Cumartesi, Ekim 17, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Özgüvenli Çocuk, Hatasız Çocuk Değildir

Çocuğumuzun kendine inanmasını istiyorsak, önce onun yerine yapmayı bırakmalıyız.

Bir çocuğun ayakkabısını kendi başına giymeye çalışırken zorlandığını düşünün. Aceleyle evden çıkmanız gerekiyor. Eğilip ayakkabısını onun yerine giydiriyorsunuz. Böylece zamandan kazanıyorsunuz. Peki ya çocuğunuz? Belki de tam o anda, “Ben yapamıyorum.” düşüncesini öğreniyor.

Elbette tek bir olay çocuğun özgüvenini belirlemez. Ancak günlük yaşamda tekrar eden küçük deneyimler, çocuğun kendisiyle ilgili düşüncelerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Çocuğumuzun yerine sürekli karar verdiğimizde, her zorluğu ortadan kaldırdığımızda ya da en küçük başarısızlığında hemen müdahale ettiğimizde, iyi niyetle yaptığımız yardımlar bazen onun kendi gücünü keşfetmesine engel olabilir.

Özgüven, çocuğun her şeyi başaracağına inanması değil; başaramadığında da kendisinin değerli olduğunu bilmesidir.

Özgüven doğuştan gelen bir özellik mi?

Özgüven, yalnızca bazı çocukların doğuştan sahip olduğu bir özellik değildir. Çocuğun mizacı, yaşadığı deneyimler, bakım verenleriyle kurduğu ilişkiler ve çevresinden aldığı geri bildirimler, kendilik algısının gelişiminde rol oynar.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar, kendileri hakkında önemli ipuçlarını yetişkinlerin tepkilerinden alırlar. Bir işi başardıklarında nasıl karşılandıkları, hata yaptıklarında nasıl bir tutumla karşılaştıkları ve duygularını ifade ettiklerinde dinlenip dinlenmedikleri, kendilerini nasıl algıladıklarını etkileyebilir.

Çocuğun her istediğini yapmak, onu sürekli övmek ya da bütün sorunlarını çözmek özgüven gelişimini tek başına sağlamaz. Asıl önemli olan, çocuğun hem sevildiğini hissetmesi hem de kendi becerilerini geliştirebileceği fırsatlarla karşılaşmasıdır.

“Sen yapamazsın, ben yapayım!” demeden önce…

Okul öncesi dönemde çocuklar bağımsızlıklarını denemek isterler. Kendi kıyafetlerini seçmek, yemeğini yemek, oyuncaklarını toplamak veya bir arkadaşına kendini anlatmak onlar için önemli gelişim fırsatlarıdır.

Ancak yetişkinler olarak bazen sabırsız davranabilir, işleri daha hızlı tamamlamak için çocukların yerine yapabiliriz. Bazen de onları koruma isteğimizle karşılaşabilecekleri her güçlüğü ortadan kaldırmaya çalışırız.

Oysa çocuğun yaşına uygun zorluklarla karşılaşması, denemesi ve gerektiğinde destek alması gerekir. Bir kule yıkıldığında yeniden yapmayı denemesi, bir yapbozu tamamlamak için farklı parçaları denemesi ya da bir arkadaşına oyuna katılmak istediğini söylemesi; çocuğun yalnızca bir beceri kazanmasını değil, kendi kapasitesini keşfetmesini de destekler.

Burada amaç çocuğu kendi başına bırakmak değildir. Amaç, onun yapabildiği kısmı kendisinin yapmasına fırsat verirken ihtiyaç duyduğu yerde yanında olmaktır.

Övgünün de bir dili vardır

“Sen dünyanın en akıllı çocuğusun!” veya “Sen zaten her şeyi çok güzel yaparsın!” gibi ifadeler sevgiyle söylenir. Ancak çocuğun sürekli sonuç ve başarı üzerinden değerlendirilmesi, zamanla hata yapmaktan kaçınmasına neden olabilir.

Bunun yerine çabanın, stratejinin ve gelişimin fark edilmesi daha destekleyici bir yaklaşım sunar.

Örneğin:

  • “Harikasın, en güzel resmi sen yaptın!” yerine “Resmini yaparken farklı renkleri denediğini fark ettim.”
  • “Sen çok zekisin!” yerine “Bu yapboz zor geldiğinde başka bir parçayı denemeye devam ettin.”
  • “Ağlama, bunda korkacak ne var?” yerine “Biraz korkmuş olabilirsin. İstersen birlikte bakalım.”

Bu yaklaşım, çocuğun yalnızca başarılı olduğunda değil, öğrenme sürecinde de değerli olduğunu hissetmesine yardımcı olur. Elbette övgüden tamamen kaçınmak gerekmez; önemli olan çocuğu sürekli başkalarıyla karşılaştırmak yerine onun çabasını ve bireysel gelişimini fark etmektir.

Hata yapmak, başarısız olmak değildir

Özgüven gelişiminde en önemli noktalardan biri, çocuğun hata yapabildiği güvenli bir ortamda büyümesidir. Sürekli doğru yapması beklenen, yanlış yaptığında eleştirilen veya kardeşiyle ya da arkadaşlarıyla kıyaslanan bir çocuk, zamanla yeni şeyler denemekten çekinebilir.

Çocuğumuz bir şeyi başaramadığında hemen çözüm sunmak yerine şu soruyu sorabiliriz: “Sence başka nasıl deneyebiliriz?”

Bu soru, çocuğa hazır bir cevap vermek yerine düşünme ve çözüm üretme fırsatı tanır. Bazen de hiçbir şey sormadan yanında durmak, duygusunu anlamak ve yeniden denemesi için zaman tanımak yeterlidir.

Unutmayalım: Çocuğun özgüvenini desteklemek, onun hiç üzülmemesini ya da hiç zorlanmamasını sağlamak değildir. Zorlandığında yalnız olmadığını, hata yaptığında sevgimizin değişmediğini ve yeniden deneyebileceğini hissettirmektir.

Evde bugün neyi değiştirebiliriz?

Özgüveni desteklemek için büyük etkinliklere veya özel materyallere ihtiyacımız yok. Günlük yaşamın içindeki küçük değişiklikler yeterli olabilir:

  1. Seçim yapmasına fırsat verin. “Bugün hangi kitabı okuyalım?” veya “Önce pijamanı mı giymek istersin, dişlerini mi fırçalamak?” gibi yaşına uygun seçenekler sunun.
  2. Yardım etmeden önce bekleyin. Bir işi yapmaya çalışırken hemen müdahale etmek yerine ona zaman tanıyın. Gerekirse “Birlikte mi deneyelim, yoksa biraz daha kendin mi denemek istersin?” diye sorun.
  3. Duygularını küçümsemeyin. Korktuğunda, utandığında veya hayal kırıklığı yaşadığında bu duyguları kabul edin. Duygusunun anlaşılması, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur.
  4. Kıyaslamaktan kaçının. “Ablan senin yaşındayken yapıyordu.” yerine çocuğun kendi ilerlemesine odaklanın. Her çocuğun gelişim hızı ve ihtiyaçları farklıdır.
  5. Kendi hatalarınızı da kabul edin. Yanlış yaptığınızda “Az önce sana karşı sabırsız davrandım, üzgünüm.” diyebilmek, hataların ilişkileri onarmaya engel olmadığını gösterir.

Son söz: Ona kendini kanıtlaması gerektiğini değil, kendine güvenebileceğini öğretin

Çocuklarımızın hayatta güçlü durmasını, kararlarını verebilmesini ve zorluklarla baş edebilmesini istiyoruz. Ancak bu beceriler, onlara sürekli güçlü olmalarını söyleyerek değil; kendilerini güvende hissedebilecekleri ilişkiler kurarak ve kendi becerilerini deneyimlemelerine fırsat vererek gelişir.

Bazen çocuğumuza verebileceğimiz en büyük destek, onun yerine yapmak değil, yapabileceğine inanarak yanında beklemektir.

Çünkü özgüven, “Ben her şeyi başarırım.” demek değildir.

Özgüven, “Her şeyi henüz yapamıyor olabilirim ama öğrenebilirim. Hata yapsam da değerliyim ve ihtiyaç duyduğumda yardım isteyebilirim.” diyebilmektir.

Ve bu inanç, çoğu zaman çocuğun kendi başına attığı küçük bir adımda, bizim ona tanıdığımız o birkaç saniyelik bekleme süresinde filizlenir.

Gülce Sunay
Gülce Sunay
Çocuklarla çalışan bir psikologdur. Özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların duygusal gelişimi, davranışları ve ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerine çalışmalar yürütmektedir. Oyun temelli yaklaşımları merkeze alan atölye ve grup çalışmalarında, çocukların kendilerini güvenli bir şekilde ifade etmelerini desteklemeyi amaçlar. Yazılarında çocuk ruh sağlığı, günlük yaşamda karşılaşılan zorluklar ve ebeveynlere yol gösteren pratik önerilere yer vermektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar