Başkasında Gördüğümüz, Kendimizde Göremediğimiz
Başkalarında sürekli eleştirdiğimiz şey, kendimizde yer açamadığımız bir yanımız olabilir mi?
Bazı davranışlardan hoşlanmayız; fark eder, eleştirir ve hayatımıza devam ederiz. Bazıları ise zihnimizde daha uzun kalır. Birinin kendini övmesi, rahatça “hayır” diyebilmesi veya ilgi görmek istemesi bizi tekrar tekrar rahatsız eder. Konu değişse, insanlar değişse bile eleştirimizin odağı aynı kalabilir. Böyle zamanlarda şu soru anlam kazanır: Başkasında gördüğümüz şey, kendimizde kabul etmekte zorlandığımız bir duyguya ya da ihtiyaca dokunuyor olabilir mi? Olabilir. Ancak bu ihtimali, “İnsanın eleştirdiği her özellik aslında kendisinde vardır” şeklinde bir kurala dönüştürmek yanıltıcıdır. Eleştirilerimiz bazen iç dünyamız hakkında ipucu verir; bazen de karşılaştığımız davranışın gerçek sonuçlarına, değerlerimize veya içinde yaşadığımız koşullara dayanır.
Bu soruya yansıtma kavramıyla bir kapı açılabilir. Yansıtma, kişinin kendisine ait olduğunu kabul etmekte zorlandığı duygu, dürtü veya özellikleri başkasına atfetmesi olarak düşünülebilir. Burada söz konusu olan, bilinçli biçimde kusurunu gizlemekten çok, kişinin kendisiyle ilgili rahatsız edici bir olasılıkla arasına mesafe koymasıdır. Bu düşüncenin deneysel araştırmalarda da karşılığı bulunur; ancak kanıtlar her eleştiriyi açıklayacak kapsamda değildir. Newman, Duff ve Baumeister’ın 1997 tarihli çalışması, insanların kendilerinde bulunmasını istemedikleri bir özellikle ilgili düşünceleri bastırmaya çalıştıklarında, bu özelliği başkalarının davranışlarında daha kolay görebildiklerini gösterdi. Araştırma güncel değildir; kavramın deneysel dayanaklarından biridir. Bulgular, belirli koşullarda yansıtmanın ortaya çıkabileceğini destekler; bir insanın eleştirilerinden hareketle onun gizli kişiliğini okuyabileceğimizi göstermez.
Üstelik başkasında tahammül edemediğimiz şey, bizde aynı biçimde bulunan bir özellik olmak zorunda değildir. Bir başka olasılık, kendimize tanımadığımız bir iznin başkasındaki görünümüne tepki vermemizdir. Örneğin sürekli sorumluluk alan biri, dinlenebilen insanları kolayca “umursamaz” diye değerlendirebilir. Burada araştırılması gereken ihtimal, kişinin gizlice umursamaz olması kadar, kendi dinlenme ihtiyacına nasıl yaklaştığıdır. Benzer şekilde, görünür olmayı ayıp bulan biri başkasının kendini ortaya koymasını gösteriş olarak okuyabilir. Bunlar kişiye özgü olarak incelenebilecek yorumlardır; tek bir davranıştan çıkarılabilecek kesin sonuçlar değildir.
Bu nedenle “gizil taraf” ifadesini yalnızca saklı bir kusur olarak düşünmek daraltıcı olur. Bazen henüz adını koyamadığımız bir istek, bazen hoş görmediğimiz bir duygu, bazen de geliştirmeye fırsat bulamadığımız bir kapasite söz konusudur. Başkasına yönelttiğimiz eleştiri, kendi içimizde neye izin verip neyi yasakladığımızı düşünmek için başlangıç olabilir.
Fakat bu mesele yalnızca bireyin iç dünyasında yaşanmaz. Ailede, işyerinde ve sosyal çevrede hangi davranışların takdir edildiği, hangilerinin ayıplandığı da değerlendirmemizin parçasıdır. Bir davranışa verdiğimiz anlamı sorgularken, o davranışın hangi koşullarda ve kim tarafından sergilendiğine de bakmak gerekir. İş arkadaşının sürekli sorumluluktan kaçmasını eleştirmek, kişinin bastırılmış rahatlık arzusundan önce, adaletsiz iş yüküyle ilgili olabilir. Bir sınır ihlaline itiraz etmek de kendimizde sakladığımız benzer bir eğilimin kanıtı değildir.
Güncel araştırmalar, özellikle dijital ortamda, eleştirinin şiddetini anlamak için sosyal koşullara bakmanın önemini gösteriyor. Puryear, Vandello ve Gray’in 2024’te yayımlanan sekiz araştırmalık çalışmasında, paylaşımların yüksek beğeni ve paylaşım sayılarıyla görünmesi ahlaki öfke ifadesini artırdı. Deneyler, bu etkinin kısmen içeriğin daha büyük bir toplumsal tehlike olarak algılanmasıyla açıklanabileceğini gösterdi. Dolayısıyla bir şeye ne kadar sert tepki verdiğimiz, onun içimizde neye dokunduğunun yanında, çevremizde ne kadar büyütüldüğüyle de ilişkili olabilir. Bu bulgu yansıtmayı sınamaz; tepkinin sosyal ortam tarafından da şekillendiğini gösterir.
Leach ve arkadaşlarının 2025’te yayımlanan araştırması da eleştirinin görünürlüğüyle etkisi arasındaki ayrımı ortaya koyuyor. Çevrim içi imza kampanyalarına bağlantı veren bir milyondan fazla X paylaşımının analizinde, ahlaki öfke ifadeleri daha fazla beğeni ve yeniden paylaşımla ilişkiliydi. Ancak bu görünürlük hesaba katıldığında, öfke daha fazla imzayla ilişkili değildi; ilişki ters yöndeydi. Bu sonuç, sert tepkinin kolayca dolaşıma girebildiğini, fakat her zaman aynı ölçüde somut katılıma dönüşmediğini düşündürüyor.
Bu yüzden sürekli tekrarlanan bir eleştiriyi anlamanın yolu, kendimize hemen bir etiket koymaktan geçmez. “Bu davranışın bana somut etkisi ne?”, “Neden özellikle bu konuya takılıyorum?”, “Benzer bir ihtiyacı kendimde nasıl karşılıyorum?” ve “Çevremdeki tepkiler benim değerlendirmemi nasıl etkiliyor?” soruları birlikte düşünülebilir. Kendimize yönelttiğimiz bu sorular, başkalarıyla ilişkilerimizi de yeniden değerlendirmemizi sağlayabilir.
Başkalarında eleştirdiğimiz şeyler, bazen kendimizde henüz tanışmadığımız bir yanımıza açılır. Bu olasılığa merakla yaklaşmak, eleştirimizden vazgeçmemizi gerektirmez. Hem karşımızdaki davranışı değerlendirebilir hem de ona verdiğimiz tepkinin bize ait kısmını anlamaya çalışabiliriz. Kendini tanımak, her itirazın altında gizli bir kusur aramakla değil, kendi tepkilerimizi de düşünmeye değer bulmakla başlar. Bu merak, kendimizle daha dürüst bir ilişki kurmamıza alan açabilir.
Kaynakça
- Newman, L. S., Duff, K. J., & Baumeister, R. F. (1997). A new look at defensive projection: Thought suppression, accessibility, and biased person perception. Journal of Personality and Social Psychology, 72(5), 980–1001. https://doi.org/10.1037/0022-3514.72.5.980
- Puryear, C., Vandello, J. A., & Gray, K. (2024). Moral panics on social media are fueled by signals of virality. Journal of Personality and Social Psychology, 127(1), 84–103. https://doi.org/10.1037/pspa0000379
- Leach, S., Formanowicz, M., Nikadon, J., & Cichocka, A. (2025). Moral outrage predicts the virality of petitions for change on social media, but not the number of signatures they receive. Social Psychological and Personality Science. Advance online publication. https://doi.org/10.1177/19485506251335373



