Psikolog BulŞehrinde bir uzman

BAŞKALARININ GÖZÜNDE KİMİZ? SOSYAL ONAY İHTİYACININ PSİKOLOJİSİ

7 dk.okuma süresi
BAŞKALARININ GÖZÜNDE KİMİZ? SOSYAL ONAY İHTİYACININ PSİKOLOJİSİ

BAŞKALARININ GÖZÜNDE KİMİZ? SOSYAL ONAY İHTİYACININ PSİKOLOJİSİ

İnsan, yaşamı boyunca başkalarıyla ilişki kurmaya, bir gruba ait hissetmeye ve çevresi tarafından kabul edilmeye ihtiyaç duyar. Bazen aldığımız bir kararın ardından birinin bizi desteklemesini bekler, bazen yaptığımız bir işin beğenilmesini isteriz. Yeni aldığımız bir kıyafeti yakınlarımıza gösterirken, sosyal medyada paylaştığımız bir fotoğrafın kaç beğeni aldığına bakarken ya da bir düşüncemizi dile getirmeden önce çevremizdekilerin nasıl tepki vereceğini hesaplarken aslında aynı ihtiyacın farklı yansımalarıyla karşılaşırız: Sosyal onay ihtiyacı.

Başkaları tarafından kabul edilmek ve takdir görmek istemek insan olmanın doğal bir parçasıdır. Ancak bu ihtiyaç, kişinin kendi düşüncelerini, tercihlerini ve değerlerini ikinci plana atmasına neden olduğunda daha farklı bir boyuta taşınır. Peki, neden başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü bu kadar önemseriz? Bir noktadan sonra kendi hayatımızı yaşamak yerine başkalarının beklentilerine göre şekillenmeye nasıl başlarız?

Kabul Görme İsteğinin Psikolojik Temeli

İnsanlar sosyal varlıklardır ve bir gruba ait olma ihtiyacı psikolojik açıdan temel ihtiyaçlarımızdan biri olarak değerlendirilir. Psikolog Roy Baumeister ve Mark Leary, 1995 yılında yayımladıkları çalışmalarında ait olma ihtiyacının insan davranışları üzerindeki önemini ele almıştır. Buna göre bireyler, süreklilik taşıyan ve olumlu duygusal bağlar içeren ilişkiler kurmaya yönelik güçlü bir motivasyona sahiptir.

Çocukluk döneminden itibaren bu ihtiyacın izlerini görmek mümkündür. Bir çocuk, yaptığı resmi ailesine gösterdiğinde yalnızca resmin güzel bulunmasını beklemez; aynı zamanda fark edilmek, değer görmek ve takdir edilmek ister. Ailesinden aldığı olumlu tepkiler, zamanla kendisi hakkındaki düşüncelerinin şekillenmesinde etkili olabilir. Benzer şekilde, yaptığı bir hata karşısında sürekli eleştirilen veya sevgiyi başarıya bağlı olarak deneyimleyen bir çocuk, ilerleyen yaşlarda kabul görmek için kusursuz olması gerektiğine inanabilir. Bu durum yetişkinlikte de farklı biçimlerde devam eder. Örneğin arkadaş grubunda kendi düşüncesinden farklı bir görüş ortaya çıktığında sessiz kalmayı tercih eden bir kişi düşünelim. Aslında bu konuda farklı düşünmesine rağmen dışlanmaktan, yanlış anlaşılmaktan veya sevilmemekten çekindiği için çoğunluğa uyum sağlayabilir. Böylece birey, ilişkisini korumak adına kendi düşüncesini ifade etmekten vazgeçer. Zamanla bu davranış bir alışkanlığa dönüşebilir.

Başkalarının Beklentileri Arasında Kaybolmak

Sosyal onay ihtiyacı, bireyin kendisini değerlendirme biçimini de etkileyebilir. Kişi, kendi değerini başkalarının kendisine gösterdiği ilgi, takdir ve kabul üzerinden belirlemeye başladığında dışarıdan gelen tepkilere karşı daha hassas hâle gelir. Örneğin yaptığı bir çalışmada oldukça başarılı olan bir öğrenci, çevresinden beklediği övgüyü alamadığında başarısını küçümseyebilir. Kendi çabasını ve elde ettiği sonucu değerlendirmek yerine başkalarının tepkilerine odaklanabilir. Benzer şekilde, bir kişi istemediği hâlde arkadaşlarının davetini geri çeviremediği için kendi ihtiyaçlarından ödün verebilir. Çünkü onun için hayır demek yalnızca bir teklifi reddetmek değil, aynı zamanda karşısındaki kişinin sevgisini veya ilgisini kaybetme ihtimali anlamına gelebilir. Bu noktada sosyal onay ihtiyacı, kişinin sınırlarını belirlemesini zorlaştırabilir. Başkalarını kırmamak, hayal kırıklığına uğratmamak veya olumsuz değerlendirilmemek adına sürekli uyum sağlayan birey, kendi isteklerini fark etmekte bile zorlanabilir. Bir süre sonra kişi, gerçekten ne istediğiyle çevresinin kendisinden ne beklediğini birbirinden ayıramamaya başlayabilir. Burada önemli olan, başkalarını önemsemenin yanlış olduğunu düşünmek değildir. Sağlıklı ilişkilerde karşılıklı anlayış, empati ve geri bildirime açıklık önemli özelliklerdir. Ancak kişinin kendisini sürekli başkalarının beklentilerine göre değiştirmesi, zamanla kendi kimliğiyle arasındaki bağı zayıflatabilir.

Sosyal Medya: Onay Arayışının Yeni Yüzü

Günümüzde sosyal medya, sosyal onay ihtiyacının görünür hâle geldiği en önemli alanlardan biridir. Bir fotoğraf paylaşmak, bir düşünceyi ifade etmek veya günlük yaşamdan bir anı yayımlamak artık yalnızca paylaşımda bulunmak anlamına gelmeyebilir. Bazen bu davranışların arkasında beğenilme, fark edilme ve başkaları tarafından takdir edilme beklentisi de bulunur. Örneğin bir kişi sosyal medyada fotoğraf paylaştıktan sonra sürekli bildirimlerini kontrol edebilir. Beklediği sayıda beğeni alamadığında paylaşımını silmeyi düşünebilir veya kendisini başkalarıyla kıyaslayabilir. Başka birinin daha fazla ilgi görmesi, kendi görünüşünü, yaşamını veya sosyal çevresini sorgulamasına neden olabilir. Özellikle sosyal medyada karşılaştığımız içerikler, başkalarının hayatlarının yalnızca seçilmiş ve çoğu zaman en iyi görünen anlarını yansıtır. Ancak birey, kendi hayatının bütün gerçekliğini başkasının özenle hazırlanmış görüntüleriyle karşılaştırabilir. Bu karşılaştırma sonucunda kendisini yetersiz, başarısız veya değersiz hissedebilir. Sosyal psikolojide Leon Festinger tarafından 1954 yılında ortaya konulan Sosyal Karşılaştırma Kuramı, insanların kendi özelliklerini ve başarılarını değerlendirmek için başkalarını referans alabileceğini açıklar. Sosyal medya, bu karşılaştırmaların çok daha sık ve geniş bir çevrede gerçekleşmesine zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla bir paylaşımın aldığı beğeni sayısı, zamanla kişinin kendisine verdiği değeri belirleyen bir ölçüte dönüşebilir. Oysa dijital ortamda alınan tepkiler, bir insanın gerçek değerini veya yaşamındaki başarısını ölçebilecek nitelikte değildir.

Onay İhtiyacından Özgürleşmek Mümkün mü?

Sosyal onay ihtiyacını tamamen ortadan kaldırmak ne gerçekçidir ne de gereklidir. Önemli olan, başkalarının düşüncelerine değer verirken kendi düşüncelerimizi ve ihtiyaçlarımızı da koruyabilmektir. Bunun ilk adımı, kararlarımızı hangi motivasyonla verdiğimizi fark etmektir. Bir davranışı gerçekten istediğimiz için mi yapıyoruz, yoksa başkalarının bizi beğenmesini sağlamak için mi? Bir teklifi kabul ederken mutlu olacağımızı mı düşünüyoruz, yoksa reddettiğimizde karşı tarafın bize kızmasından mı korkuyoruz? Bu sorulara dürüstçe yanıt vermek, kişinin kendi ihtiyaçlarını tanımasına yardımcı olabilir. Bunun yanında küçük kararlarla başlayarak kendi tercihlerini ifade etmek, gerektiğinde hayır diyebilmek ve herkes tarafından beğenilmenin mümkün olmadığını kabul etmek de önemlidir. Ayrıca kişinin kendisini yalnızca başarıları, görünüşü veya çevresinden aldığı olumlu tepkiler üzerinden değerlendirmemesi gerekir. Hatalar yapmak, eleştirilmek veya herkesin beklentisini karşılayamamak insan yaşamının doğal bir parçasıdır. Bir kişinin bizi onaylamaması, düşüncelerimizin değersiz ya da kişiliğimizin yetersiz olduğu anlamına gelmez.

Sonuç: Kendimize Ait Bir Hayat Yaşamak

Başkaları tarafından sevilmek, kabul edilmek ve takdir görmek istemek insani bir ihtiyaçtır. Ancak bu ihtiyacın hayatımızın merkezine yerleşmesi, kendi sesimizi duymamızı zorlaştırabilir. Sürekli onay bekleyen bir birey, zamanla ne istediğini değil, nasıl daha fazla kabul görebileceğini düşünmeye başlayabilir.

Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Çevremizdeki insanlar bizi onaylamadığında da kendi seçimlerimizin arkasında durabiliyor muyuz?

Çünkü sağlıklı bir benlik algısı, herkesin bizi beğenmesiyle değil, başkalarının düşüncelerinden bağımsız olarak kendimize değer verebilmemizle gelişir. İnsanlarla bağ kurmak kadar kendimizle kurduğumuz bağı da korumamız gerekir. Sonuçta hayatımızı başkalarının beklentilerine göre şekillendirmek yerine, kendi değerlerimiz doğrultusunda yaşayabilmek, psikolojik açıdan önemli bir özgürlük alanı sunar.

Kaynakça

  • Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529.
  • Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140.
  • Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The "what" and "why" of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268.
Zeynep Koyunbakan Zeynep Koyunbakan
Zeynep Koyunbakan, Bartın Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde eğitimine devam eden bir psikoloji öğrencisidir. Akademik ilgi alanları başta klinik psikoloji ve travma odaklı yaklaşımlar olmak üzere, bireylerin yaşadıkları travmatik deneyimlerin ruhsal süreçler üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkileri üzerine yoğunlaşmaktadır. Farklı kurumlarda gerçekleştirdiği staj deneyimleri sayesinde klinik gözlem, vaka değerlendirme ve psikososyal destek süreçlerine ilişkin önemli pratik kazanımlar elde etmiştir. Bunun yanı sıra ruh sağlığı alanında yürütülen çeşitli gönüllülük faaliyetlerinde aktif rol almış; psikoeğitim çalışmaları, dezavantajlı gruplarla yürütülen saha uygulamaları ve toplumsal farkındalık projelerine katkı sağlamıştır. Etik ilkelere bağlı, bilimsel temelli ve insan odaklı bir yaklaşımı benimsemiştir. Mesleki gelişimini sürekli kılmayı ve ilerleyen süreçte travma alanında yetkin, nitelikli ve iyi bir klinik psikolog olmayı hedeflemektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!