Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kimsenin Artık Oturmadığı Sandalye

Aze Su Özkan Yazar: Aze Su Özkan
7 dk.okuma süresi
Kimsenin Artık Oturmadığı Sandalye

Bazı boşluklar, kapladıkları yerlerden daha büyüktür. Masanın etrafında sandalyeler, her zamanki yerinde; tabaklar aynı düzende ve sohbetler her zamanki gibi. Olan her şey, olması gerektiği halinde; yalnızca birkaç sandalye, birkaç tabak boş kalır. Kimse oturmaz, çekip masaya yaklaştırmaz. Akıp giden hayat içinde insanın gözü bazen istemsizce oraya dalar. Bazı yokluklar, artık gözle görülmeyen somut ‘şey’lere dönüşür. Birinin artık o sandalyede oturmaması, onun hayatımızdan tümüyle çıkıp gittiği anlamına gelmez.

İnsan ilişkileri, sadece beraber geçirilen vakitler bütünü değildir. Zaman geçtikçe birbirimizin günlük yaşamına, alışkanlıklarına ve hatta düşüncelerine yerleşiriz. Onun seveceğini bildiğimiz şeyler, sesini duymayı beklediğimiz telefon aramaları, anlatmak için biriktirdiğimiz olaylar hayatımızın gündelik parçaları haline gelir. Bu alışkanlıklar zaman geçtikçe öyle bir hal alır ki kişinin varlığını fark etmek için onu görmeye gerek kalmaz. Orada olduğunu bilmek yeterli hale gelir.

Fakat bir gün, bildiğimiz bu düzen değiştiğinde; geride sadece o insanın yokluğu kalmaz. Beraber kurulan alışkanlıklar, biriktirdiğimiz anılar ve geleceğe dair kendiliğinden oluşturduğumuz hayaller de etkilenir. Bazen insan tam da bu yüzden neyi özlediğini, neyi istediğini tarif etmekte zorlanır. Çünkü eksilen şey bir insandan fazlası, onun etrafında şekillenmiş bir hayatın da parçasıdır aslında.

Yokluğun Günlük Hayattaki İzi

Çoğu zaman ‘kayıp’ deneyimi büyük, baş edilmesi zor duygularla ilişkilendirilir. Yoğun bir özlem, derin bir üzüntü ya da boğazda oluşan bir düğüm... Oysa kaybın en belirgin olduğu zamanlar bazen son derece sıradan, gündelik anlardır. Markette tanıdık bir ürünle karşılaşmak, güzel bir haberin ardından telefona uzanmak ya da beraber dinlenilen bir şarkının ilk notalarını duymak gibi.

Küçük tüm bu anlar, zihnimizin ilişkileri nasıl kişiselleştirdiğini de gösterir. Yakınımızdaki kişiler yalnızca dış dünyada görüştüğümüz kişiler değillerdir; aynı zamanda zihnimizin, duygusal dünyamızın ve beklentilerimizin bir parçasıdır. Onlarla ilgili zihnimizdeki temsiller, fiziksel olarak yanımızda olmadıkları anlarda bile davranışlarımızı ve bizi etkilemeye devam eder.

Bağlanma kuramı penceresinden bakıldığında, yakın insan ilişkileri güvenlik ve süreklilik hislerinin oluşmasında büyük rol oynar. Birinin varlığına alışmak, sadece onunla vakit geçirmek değil; istediğimizde, gerektiğinde ona ulaşabileceğimize dair bir beklenti geliştirmek demektir. Bu beklentilerimizin geri dönülemez bir halde değişmesi, alıştığımız güven duygusunu ve gündelik yaşamdaki süreklilik algımızı bozabilir.

Belki bu sebepten boş sandalyeler, diğerlerinden daha çok dikkat çeker. Çünkü kişi sadece birisinin bir zamanlar oturduğu sandalyeyi değil, o yerin kendinde uyandırdığı güven ve tanıdıklık hissini de hatırlar.

Bağ Gerçekten Biter mi?

Uzun zaman boyunca yasın sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi için, kaybedilen kişiyle kurulan duygusal bağların zamanla arkada bırakılmasıyla ilişkilendirilmiştir. Ancak günümüz yaklaşımları bu sürecin her zaman bu şekilde ilerlemediğini ortaya koyar.

Süren bağlar (Continuing Bonds) yaklaşımına göre insanlar, yaşamlarında artık fiziksel halde bulunmayan bireylerle psikolojik ilişkilerini değişik biçimlerde sürdürebilirler. Söz edilen bağ bazen bir anıda, bazen günlük iç konuşmalarımızda ya da gündelik bir karar verirken kendimize sorduğumuz sorularda kendini belli eder. ‘O olsaydı ne yapardı? Ne derdi?’

Bu durum her zaman geçmişe takılı kalmak anlamına gelmek zorunda değildir. Aksine, o kişiyle kurulan ilişkinin yeni bir anlam ve biçim kazanması; bazı bireyler için değişen hayata uyum sağlamanın anlamlı ve daha az zor bir yolu olabilir.

Birinin sevdiği bir yemeği hazırlamak, öğrettiği bir hareketi sürdürmek ya da o kişiyle ilişkilendirdiğimiz bir şeyi yaşamımızda tutmak; geçmişle bugünümüzün arasına görünmez sağlam köprüler oluşturabilir. Bu sayede ilişki, kurulduğu biçimiyle devam etmese bile kişinin yaşam öyküsüne katkıda bulunmaya, kendisine ait bir yer bulmaya devam eder.

Fakat bu deneyim herkes için aynı şekilde olmayabilir. Bazıları anıları hatırladıkça rahatlık hissederken bazıları için hatıralar acıyı beraberinde getirir. Bu kavramı yaşamanın tek bir doğru yolu olmadığı gibi, bir bağı sürdürmenin de herkese göre farklı geçerli yolları vardır.

Yaşam Devam Ederken

Belki de kolay olmayan, değişen koşullara rağmen yaşamın kendi ritmini kaybetmemesidir. Yapılacak işler birikir, günler geçer, yeni insanlar hayatımıza girer, başka anılar oluşur. Başta neredeyse imkanı yok gibi görünen sıradan işler zamanla yeniden halledilebilir gibi görünmeye başlar.

Fakat unutmamak gerekir ki normal hayata geri dönmek, geçmişin önemini yitirdiği anlamına gelmez.

Schut ve Stroebe’nin geliştirdiği ‘İkili Süreç Modeli’ (Dual Process Model), yasla baş etmenin kayıplara odaklanma ve değişen hayat şartlarına uyum sağlama arasında sürekli gidip gelen bir süreç olabileceğini anlatır. Kişiler bazı günler anılara daha fazla bağlı kalırken başka günler gündelik yaşamlarına, deneyimlere ve geleceğe yönelebilir.

Bu iki eğilim birbirinin zıttı değildir. Bir kişi hem geçmişteki bir bağa özlem duyabilir hem de bugününde yeni deneyimler edinebilir. Tekrar gülebilmek, anılar biriktirebilmek veya bazı günler daha az üzgün hissetmek; geçmişteki kişiye hissedilen sevginin azalması demek değildir.

Yine de kişiler bazı zamanlar bu davranışlarından dolayı suçluluk ve haksızlık yapıyormuş gibi hissedebilir. Acıların hafiflemesini unutmakla, hayatına devam edebilmeyi bırakmakla karıştırabilir. Oysa duyguların zaman içinde dönüşmesi, yaşanmış hatıraların değerini ortadan kaldırmaz. Bir ilişkinin önemi, onun arkasından hissedilen üzüntünün ne kadar uzun ve yoğun hissedildiği ile ölçülemez.

Sandalye Hala Duruyor

Hayatta zaman içinde bazı şeyler değişir. Önceleri sürekli gözlerimizin takıldığı acı boşluk, gündelik hayatın sessiz bir parçası haline gelebilir. Hatırlamak, anımsamak her zaman aynı yoğunlukta acı vermeyebilir. Bazen özlemle beraber şefkat, bazen de üzüntüyle beraber minnettarlık hissedilebilir.

Ama değişen sadece duygularımız değildir. Bir zaman hayatımızın merkezinde ya da içinde bulunan bir kişinin, artık farklı bir biçimde yaşamımızda yer aldığını öğreniriz. Onu eski bir fotoğrafta, tanıdık bir seste, yediğimiz tatlıda ya da alakası olmayan bir anıda bile anımsayabiliriz.

Belki de bazı insanları geride bırakmak gibi bir zorunluluğumuz yoktur. Onlarla kurduğumuz bağı, şu an yaşadığımız hayatın içinde tekrarda anlamlandırabiliriz. Her boşluk doldurulmak zorunda değildir, bazıları hayatımızda bir aralar ne kadar büyük bir yerin sevgiyle doldurulduğunu bize hatırlatır.

Belki de kişiler, zaman içinde boş sandalyeye bakmadan da yaşayabilmeyi öğrenir. Ama masaya her oturduğunda, bir zaman orada kimin oturduğunu, ne anılar paylaştıklarını da bilmeye devam eder.

Kaynakça

  • Bowlby, J. (1980). *Attachment and loss: Vol. 3. Loss: Sadness and depression*. Basic Books.
  • Klass, D., Silverman, P. R., & Nickman, S. L. (Eds.). (1996). *Continuing bonds: New understandings of grief*. Taylor & Francis.
  • Stroebe, M., & Schut, H. (1999). The dual process model of coping with bereavement: Rationale and description. *Death Studies, 23*(3), 197–224. https://doi.org/10.1080/074811899201046
Aze Su Özkan Aze Su Özkan
Aze Su Özkan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümünden yüksek onur derecesiyle mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında çocuklara yönelik klinik stajlar yapmış, ayrıca uluslararası fonla desteklenen bir projede araştırma asistanı olarak görev almıştır. Psikoloji alanındaki akademik yolculuğuna Almanya’da devam etmiş ve yüksek lisans eğitimi süresindedir. Özkan, özellikle çocuk ruh sağlığı, gelişimsel psikoloji ve kültürlerarası terapi alanlarında özgün içerikler üretmektedir. Psychology Times Türkiye ekibinde yer alan Özkan, psikolojiyi herkes için anlaşılır, ulaşılabilir ve ilham verici hale getirmeyi amaçlamaktadır.
Psikolog Rehberi Psikolog · Online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!