Sürekli Güçlü Görünmeye Çalışmanın Psikolojik Yükü
Sürekli Güçlü Görünmeye Çalışmanın Psikolojik Yükü
Bazen insan, iyi olmadığını ya da yardıma ihtiyacı olduğunu aynaya dönüp kendisine bile itiraf etmekte zorlanır. Yorulduğunda dinlenmek yerine devam etmeyi, kırıldığında belli etmemeyi, desteğe ihtiyaç duyduğunda ise her şeyi kendi başına çözmeyi tercih eder. Çevresindeki insanlar onu güçlü, dayanıklı ve her koşulda ayakta kalabilen biri olarak tanımlarken, kendi içinde taşıdığı duygusal yük giderek ağırlaşabilir. Çünkü güçlü olmak ile sürekli güçlü görünmek zorunda hissetmek aynı şey olmamalı ki değildir de. Bazen insanı en çok yoran şey yaşadığı zorluklar değil, bu zorluklardan etkilenmiyormuş gibi davranmak için harcadığı çabadır.
Peki bu güçlü görünme arzusu nereden gelir?
Sürekli güçlü görünme ihtiyacının temel zemininde çoğu zaman kişinin geçmiş deneyimleri ve sosyal öğrenme ile edindiği duygusal roller bulunabilir. Özellikle çocukluk döneminde duygularını ifade ettiğinde yeterince anlaşılmadığını düşünen, üzüntüsü karşısında destek görmek yerine güçlü olması beklenen bireyler, zamanla duygularını geri planda tutmayı öğrenebilir. Bazı çocuklar aile içinde erken yaşta olması gerekenden büyük sorumluluklar üstlenerek, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyarak veya sorunları çözen kişi rolünü benimseyerek büyür. Bu rol, yetişkinlik döneminde de devam edebilir. Kişi artık kendi ihtiyaçlarını fark etmekte, dile getirmekte ve başkalarından destek istemekte zorlanabilir. Bunun yanında toplumda güçlü olmanın çoğu zaman ağlamamak, şikâyet etmemek ve her koşulda ayakta kalmakla özdeşleştirilmesi de bu düşünceyi pekiştirebilir. Böylece güçlü olmak, kişinin sahip olduğu bir özellik olmaktan çıkarak sürekli sürdürmesi gerektiğini düşündüğü kalıcı ve bireyleri tatmin eden bir kimliğe dönüşebilir. Duyguları saklamanın bireyde yarattığı ağırlık.. Sürekli güçlü görünmeye çalışmanın yaratabileceği en önemli problemlerden biri, kişinin kendi duygularıyla kurduğu ilişkinin zamanla zayıflamasıdır. Üzüntüsünü belli etmemeye, öfkesini içine atmaya veya hayal kırıklıklarını göz ardı etmeye çalışan birey, bir süre sonra ne hissettiğini anlamakta bile güçlük yaşayabilir. Oysa duyguları bastırmak, onların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Duygular, insanın ihtiyaçları ve yaşantıları hakkında önemli bilgiler taşır. Bu nedenle onları sürekli görmezden gelmek, kişinin kendi iç dünyasından uzaklaşmasına neden olabilir. Duygusal bastırma üzerine yapılan araştırmalar da bu stratejinin bazı koşullarda psikolojik iyi oluşu ve kişilerarası ilişkileri olumsuz etkileyebileceğine işaret etmektedir. (Gross, 1998, The Emerging Field of Emotion Regulation: An Integrative Review.) Burada önemli olan, her duyguyu kontrolsüzce dışa vurmak değil; kişinin hissettiği duyguyu fark edebilmesi, kabul edebilmesi ve ihtiyaç duyduğunda uygun bir şekilde ifade edebilmesidir. Bireyin o ağır çuvalı sürekli omzuna kendisinin vurması.. Güçlü görünme ihtiyacının bir diğer yansıması da yardım istemekte yaşanan zorlanma hissidir. Bazı bireyler için bir başkasından destek talep etmek, yalnızca bir ihtiyacı dile getirmekten ibaret değildir; aynı zamanda yetersiz, güçsüz veya başkalarına bağımlı görünme korkusunu da beraberinde getirebilir. Bu nedenle zorlandıkları dönemlerde bile kendi kendilerine yetmeye çalışır, ihtiyaçlarını dile getirmek yerine sessizce çözüm üretmeye yönelirler. Özellikle çevresinde sürekli destek veren, sorunları dinleyen ve başkalarını toparlayan kişi olarak tanınan bireyler, kendilerinin de desteğe ihtiyaç duyabileceğini kabul etmekte zorlanabilir. Ancak yardım istemek, kişinin baş etme becerilerinin ya da yetenek ve yeterliliklerinin noksan olduğunu değil, kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını fark edebildiğini gösteren sağlıklı bir davranış olabilir. İnsan her zaman kendi başına başarmak zorunda değildir. Belki de güçlü olmanın sizin için geçerli sözlük anlamını yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Güçlü olmak, her koşulda dimdik, sapasağlam durmak, hiç ağlamamak veya bütün zorlukların üstesinden tek başına ve en iyi şekilde gelmek değildir. Bazen yorulduğunu kabul etmek, bazen bir başkasına ihtiyaç duyduğunu söylemek, bazen de yalnızca üzgün olduğunu ifade edebilmek gerçek bir gücün göstergesidir. İnsan, kırılganlıklarını saklamak zorunda olmadığını fark ettiğinde kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmaya başlayabilir. Bunun için öncelikle kendi duygularına alan açması, ihtiyaçlarını küçümsememesi ve kendisine karşı daha şefkatli bir tutum geliştirmesi önemlidir. Unutmamak gerekir ki duygusal dayanıklılık, hiçbir şeyden etkilenmemek değil; yaşananlardan etkilenirken de kendine dönüp destek olabilmeyi öğrenmektir. Her zaman güçlü görünmek zorunda değilsiniz. Bazen iyileşmenin ilk adımı, iyi olmadığınızı kabul edebilmektir. Çünkü insanı güçlü kılan şey, hiç düşmemesi değil; düştüğünde kendisine nasıl davrandığıdır. Kendimize tanıdığımız bu anlayış, hem iç dünyamızda hem de ilişkilerimizde daha sahici bir yaşamın kapısını aralayabilir. Kendimize her duyguyu yaşama izni verdiğimizde, başkalarının yanında da daha gerçek ve samimi olabilmenin mümkün olduğunu görürüz. Çünkü kabul görmek kadar, olduğumuz hâlimizle kendimizi kabul edebilmek de önemlidir.



