EKRANLARIN ARKASINDA ÇOCUK VE ERGENLİK: DİJİTAL ÇAĞDA SESSİZLEŞEN ÇOCUK VE ERGENLER
EKRANLARIN ARKASINDA ÇOCUK VE ERGENLİK: DİJİTAL ÇAĞDA SESSİZLEŞEN ÇOCUK VE ERGENLER
İnternetin hayatımıza girmesi ile birlikte günlük yaşantımızda değişimler başladı. Rutinlerimiz ve alışkanlıklarımız, yeni öğrendiğimiz terimler, aile hayatımız değişimlerden etkilendi. Bu dönüşümlerin hayatımızdaki etkisinin giderek artmaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Dijital dünya günümüz yaşantısının vazgeçilmez parçası haline geldi.
Yaşadığımız dönemde analog sistemin terk edilip dijital çağın maruz bıraktığı değişimlere ayak uydurmak kaçınılmaz hale geldi. Günlük hayattan, iş hayatına kadar uzanan etkisi ise hayatımızda yerinin giderek vazgeçilmez bir noktaya ulaşmasını sağladı. Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar ile dijital dünyaya ulaşım giderek kolaylaştı. Dijital medyalar, oyunlar, sosyal medya platformları ekran süremizin artmasını daha da cazip hale getirdi. Dijitalleşme, başlangıçta bilgiye erişimi kolaylaştırırken zaman içerisinde insanların fikirlerini, deneyimlerini ve içeriklerini dünyanın farklı bölgelerindeki kişilerle paylaşabildiği sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasını da beraberinde getirdi.
Dijitalleşmenin içerisine doğan çocuk ve ergenler için sosyalleşmenin çok büyük oranı, fiziki iletişim yerine kitle iletişim araçlarına dönüştü. Yetişkinler, dijital dünyanın fayda ve risklerini ayırt edebilir olgunluktalar ancak gelişimsel farkındalığı henüz tamamlanmamış olan çocuk ve ergenler için durum aynı değil. Ekranların uzun süre kullanımı insanların büyük çoğunluğu için dikkat dağınıklığı, uyku problemi ve fiziksel hareketsizlik gibi sonuçlar doğururken gelişimsel süreçleri devam eden çocuk ve ergenler için daha kötü sonuçlara yol açabilir. Dijital çağın olumsuzlukları çocuk ve ergenler için bunlarla da sınırlı kalmıyor. Çocuk ve ergenlerde yoğun ve kontrolsüz ekran kullanımının duygusal bağların gelişimini olumsuz etkileyebilecek faktörlerden biri olarak değerlendirilebilir. Yoğun dijital kullanımın yüz yüze etkileşim için ayrılan zamanı azaltabilmesi, çocuk ve ergenlerin sosyal ilişkileri açısından dikkate alınması gereken bir durumdur. Çocuk ve ergenlerin yaşlarına uygun olmayan şiddet, cinsellik ve diğer zararlı içeriklerle karşılaşma ihtimali, dijital ortamların önemli risk alanlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Ekranların arkasında kim olduklarını ve nasıl bir hayat yaşamak istediklerini gerçeği gizleyerek göstermeye başlayabiliyorlar. Birden fazla kimlik ve karaktere bürünebilir olmak çocuk ve ergenlerde kimlik karmaşası yaşanmasına neden olabilir. Sürekli sanal kimlikler ile iletişimde bulunmak çocukların kendi kimliklerini bulmalarını zorlaştırabilir. Çocuk ve ergenler kabul görmek, onaylanmak için başka kimliklere ve karakterlere kolayca sosyal medya profilleri sayesinde bürünebiliyorlar. Erving Goffman bu durumu özetlerken, hayatı bir tiyatro sahnesi bizleri ise bir tiyatro oyuncusu olarak görüyor. Goffman’ın benlik sunumu yaklaşımından hareketle, bireylerin farklı sosyal ortamlarda kendilerini farklı biçimlerde sunabildikleri söylenebilir. Goffman’ın bahsettiği tiyatro sahnesini günümüz dünyasının sosyal medyası olarak görebiliriz. Sosyal medya platformları birer tiyatro sahnesi ise kullanıcı profilleri de tiyatro oyuncularıdır. Sosyal medya profilleri aracılığıyla farklı bir benlik sunarak her gün yeni bir ‘sahneye’ çıkıyor olabiliriz. Çocuk ve ergenlerin dijital dünyada kimlik ve benlik oluşum süreçlerini sağlıklı tamamlayabilmeleri için ebeveyn kontrolü bu süreçte oldukça önemli.
Ebeveynlerin çocuk ve ergenlerle ekran kullanımı hakkında açık ve net iletişim kurmaları, onların sanal dünya ile gerçek yaşam arasındaki farkı anlamalarına yardımcı olabilir. Ebeveynlerin dijital dünyaya son derece hakim olmaları, birlikte dijital deneyimler yaşamaları sınır koymalarına yardımcı olabilir. En az çocukları kadar dijital yenilikleri takip etmeli ve hakim olmalılar. Savaş, ölüm, şiddet ve cinsellik gibi içeriklere erken yaşta maruz kalmak zorunda kalıyorlar. Çocuk ve ergenlerin zararlı içeriklerden en az etkilenmesini sağlamak için sosyal medyada kullanılan filtreler bulunuyor. Aileler filtreleme yöntemi kullanarak yaşlarına uygun olmayan içerikleri engelleyerek güvenli bir dijital kullanım sunabilirler.
Sonuç
Dijital dünya her geçen gün gelişirken ailelerin amacı çocuklarını dijitalleşmeden uzaklaştırmak değil, ekranların arkasında kaybolmadan var olabilmelerini sağlamak olmalı. Aileler otoriter bir yaklaşımdan çok anlayışlı ve açık iletişimi benimsemeli, çocukların kullanıcı deneyimlerini takip etmeliler. Sonuç olarak, dijital çağda çocuk ve ergenlerin sağlıklı gelişimini desteklemek, yalnızca ekran sürelerini sınırlandırmakla mümkün değildir. Onların duygusal, sosyal ve bilişsel ihtiyaçlarını anlamak, gerçek yaşamla bağlarını güçlendirmek ve kendilerini özgürce ifade edebilecekleri güvenli alanlar oluşturmak gerekir. Ebeveynler, dijital dünyada yol gösterici bir rehber olarak çocuklarına eşlik etmelidir. Unutulmaması gereken önemli bir konu çocukları ekranlardan uzak tutmak değil, ekranların arkasında kendi kimliklerini, duygularını ve gerçek ilişkilerini kaybetmeden var olabilmelerini sağlamaktır. Çünkü çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, sanal dünyada beğenilmek değil, gerçek hayatta anlaşılmak ve duyulmaktır. Tüm bunlardan yola çıkarak dijital dünyanın sunduğu faydaları ve riskleri birlikte doğru değerlendirebilmek, çocuk ve ergenlerin dijital platformların kullanımını daha faydalı, bilinçli ve güvenli kullanmasına uygun zemin oluşturacaktır.



