılacak en büyük sonuç, aşkın zamanı yenmesi değil, zamanın içinde yeniden anlam bulabilmesidir. Çünkü aşk yalnızca ilk karşılaşmanın heyecanı değildir. Birbirini yeniden seçmek, değişimi kabul etmek, güveni korumak ve gerektiğinden her şeye rağmen yeniden bir olmaktır. Ve belki de aşkın zamansızlığı hiç değişmemesinde değil; her şeye rağmen yeniden anlam bulabilmesinde gizlidir.
Kaynakça
- Outlander dizi

