Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Çarşamba, Ekim 28, 2026

Kendimize Anlattığımız Hikayeler: Zihin Gerçekliği Nasıl Yeniden Yazar?

6 dk.okuma süresi
Kendimize Anlattığımız Hikayeler: Zihin Gerçekliği Nasıl Yeniden Yazar?

Kendimize Anlattığımız Hikayeler: Zihin Gerçekliği Nasıl Yeniden Yazar?

Bazen geçmişte yaşadığımız bir olayı düşündüğümüzde, o gün hissettiklerimizden çok bugün ona yüklediğimiz anlamı hatırlarız. Yıllar önce bizi derinden etkileyen bir olay, bugün aynı yoğunlukta hissettirmeyebilir. Ya da uzun zamandır önemsiz gördüğümüz bir deneyimin, aslında kendimizle ilgili bazı inançlarımızın temelini oluşturduğunu fark edebiliriz. Peki, bu mekanizma nasıl işliyor, gelin biraz buna bakalım…

Zihin, yaşadığımız olayları olduğu gibi saklayan bir kayıt sistemi değildir. Hatırladıklarımız; duygularımızdan, beklentilerimizden, mevcut düşüncelerimizden ve sonradan edindiğimiz deneyimlerden etkilenebilir. Bu nedenle, geçmişi hatırlamak, yalnızca bir olayı yeniden zihnimizde canlandırmak değil, aynı zamanda ona yeniden anlam vermektir. Üstelik bu anlamlar, zamanla kendimiz hakkında inandığımız şeyleri de şekillendirebilir. Mesela kendimizle ilgili en güçlü inançlarımıza baktığımızda, bunlardan bir kısmının yaşadıklarımızdan ziyade yorumlama şeklimizle yerleştiğini fark edebiliriz.

Geçmişi Hatırlarken Ne Kadar Tarafsızız?

Belleğin işleyişine baktığımızda, hatırlamanın geçmişte yaşananların birebir tekrarı olmadığını görürüz; bellek yeniden yapılandırıcı bir özelliğe sahiptir. Bir olayı hatırlarken yalnızca o ana ait bilgileri değil, olayla ilgili sonradan edindiğimiz bilgileri, hatırladığımız andaki beklentilerimizi ve şemalarımızı da kullanabiliriz. Bu durum, anılarımızın gerçek olmadığı anlamına gelmez. Ancak hatırladığımız şeyin, yaşanan olayın kendisiyle birebir aynı olmayabileceğini gösterir. Mesela, gelişim süresince sıklıkla eleştiriye maruz kalan biri, zamanla hata yapmanın kabul görmemek anlamına geldiğine inanabilir. Burada sevgi dili “kusursuz olursam sevilirim” gibi bir anlam yüklenerek şekillenmeye başlayabilir. Dolayısıyla yetişkinlik döneminde aldığı sıradan bir geri bildirim bile kendisini yetersiz hissetmesine neden olabilir. Çünkü karşılaştığı durumu yalnızca o anın koşullarıyla değerlendirmez; geçmiş deneyimlerinden öğrendiği anlamları da devreye sokar. Burada dikkat çekici olan, kişinin geçmişte yaşadığı olaydan çıkardığı sonucun, bugünkü deneyimlerini yorumlama biçimini etkilemesidir. Olayın yaşandığı döneme göre belirli koşullarda oluşan bir inanç, zamanla her durumda geçerliymiş gibi algılanabilir.

Zihnimiz Gördüğümüz Şeyleri Nasıl Seçer?

Hepimiz dünyayı kendi deneyimlerimiz üzerinden anlamlandırırız. Daha önce yaşadıklarımız, neye dikkat ettiğimizi ve karşılaştığımız olayları nasıl yorumladığımızı etkiler. Şema olarak adlandırılan zihinsel yapılar, yeni bilgileri anlamlandırmamıza yardımcı olur. Ancak bazen de aynı yapılar, farklı ihtimalleri değerlendirmemizi zorlaştırabilir. Kendisini başarısız biri olarak gören bir kişiyi düşünelim. Bir işinde istediği sonucu alamadığında bunu yetersizliğinin kanıtı olarak değerlendirebilir. Buna karşılık, başarılı olduğu durumları şansla açıklayabilir ya da kendi katkısını göz ardı edebilir. Böylece yaşadığı farklı deneyimler, kendisi hakkındaki aynı inancı beslemeye devam eder. Bu süreçte doğrulama yanlılığı da etkili olabilir. Kişi, o andaki düşüncelerini destekleyen bilgileri daha kolay fark ederken, bu düşüncelerle çelişen deneyimlere yeterince dikkat etmez ve bunu çoğu zaman bilinçli olarak yapmaz. Yani zihin, kişinin düşünce sistemine göre kanıt toplar. Kendi değerlendirmelerinin tarafsız olduğunu düşünürken, aslında neyi nasıl yorumlayacağını önceden belirleyen şemalarıyla hareket ediyor olma ihtimali yüksektir.

Kendimiz Hakkında Anlattığımız Hikayeler

İnsan yalnızca yaşadıklarını hatırlamaz; bu deneyimler arasında bağlantılar kurarak kendisi hakkında bir anlam da oluşturur. Geçmişimiz, bugün kendimizi nasıl gördüğümüz ve gelecekte neler beklediğimiz arasında bir bütünlük kurmaya çalışırız. Örneğin, geçmiş ilişkilerinde hayal kırıklığı yaşamış biri kendisini “benim ilişkilerim zaten hep kötü biter” düşüncesiyle tanımlamaya başlayabilir. Yeni bir ilişkide yaşanan küçük bir belirsizlik bile bu inancını güçlendirebilir. Karşısındaki kişinin davranışlarını sürekli değerlendirebilir, reddedilme ihtimaline odaklanabilir veya incinmemek için yakınlaşmaktan kaçınabilir. Böylece geçmişe ilişkin bir yorum, bugünkü davranışlarını etkileyen bir beklentiye dönüşebilir. Kişi farkında olmadan, geçmişte öğrendiği sonucun bugün de geçerli olduğunu varsayabilir.

Elbette her olumsuz deneyimi kişinin kendi düşünceleriyle açıklamak doğru değildir. Yaşanan olayların gerçekliği, diğer insanların davranışları ve içinde bulunulan koşullar da önemlidir. Burada asıl mesele, geçmişi inkâr etmek değil, geçmişte oluşan inançların bugünkü deneyimlerimizi nasıl etkilediğini fark edebilmektir.

Hikayemizi Yeniden Değerlendirmek Mümkün Mü?

Kendimiz hakkında yıllardır taşıdığımız inançları sorgulamak her zaman kolay değildir. Çünkü bu inançlar yalnızca geçmişi nasıl hatırladığımızı değil, kendimizi nasıl tanımladığımızı da etkiler. Bildiğimiz hikâyenin dışına çıkmak, bazen kendimize ilişkin alıştığımız tanımı yeniden düşünmemizi gerektirir.

Bu noktada kendimize bazı sorular sormak iyi bir başlangıç olabilir. Yaşadığım olayla o olaydan çıkardığım sonucu birbirinden ayırabiliyor muyum? Kendim hakkındaki bir düşüncemi destekleyen örnekleri hatırlarken, bu düşünceyle uyuşmayan deneyimleri gözden kaçırıyor olabilir miyim? Bugün verdiğim tepkiler, geçmişte öğrendiğim bir şeyi hala sorgulamadan doğru kabul etmemden kaynaklanıyor olabilir mi?

Bu soruların amacı geçmişi farklı göstermek ya da her deneyime olumlu bir anlam yüklemek değildir. Amaç, yaşadıklarımızla onlar hakkında oluşturduğumuz yorumlar arasındaki farkı görebilmektir. Çünkü bazen bizi sınırlayan, yalnızca geçmişte yaşadıklarımız değil, o deneyimlerden kendimiz hakkında çıkardığımız sonuçlardır. Bir zamanlar bizi anlamlandırmaya yardımcı olan bir düşünce, bugün kendimizi ve seçeneklerimizi değerlendirmemizin önünde bir engel haline gelebilir.

Kendimizi tanımak belki de yalnızca neden böyle hissettiğimizi ya da neden böyle davrandığımızı anlamakla sınırlı değildir. Bazen kendimiz hakkında uzun zamandır tekrarladığımız hikayelere dönüp bakmak ve onların ne kadarının bugün hala geçerli olduğunu sorgulamak da gerekir. Çünkü geçmişimizi değiştiremeyiz, ancak geçmişimize verdiğimiz anlamı yeniden değerlendirebilir ve onun bugünkü hayatımız üzerindeki etkisini farklılaştırabiliriz.

Aşkın Çisem Özgüler Aşkın Çisem Özgüler
Psikoloji lisans eğitimimi %100 İngilizce olarak İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra özel bir kurumda ağırlıklı olarak otizm ve başka nörogelişimsel bozukluklar yaşayan çocuklarla ve ebeveynleriyle çalıştım. Sonrasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ndeki yüksek lisansımı Çalışma Belleği Kapasitesini Artırmaya Yönelik uygulamış olduğum tez çalışmasıyla tamamladım ve hem çocuklarla hem yetişkinlerle hem ailelerle hem de çiftlerle çalışmaya devam ettim. Bu süre zarfında Bilişsel Davranışçı Terapi, Aile Danışmanlığı, Cinsel Terapi ve EMDR eğitimlerimi tamamlayarak bu eğitimleri sunmuş olduğum danışmanlık hizmetlerine entegre ettim. Günümüzde online ve yüz yüze olacak şekilde çocuklar için ve yetişkinler için danışmanlık hizmetleri sunmaya devam etmekteyim.
Psikolog Rehberi Uzman Psikolog · Konak, İzmir · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!