Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Bir Çocuğun Mücadelesi : Lösemiye Sosyal Psikoloji Penceresinden Bakmak

Cemre Koçak Yazar: Cemre Koçak
7 dk.okuma süresi
Bir Çocuğun Mücadelesi : Lösemiye Sosyal Psikoloji Penceresinden Bakmak

Bir çocuğun hayatı bazen hiç beklemediği bir anda değişebilir. Hastane odaları, tedavi süreçleri, doktor kontrolleri ve ailesinin endişeleri günlük yaşamının bir parçası hâline gelebilir. Ancak çocuk olmak; oyun oynamak, arkadaşlarıyla vakit geçirmek, okula gitmek ve hayaller kurmak demektir. Lösemi tedavisi gören çocuklar için de bütün bunlar hâlâ önemlidir. Çünkü onlar yalnızca hastalıklarıyla mücadele eden bireyler değil, aynı zamanda büyümeye, öğrenmeye ve yaşamaya devam eden çocuklardır.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası, lösemi hakkında bilgi edinmek ve toplumsal farkındalık oluşturmak açısından önemli bir dönemdir. Fakat bu haftayı yalnızca hastalığı tanımakla sınırlı tutmamak gerekir. Aynı zamanda toplum olarak hastalıkla mücadele eden çocuklara nasıl davrandığımızı, onları nasıl anladığımızı ve hayatlarının hangi noktasında yanlarında olduğumuzu da düşünmeliyiz. Bu noktada toplumsal psikoloji bize önemli bir bakış açısı sunar. Toplumsal psikoloji, insanların düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının çevrelerindeki kişilerden ve toplumdan nasıl etkilendiğini inceler. Yani bir insanın yaşadığı olayları yalnızca kendi iç dünyasıyla değil, çevresiyle kurduğu ilişkiler üzerinden de değerlendirmemizi sağlar.

Lösemiyle mücadele eden çocukların yaşamına bu açıdan baktığımızda, hastalığın yalnızca çocuğu değil, ailesini, arkadaşlarını, okulunu ve içinde yaşadığı toplumu da etkilediğini görürüz. Lösemi tanısı alan bir çocuğun yaşamında birçok şey değişebilir. Tedavi nedeniyle okuluna ara vermesi, arkadaşlarından uzak kalması veya günlük alışkanlıklarını değiştirmesi gerekebilir. Bu değişiklikler yalnızca çocuğu değil, ailesini de etkiler.

Anne ve babalar çocuklarının tedavi süreciyle ilgilenirken aynı zamanda onların korkularını ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışır. Kardeşler ise aile içindeki değişikliklere uyum sağlamaya çalışabilir. Böylece hastalık, bütün aile üyelerinin yaşamında yeni bir dönem başlatır.

Burada önemli olan, çocuğun yaşadığı süreci yalnızca tıbbi açıdan değerlendirmemektir. Çünkü bir çocuk için arkadaşlarıyla konuşabilmek, sevdiği bir oyunu oynayabilmek veya öğretmeninden güzel bir mesaj almak da oldukça değerlidir. Bazen küçük görünen bir davranış, çocuğun kendisini yalnız hissetmesini önleyebilir. Bu nedenle hastalık sürecinde sosyal ilişkilerin korunması da önem taşır. Toplumda hastalıklarla ilgili bazı yanlış düşünceler ve önyargılar bulunabilir. İnsanlar bazen nasıl davranacaklarını bilemedikleri için hastalıkla mücadele eden kişilerden uzaklaşabilir veya onlara gereğinden fazla farklı davranabilir. Örneğin lösemi tedavisi gören bir çocuğa sürekli üzülerek yaklaşmak, onunla oyun oynamaktan kaçınmak ya da her konuşmayı hastalığına getirmek çocuğun kendisini diğerlerinden farklı hissetmesine neden olabilir.

Sosyal psikolojide bu durum, bireylerin belirli özellikleri nedeniyle etiketlenmesiyle ilişkilidir. Bir kişiyi yalnızca hastalığı, dış görünüşü veya yaşadığı zorluk üzerinden değerlendirmek, onun diğer özelliklerini görmemize engel olabilir. Oysa lösemi tedavisi gören bir çocuk da diğer çocuklar gibi gülmek, eğlenmek, arkadaş edinmek ve hayallerinden bahsetmek ister. Onun da sevdiği renkler, oyunlar, kitaplar ve geleceğe dair planları vardır. Bu nedenle çocuklara yaklaşırken onları hastalıklarından ibaret görmemeliyiz. Acımak yerine anlamaya, uzaklaşmak yerine iletişim kurmaya ve farklı davranmak yerine ihtiyaçlarını gözeterek eşit yaklaşmaya çalışmalıyız.

Zorlu yaşam olayları karşısında yeniden toparlanabilmek ve hayata uyum sağlamaya çalışmak psikolojik dayanıklılık olarak tanımlanır. Lösemi tedavisi gören çocuklar ve aileleri için bu süreç zaman zaman yorucu ve belirsiz olabilir. Çocuklar korku, üzüntü, öfke veya endişe yaşayabilir. Aileler de benzer duygularla baş etmeye çalışabilir. Ancak psikolojik dayanıklılık, sürekli mutlu olmak veya hiçbir zaman üzülmemek anlamına gelmez. Bir çocuğun korktuğunu söyleyebilmesi, ağlayabilmesi veya desteğe ihtiyaç duyması da son derece doğaldır. Bu süreçte ailelerin, arkadaşların ve çevredeki insanların desteği büyük önem taşır. Çocuğun dinlenmesi, duygularını rahatça ifade edebilmesi ve ihtiyaç duyduğunda yanında birilerinin olduğunu bilmesi kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir. Bazen uzun konuşmalar yapmak gerekmez. Bir arkadaşın gönderdiği mesaj, öğretmenin hazırladığı küçük bir sürpriz veya birlikte geçirilen kısa bir zaman bile çocuk için anlamlı olabilir. Burada unutulmaması gereken nokta, her çocuğun aynı şekilde desteklenmek istemeyeceğidir. Önemli olan onun ihtiyaçlarını dinlemek ve nasıl desteklenmek istediğine saygı göstermektir.

Çocukların hayatında okul, yalnızca ders gördükleri bir yer değildir. Arkadaşlık kurdukları, oyun oynadıkları, kendilerini ifade ettikleri ve toplumun bir parçası olduklarını hissettikleri önemli bir ortamdır. Tedavi nedeniyle okuldan uzak kalmak zorunda olan çocuklar arkadaşlarını özleyebilir ve sosyal yaşamlarından kopmuş hissedebilirler. Bu noktada öğretmenlere ve okul arkadaşlarına önemli görevler düşer. Çocuğun eğitim hayatına mümkün olduğunca devam edebilmesi için gerekli kolaylıkların sağlanması, arkadaşlarıyla iletişiminin korunması ve kendisini sınıfın bir parçası olarak hissetmesi desteklenmelidir. Örneğin sınıf arkadaşlarının ona mektup göndermesi, çevrim içi etkinliklere birlikte katılması veya doğum gününü hatırlaması küçük ama anlamlı davranışlardır. Bu davranışlar çocuğa yalnız olmadığını ve arkadaşlarının onu unutmadığını hissettirebilir. Çünkü çocukların sosyal hayata katılabilmesi, kendilerini değerli ve ait hissetmeleri açısından önemlidir.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası boyunca birçok kişi ve kurum farkındalık çalışmaları gerçekleştiriyor. Sosyal medya paylaşımları, gönüllülük faaliyetleri, bilgilendirme etkinlikleri ve çeşitli dayanışma projeleri bu çalışmaların önemli örnekleri arasında yer alıyor. Ancak toplumsal farkındalık yalnızca belirli günlerde hatırlanan bir konu olmamalıdır. Bir hafta boyunca lösemi hakkında konuşup sonraki günlerde bu duyarlılığı unutmak yerine öğrendiklerimizi günlük hayatımıza taşımalıyız. Bir çocuğun sosyal çevresinde yer almasına yardımcı olmak, ailesinin ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak, hastalık hakkında doğru bilgiler paylaşmak ve yanlış inanışların önüne geçmek bu sorumluluğun bir parçasıdır. Toplumsal dayanışma, yalnızca maddi yardımda bulunmak anlamına da gelmez. Zaman ayırmak, dinlemek, gönüllü olmak, bilgi paylaşmak ve bir insanın kendisini yalnız hissetmesini önlemek de dayanışmadır. Özellikle gençlerin gönüllülük faaliyetlerine katılması, toplumsal duyarlılıklarının gelişmesine ve farklı yaşam deneyimlerini anlamalarına katkı sağlayabilir.

Peki Bir Çocuğun Hayatında Nasıl Bir Yerimiz Var? Lösemiyle mücadele eden çocukların hayatına baktığımızda aslında hepimize düşen bir sorumluluk olduğunu görüyoruz. Bu sorumluluk yalnızca sağlık çalışanlarına, ailelere veya gönüllülere ait değildir. Çocukların yaşadığı toplumun her üyesi bu sürecin bir parçasıdır. Bazen bir çocuğa nasıl davrandığımız, onun kendisini nasıl hissettiğini etkileyebilir. Onu oyunlara dahil etmek, arkadaşlığımızı sürdürmek, hayallerini dinlemek ve hastalığından bağımsız olarak kişiliğine değer vermek düşündüğümüzden çok daha anlamlı olabilir. Belki de bu hafta kendimize şu soruyu sormalıyız: Hastalıkla mücadele eden bir çocuğun hayatını kolaylaştırmak için ben ne yapabilirim? Bu sorunun cevabı her zaman büyük projeler veya kapsamlı çalışmalar olmak zorunda değil. Bazen küçük bir iyilik, samimi bir iletişim veya gösterilen anlayış bile önemli bir başlangıçtır. 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası bize yalnızca lösemiyi hatırlatmıyor; aynı zamanda toplum olarak birbirimize karşı sorumluluklarımızı da hatırlatıyor.

Unutmayalım ki lösemiyle mücadele eden çocukların hayatı hastaneden ibaret değildir. Onların da oyunlara, arkadaşlıklara, eğitime, hayallere ve güzel anılara ihtiyacı vardır. Bir çocuğun hastalıkla mücadelesi kendi yaşamının bir parçası olabilir. Ancak ona sevgiyle, anlayışla ve dayanışmayla eşlik etmek hepimizin sorumluluğudur.

Cemre Koçak Cemre Koçak
İstanbul'da yaşayan, Uygulamalı İngilizce Çevirmenlik öğrencisi. Dil, müzik ve psikolojiye ilgi duyar.İçsel dünyayı ve insan ilişkilerini anlamaya odaklanır. Yazı, şiir ve podcast üretir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!