Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Stockholm Sendromu Nedir? Psikolojide Ne Anlama Gelir

6 dk.okuma süresi
Stockholm Sendromu Nedir? Psikolojide Ne Anlama Gelir
Kısaca

Stockholm sendromu, bir kişinin kendisini kontrol eden, tehdit eden ya da zarar veren kişiye karşı zamanla olumlu duygular geliştirmesiyle ilişkilendirilen bir kavramdır. Psikolojide bu durum çoğu zaman hayatta kalma çabası, güç dengesizliği ve tehdit altında bağ kurma eğilimiyle birlikte ele alınır. Ancak her benzer ilişki Stockholm sendromu değildir; bu, resmi bir tanıdan çok açıklayıcı bir terimdir.

Stockholm Sendromu ne demek?

Stockholm sendromu, kişinin kendisini tehdit eden, kontrol eden ya da zarar veren birine karşı zamanla yakınlık, sadakat ya da sempati geliştirmesiyle ilişkilendirilen bir psikoloji kavramıdır. İlk bakışta bu, “zarar veren birine neden bağlanılır?” sorusunu akla getirir. Ancak psikoloji açısından bakıldığında bu davranış, basit bir çelişki değil; yoğun stres altında çalışan bir uyum biçimi olarak anlaşılır.

Bu terim çoğunlukla kapalı ve güç dengesizliğinin çok belirgin olduğu durumları anlatmak için kullanılır. Yine de önemli bir ayrım vardır: Stockholm sendromu bir tanı değildir. Yani bir kişiye etiket yapıştırmak için değil, zorlayıcı ilişkilerde ortaya çıkabilen duygusal örüntüleri anlamak için kullanılan açıklayıcı bir ifadedir.

Günlük hayattan örnekler

Bu kavramın en bilinen örnekleri rehinelik, kaçırılma ya da yoğun baskı içeren kapalı ortamlardır. Böyle durumlarda kişi, kontrolü elinde tutan kişiyi yalnızca korku kaynağı olarak değil, aynı zamanda güvenlik sağlayan tek figür olarak da algılamaya başlayabilir. Onun küçük bir nezaketini bile çok büyük bir iyilik gibi yaşayabilir.

Günlük hayatta birebir aynı koşullar olmasa da benzer duygusal mekanizmalar görülebilir. Örneğin biri sürekli eleştiriliyor, aşağılanıyor ama arada bir övgü ya da şefkat görüyorsa, bu küçük olumlu anlara tutunabilir. Dışarıdan bakınca anlaşılması zor görünse de içeriden bakınca bu, belirsizlik içinde tutunacak bir dal aramak gibidir.

Bir başka örnek de güç dengesinin eşit olmadığı ilişkilerde ortaya çıkabilir. Kişi, karşı tarafın öfkesinden kaçınmak için onun isteklerine daha çok uyum sağlayabilir. Zamanla bu uyum, “onu anlıyorum” ya da “aslında o da zor durumda” gibi düşüncelere dönüşebilir. Böylece korku ve yakınlık aynı ilişkide iç içe geçer.

Neden olur?

Stockholm sendromu benzeri tepkilerin arkasında çoğu zaman hayatta kalma odaklı psikolojik süreçler vardır. Tehdit altındaki beyin, öncelikle güvenliği korumaya çalışır. Bu nedenle kişi, direniş yerine uyumu seçebilir; çünkü o an için en güvenli seçenek bu gibi görünür. Burada söz konusu olan şey güçlü bir mantık yürütme değil, stres altında çalışan bir korunma mekanizmasıdır.

Bir diğer önemli etken, belirsizlik içinde verilen küçük olumlu işaretlerin çok güçlü algılanmasıdır. Zarar gören bir kişi, arada gelen küçük bir iyilikle derin bir rahatlama yaşayabilir. Bu rahatlama, zihnin “aslında tamamen kötü biri değil” diye düşünmesine yol açabilir. İnsan beyni çelişkiyi azaltmak ister; bu yüzden tehdit ve şefkat aynı kişide birleştiğinde ilişkiye özel bir anlam yükleyebilir.

Bu süreçte yalnızlık da etkili olur. Kişi destek ağından kopmuşsa, dış dünyayı daha az görür ve elindeki tek ilişkiye daha fazla bağlanabilir. Sosyal psikolojide insanın bulunduğu çevreye uyum sağlamaya eğilimli olması iyi bilinir. Böyle durumlarda bağ kurmak, yalnızca sevgiyle değil, izolasyonla da beslenir.

Ayrıca geçmiş öğrenmeler de rol oynayabilir. Bir kişi daha önce bakım verenle tutarsız ama güçlü bağlar yaşadıysa, yetişkinlikte benzer örüntülere daha açık olabilir. Bu, herkes için aynı şekilde geçerli değildir; fakat tehdit altında bağ kurmanın tamamen “mantıksız” bir davranış olmadığını gösterir. Çoğu zaman ortada yoğun korku, umut ve alışkanlık iç içe geçmiştir.

Nasıl fark edilir ve başa çıkılır?

Bu örüntüyü fark etmek için tek tek duygulara değil, ilişkinin genel düzenine bakmak gerekir. Kişi sürekli korkuyor ama yine de karşı tarafı savunuyorsa; zarar gördüğünü kabul etmekte zorlanıyor ama kopamıyorsa; dışarıdan yardım almaktan kaçınıyor ve giderek yalnızlaşıyorsa bu önemli bir uyarı olabilir. Burada davranışın dışarıdan “anlamsız” görünmesi, onun bir hayatta kalma çabası olamayacağı anlamına gelmez.

Başa çıkmada ilk adım güvenliği artırmaktır. Güvenilir bir arkadaş, aile üyesi ya da profesyonel destekle bağlantı kurmak önemlidir. Kişi mümkünse yaşadıklarını tek başına taşımamalı; çünkü yalnızlık, bu tür bağları daha da güçlendirebilir. Güvenli bir sosyal çevre, kişinin yaşadığı durumu farklı açıdan değerlendirmesine yardımcı olur.

Bir başka adım, suçluluk ve utancı azaltmaktır. Bu durumun içinde kalan kişiler çoğu zaman “neden hâlâ buradayım?” diye kendilerini yargılar. Oysa daha doğru soru “bu bağ nasıl kuruldu ve beni neye bağlıyor?” olabilir. Bir psikolog ya da psikiyatrist, kişinin yaşadığını yargılamadan anlamasına ve daha güvenli adımlar planlamasına yardımcı olabilir.

Kişi kendini doğrudan tehlikede hissediyorsa önce fiziksel güvenlik düşünülmelidir. Böyle anlarda yalnız kalmamak, güvenli bir yere geçmek ve destek istemek önem taşır. İlişkiden çıkmak çoğu zaman bir anda olmaz; bağ, korku ve umut birlikte çalışır. Bu yüzden süreç bazen küçük, kontrollü ve destekli adımlarla ilerler.

Benzer ve karıştırılan kavramlar

Stockholm sendromu en çok travma bağı ile karıştırılır. Travma bağı, korku, ödül, belirsizlik ve yoğun duygusal döngülerin kişiyi ilişkiye yapıştırmasını anlatan daha geniş bir kavramdır. Stockholm sendromu ise bunun daha dar ve popülerleşmiş bir kullanım biçimi gibi düşünülebilir. İkisi aynı şey değildir; ama bazı durumlarda birbirini tamamlayan yönleri vardır.

Bir diğer karışıklık bağlanma ile ilgilidir. Her güçlü bağlılık Stockholm sendromu değildir. İnsanlar sevgi, alışkanlık, sadakat, korku, suçluluk ya da umut nedeniyle de ilişkide kalabilir. Ayrıca öğrenilmiş çaresizlik de benzer biçimde akla gelir: Kişi çabalasa da bir şey değişmeyeceğine inandığında pasifleşebilir. Stockholm sendromunda ise karşı tarafa olumlu duygu yönelimi daha belirgindir.

Bu yüzden bir ilişkiyi anlamaya çalışırken tek bir etikete odaklanmak yerine, güç dengesi, korku, izolasyon ve arada gelen ödül anlarına bakmak daha doğru olur. Psikolojide çoğu zaman davranış, yalnızca görünen yüzünden anlaşılmaz; bağlam da en az davranış kadar önemlidir.

Psychology Times yazarlarından

Kaynaklar

  • APA Dictionary of Psychology içinde “Stockholm syndrome” maddesi.

Sık sorulan sorular

Stockholm sendromu bir ruh sağlığı tanısı mı?

Hayır. Stockholm sendromu resmi bir psikiyatrik tanı değildir; daha çok tehdit, baskı ve güç dengesizliği içeren ilişkilerde görülebilen bir örüntüyü anlatmak için kullanılır.

Neden biri kendisine zarar veren kişiye bağlanır?

Çünkü yoğun tehdit altında beyin önce güvenlik arar. Kişi, kontrolü elinde tutan ya da en az zarar veren figüre yakınlık hissederek hayatta kalmaya çalışabilir.

Bu durum sadece rehinelikte mi görülür?

Hayır. Aşırı güç dengesizliği olan ilişkilerde de benzer tepkiler ortaya çıkabilir. Yine de her bağımlı ya da karmaşık ilişki Stockholm sendromu değildir.

Stockholm sendromu ile travma bağı aynı şey mi?

Değil. Travma bağı daha geniş bir kavramdır; korku, ödül ve düzensiz yakınlık döngülerini anlatır. Stockholm sendromu ise bunun daha dar ve popülerleşmiş bir anlatımıdır.

Böyle bir durum fark edilirse ne yapmak gerekir?

Kişiyi suçlamak yerine güvenliğini ve destek ağını güçlendirmek önemlidir. Gerekirse bir psikolog ya da psikiyatristten destek alınmalı; kişi kendini tehlikede hissediyorsa acil yardım aranmalıdır.

Psychology Times Psychology Times
Psychology Times editör ekibi: rehberler, psikoloji sözlüğü ve gündemi psikolojinin gözüyle anlatan yazılar.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!