İnsan Kendi Hayatına Ne Zaman Yabancılaşır?
İnsan Kendi Hayatına Ne Zaman Yabancılaşır?
Bazen insan, hayatında her şey yolunda görünürken kendisine oldukça uzak hissedebilir. Sabah uyanır, işe gider, sorumluluklarını yerine getirir, insanlarla konuşur, planlar yapar ve günün sonunda yine yorgun bir şekilde yatağına döner. Dışarıdan bakıldığında yaşamında belirgin bir aksaklık yoktur. Ancak kendi içinde tarif etmekte zorlandığı bir his vardır: Sanki yaşadığı hayatın içinde bulunuyor ama o hayatın gerçekten sahibi değilmiş gibi.
Belki de insanın kendine yabancılaşması tam olarak böyle başlar. Büyük bir kopuşla, ani bir kararla ya da hayatını değiştiren dramatik bir olayla değil; kendisinden uzaklaşmasına neden olan küçük kabullerin zamanla birikmesiyle.
Başkalarının Beklentileriyle Kurulan Bir Hayat
İnsan dünyaya geldiği andan itibaren ilişkiler içinde şekillenir. Ailesinin, çevresinin ve toplumun kendisinden beklentilerini öğrenir. Nasıl davranması, neyi başarması, hangi kararları vermesi gerektiğine ilişkin mesajlarla büyür. Bu beklentilerin bir kısmı gelişimimizi desteklerken bir kısmı da zamanla kendi isteklerimizin önüne geçebilir.
İyi bir evlat olmak, başarılı bir çalışan olmak, iyi bir eş olmak, çevresini üzmemek, herkes tarafından sevilmek… Bunların her biri yaşamın içinde anlamlı roller olabilir. Ancak kişi bu rolleri yerine getirirken kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemeye başladığında önemli bir denge değişir.
Bir süre sonra insan ne istediğinden çok, kendisinden ne beklendiğini düşünür. Bir kararı verirken kendisine uygun olup olmadığını değil, çevresinin nasıl karşılayacağını hesaplar. İstemediği bir şeye evet derken, aslında ne kadar zamandır kendi isteklerine hayır dediğini fark etmeyebilir.
Böylece başkalarının beklentilerine uyum sağlamak, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin önüne geçmeye başlar.
Otomatik Pilotta Yaşamak
Günlük yaşamın temposu içinde pek çok davranışımız alışkanlıklara dönüşür. Sabah hangi saatte kalkacağımız, ne yapacağımız, kimlerle görüşeceğimiz, hangi sorumlulukları üstleneceğimiz çoğu zaman önceden bellidir. Rutinler yaşamı kolaylaştırır; ancak hayatın tamamı rutinlerden ibaret hâle geldiğinde kişi kendi deneyimleriyle arasındaki bağı kaybedebilir.
Bazen bir günü nasıl geçirdiğimizi hatırlamakta zorlanırız. Çok şey yapmışızdır ama hiçbir anın içinde gerçekten bulunamamışızdır. Bir görüşmeden diğerine, bir sorumluluktan başka bir sorumluluğa geçerken kendimize ne hissettiğimizi sormayı unutmuşuzdur.
Burada önemli olan meşgul olmak değil, meşguliyetin içinde kendimize ne kadar yer bırakabildiğimizdir.
Kişi yaşamını yalnızca tamamlanması gereken görevler üzerinden değerlendirmeye başladığında, kendi varlığını da bir yapılacaklar listesine dönüştürebilir. Günler geçer, hedefler tamamlanır, yeni sorumluluklar ortaya çıkar. Fakat bütün bu hareketliliğin içinde insanın kendisiyle kurduğu temas giderek zayıflar.
Kendimize Ait Olmayan Bir Başarı Hikâyesi
Kendine yabancılaşmanın bir başka boyutu da başarı algısıyla ilgilidir. Toplumun başarılı yaşam tanımı çoğu zaman belirli göstergeler üzerinden şekillenir: İyi bir meslek, ekonomik güvence, güçlü bir sosyal çevre, mutlu bir ilişki ve sürekli gelişim.
Ancak herkesin ihtiyaçları, değerleri ve hayattan beklentileri aynı değildir.
Bazen kişi yıllarca ulaşmak için çabaladığı bir hedefe vardığında beklediği tatmini hissedemeyebilir. Çünkü hedefin gerçekten kendi isteği olup olmadığını hiç sorgulamamıştır. Başarmıştır ama neyi başardığını kendisine anlatmakta zorlanmaktadır.
Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar: Başkalarının gözünde başarılı olmak ile kendi yaşamından memnun olmak aynı şey değildir.
Kendine yabancılaşma üzerine yapılan psikolojik çalışmalar, kişinin içsel deneyimleriyle farkındalığı ve davranışları arasındaki uyumsuzluğun önemine dikkat çekmektedir. Otantik yaşam ise kişinin değerleri ve inançlarıyla uyumlu tercihler yapabilmesiyle ilişkilidir.
Dolayısıyla insanın kendisini tanıması yalnızca neyi sevdiğini bilmesi değildir. Aynı zamanda hangi hayatın kendisine ait olduğunu fark edebilmesidir.
Kendimize Yeniden Nasıl Yaklaşabiliriz?
Kendine yabancılaşma çoğu zaman bir anda gerçekleşmediği için kendimizle yeniden temas kurmak da tek bir kararla mümkün olmayabilir. Bu süreç, öncelikle kişinin kendi yaşamına biraz daha dikkatle bakmasıyla başlar.
Bazen küçük sorular büyük farkındalıkların kapısını açabilir:
Gerçekten istediğim için mi bu kararı veriyorum, yoksa birilerini hayal kırıklığına uğratmaktan mı kaçınıyorum?
En son ne zaman yalnızca kendim istediğim için bir şey yaptım?
Hayatımda sürdürdüğüm hangi alışkanlıklar artık bana ait hissettirmiyor?
Bir şeyi yapmadığımda suçluluk hissediyorsam, bu gerçekten benim sorumluluğum mu?
Bu soruların yanıtları hemen bulunmak zorunda değildir. Önemli olan, uzun zamandır sorgulamadan sürdürdüğümüz seçimleri yeniden değerlendirebilmektir.
Kendi ihtiyaçlarını fark etmek, herkesten uzaklaşmak ya da bütün rollerden vazgeçmek anlamına gelmez. İnsan hem iyi bir eş hem iyi bir ebeveyn hem de kendi bireysel ihtiyaçları olan bir insan olabilir. Mesele bu rollerden birini seçmek değil, rollerin içinde kendimize de yer açabilmektir.
Gerektiğinde sınır koyabilmek, hayır diyebilmek, yardım isteyebilmek ve kendi tercihlerini ifade edebilmek bu temasın önemli parçalarıdır. Kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi yeniden güçlendirmesi, başkalarıyla kurduğu ilişkileri de daha sağlıklı bir zemine taşıyabilir.
Peki, İnsan Kendi Hayatına Ne Zaman Geri Döner?
Belki de insanın kendine dönmesi için hayatını baştan aşağı değiştirmesi gerekmiyordur. Bazen uzun zamandır ertelediği bir isteği fark etmek, bir kararın gerçekten kendisine ait olup olmadığını sorgulamak ya da sırf başkaları öyle bekliyor diye sürdürdüğü bir alışkanlığı gözden geçirmek yeterli bir başlangıç olabilir.
Psikolojik iyi oluş, her zaman mutlu olmak ya da yaşamın bütün alanlarında kontrol sahibi olmak değildir. Kişinin kendi duygu ve ihtiyaçlarını tanıyabilmesi, seçimleriyle değerleri arasında bir bağ kurabilmesi ve yaşamında kendisine ait bir alan oluşturabilmesidir.
Belki de üzerinde düşünmemiz gereken asıl soru şudur: Hayatımızı yaşarken ne kadar kendimiz olabiliyoruz?
Çünkü insan bazen yanlış bir hayat yaşadığı için değil, kendi hayatında kendisine yeterince yer vermediği için yabancılaşır.
Ve belki de kendimize yeniden yaklaşmak, hayatımıza yeni bir şey eklemekten önce, uzun zamandır sesini duymadığımız kendimize kulak vermekle başlar.
Kaynakça
- Aktakka Yıldırım, B. ve Yılmaz, A. E. (2024). Kendi olmanın kendine has tarihçesi: Otantiklik kavramının kuramlar, alanyazın bulguları ve psikoterapide ilerleyiş süreci çerçevesinde gözden geçirilmesi. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 11(2), 250–270.
- Odabaşı, N. ve Curun, F. (2022). Genç yetişkinlerde özgünlük ve öznel iyi oluş arasındaki ilişkide öz-bilincin aracı rolü. Kıbrıs Türk Psikiyatri ve Psikoloji Dergisi, 4(4), 340–351.


