Psikolog BulŞehrinde bir uzman

SİZ YIPRANDINIZ DİYE KİMSE SİZE MADALYA TAKMAYACAK

Gamze Emir Yazar: Gamze Emir
7 dk.okuma süresi
SİZ YIPRANDINIZ DİYE KİMSE SİZE MADALYA TAKMAYACAK

İnsan bazen ne kadar yorulduğunu fark edemeyecek kadar uzun süre güçlü kalmaya çalışır. Herkesin işini yetiştirir, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar, kırıldığı hâlde susar ve kendisinden beklenenleri yerine getirmeye devam eder. Çünkü zihninde sürekli aynı düşünce vardır: Biraz daha dayanmalıyım. Oysa dayanmak, her zaman güçlü olmak anlamına gelmez. Bazen insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlık, tükenene kadar dayanmayı bir başarı olarak görmesidir.

“Siz yıprandınız diye kimse size madalya takmayacak.” Bu cümle, ilk bakışta sert bir ifade gibi görünse de önemli bir gerçeği hatırlatır: Kendi ihtiyaçlarımızı sürekli ertelemek, sınırlarımızı görmezden gelmek ve her koşulda başkalarını memnun etmeye çalışmak bizi daha değerli hâle getirmez. Peki, neden bazı insanlar kendilerini ihmal etme pahasına başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışır?

İnsan, sosyal bir varlık olarak kabul görmeye, sevilmeye ve ait hissetmeye ihtiyaç duyar. Ancak bu ihtiyaçlar zaman zaman kişinin kendi sınırlarından vazgeçmesine neden olabilir. Özellikle başkalarını hayal kırıklığına uğratmaktan kaçınan bireyler, hayır demekte zorlanabilir; kendilerine ait olmayan sorumlulukları üstlenebilir ve kendi ihtiyaçlarını dile getirdiklerinde suçluluk hissedebilirler. Bir süre sonra başkalarının memnuniyeti, kişinin kendi değerini değerlendirdiği bir ölçüte dönüşebilir.

Bu noktada sınır koyma kavramı önem kazanır. Sınır koymak, insanları hayatımızdan uzaklaştırmak ya da onlara karşı duyarsızlaşmak değildir. Kişinin kendi ihtiyaçlarını, duygularını, zamanını ve sorumluluk alanını tanımasıdır. Bir isteği geri çevirmek her zaman bencillik anlamına gelmez. Bazen kişinin kendisine duyduğu saygıyı koruyabilmesinin bir yoludur.

Sürekli verici olmayı öğrenmiş bireyler için bu sınırları oluşturmak kolay olmayabilir. Çünkü bazı kişiler, başkalarının ihtiyaçlarını karşılamayı bir sorumluluk, kendi ihtiyaçlarını önceliklendirmeyi ise bencillik olarak değerlendirebilir. Oysa sağlıklı ilişkiler, tek taraflı fedakârlık üzerine kurulmaz. Bir ilişkide sürekli anlayış gösteren, alttan alan ve kendi isteklerinden vazgeçen taraf olmak, zamanla duygusal yorgunluğu ve kırgınlığı artırabilir.

Burada kişinin yaşadığı yorgunluğu doğru değerlendirmek de önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü (2019), tükenmişliği başarıyla yönetilemeyen kronik iş yeri stresinin sonucu olarak tanımlamakta; enerji azalması, işle zihinsel uzaklaşma ve mesleki yeterlilik hissinde azalma olmak üzere üç boyutta ele almaktadır. Dolayısıyla her duygusal yorgunluğu tükenmişlik olarak adlandırmak doğru değildir. Bununla birlikte kişinin sürekli olarak kendi ihtiyaçlarını ihmal etmesi, psikolojik iyi oluşunu olumsuz etkileyebilir.

Bireyin kendisini sürekli ikinci plana atmasının altında farklı psikolojik ve sosyal etkenler bulunabilir. Özellikle çocukluk döneminde öğrenilen ilişki biçimleri, yetişkinlikte kurulan ilişkileri etkileyebilir. Çocukken kendi ihtiyaçlarını dile getirdiğinde eleştirilen veya reddedilen bireyler, ilerleyen yaşlarda başkalarının beklentilerine uyum sağlamayı tercih edebilir. Bu kişiler için hayır demek yalnızca bir isteği geri çevirmek değil, aynı zamanda kabul görmeme ihtimalini göze almak anlamına gelebilir. Bu nedenle sınır koyma davranışının gelişmesi zaman ve farkındalık gerektirir. Kişinin öncelikle hangi durumlarda kendisini zorladığını fark etmesi önemlidir. Her fedakârlığın sağlıklı ve gerekli olmadığı bilinmelidir. Özellikle karşılık beklemeden sürekli verilen çaba, zamanla ilişkilerde dengesizlik oluşturabilir.

Bazı bireyler, çevrelerindeki insanların sorunlarını çözmeyi kendi sorumlulukları olarak görebilir. Başkalarının üzüntüsünü gidermek, onların beklentilerini karşılamak ve olası çatışmaları önlemek için yoğun çaba harcayabilirler. Ancak bu yaklaşım, kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarını fark etmesini zorlaştırabilir. Bir başkasının mutsuzluğundan kendisini sorumlu hissetmek, gerçekçi olmayan bir sorumluluk algısına dönüşebilir. Oysa herkes kendi duygu ve davranışlarından belirli ölçüde sorumludur. Sağlıklı ilişkilerde destek olmak ile başkasının bütün yükünü üstlenmek arasında önemli bir fark vardır. Bu ayrımın fark edilmesi, kişinin ilişkilerinde daha dengeli bir tutum geliştirmesine yardımcı olabilir.

Sınır koyma sürecinde suçluluk duygusuyla karşılaşmak oldukça olağandır. Özellikle uzun süre başkalarının ihtiyaçlarını önceleyen bireyler, kendi isteklerini ifade ettiklerinde rahatsızlık yaşayabilir. Ancak bu rahatsızlık, kişinin yanlış bir davranışta bulunduğu anlamına gelmez. Yeni bir davranış biçimi geliştirmek başlangıçta alışılmadık ve zorlayıcı olabilir. Bu nedenle küçük adımlarla ilerlemek önemlidir. Kişi öncelikle zamanını ve enerjisini zorlayan durumları belirleyebilir. Ardından kendisini rahat hissettiği alanlarda hayır demeyi deneyebilir. Böylece kendi ihtiyaçlarını ifade etmenin ilişkileri mutlaka olumsuz etkilemediğini deneyimleyebilir.

Peki, insan kendisini yıpratmadan yaşamayı nasıl öğrenebilir?

Öncelikle herkesin beklentilerini karşılamanın kendi sorumluluğu olmadığını kabul etmesi gerekir. Her talebe olumlu yanıt vermek, her sorunu çözmek ya da her koşulda güçlü görünmek zorunda değiliz. Bazen dinlenmeye, geri çekilmeye ve kendi ihtiyaçlarımızı yeniden değerlendirmeye ihtiyacımız vardır.

Bir diğer önemli nokta ise öz şefkattir. Öz şefkat, kişinin zorlandığı zamanlarda kendisini acımasızca eleştirmek yerine anlayışla karşılamasıdır. Wang ve arkadaşlarının (2025) 113 araştırmayı kapsayan sistematik derlemesi, öz şefkat ile psikolojik sağlık arasındaki ilişkide duygu düzenleme ve başa çıkma süreçlerinin önemli rolüne dikkat çekmektedir. Bu bulgu, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin psikolojik iyi oluş açısından neden önemli olduğunu göstermektedir.

Bunun yanında kişinin sosyal destek kaynaklarını kullanabilmesi de psikolojik iyi oluş açısından önemlidir. Zorlandığı durumlarda güvendiği insanlarla duygularını paylaşmak, yalnızlık hissinin azalmasına katkı sağlayabilir. Her şeyi tek başına çözmeye çalışmak yerine gerektiğinde yardım istemek, kişinin sorumluluklarını daha gerçekçi biçimde değerlendirmesine yardımcı olur. Dinlenmeye zaman ayırmak, kişisel ilgi alanlarını sürdürmek ve günlük yaşamda kendine ait alanlar oluşturmak da bu sürecin önemli parçalarıdır. Özellikle yoğun sorumluluklar altında yaşayan bireylerin kendi ihtiyaçlarını düzenli olarak gözden geçirmesi gerekir. Çünkü kişinin kendisine ayırdığı zaman, başkalarına ayırdığı zamandan daha değersiz değildir.

Değişimin bir anda gerçekleşmesi beklenmemelidir. Kişinin yıllar içerisinde geliştirdiği düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmesi sabır gerektirir. Bu süreçte zaman zaman eski alışkanlıklara dönmek mümkündür. Önemli olan bu durumları başarısızlık olarak değerlendirmek yerine öğrenme fırsatı olarak görebilmektir. Gerektiğinde psikolojik destek almak da kişinin kendisini daha iyi tanımasına ve sağlıklı baş etme yolları geliştirmesine yardımcı olabilir.

Hayat, kendimizi tüketerek başkalarına yetişmeye çalıştığımız bir yarış değildir. Herkesin beklentilerini karşılamak uğruna kendi ihtiyaçlarımızı görmezden geldiğimizde geriye çoğu zaman yorgun, kırgın ve kendi isteklerinden uzaklaşmış bir benlik kalır.

Fedakârlık ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir. Sevmek, her şeye katlanmak; güçlü olmak, hiç yorulmamak; iyi bir insan olmak ise herkese yetişmek demek değildir. Yardım istemek, hayır demek, dinlenmek ve bazen geri çekilmek de insan olmanın doğal parçalarıdır.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Başkalarının hayatını kolaylaştırmaya çalışırken kendi hayatımı ne kadar zorlaştırıyorum?

Unutmayalım ki insanın değeri, ne kadar yorulduğuyla ya da kaç kişinin yükünü taşıdığıyla ölçülmez. Kendimize ayırdığımız zaman bir lüks, sınırlarımızı korumak ise bir bencillik değildir. Bazen kendimiz için yapabileceğimiz en önemli şey, herkese yetişmeye çalışmayı bırakıp kendimize de yetişmektir.

Çünkü kendinize iyi bakmak için tükenmeyi beklemek zorunda değilsiniz.

Kaynakça

  • Wang, J., Drossaert, C. H. C., Knevel, M., Chen, L., Bohlmeijer, E. T., & Schroevers, M. J. (2025). The mechanisms underlying the relationship between self-compassion and psychological outcomes in adult populations: A systematic review. Stress and Health, 41(4), e70090. https://doi.org/10.1002/smi.70090
  • World Health Organization. (2019, May 28). Burn-out an "occupational phenomenon": International Classification of Diseases. https://www.who.int/news/item/28-05-2019-burn-out-an-occupational-phenomenon-international-classification-of-diseases
Gamze Emir Gamze Emir
Gamze Emir, Psikolojik Danışmanlık alanında lisans eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamlamış, aynı alanda yüksek lisans çalışmalarını sürdürmektedir. Psikolojik danışman olarak çocuk, ergen ve yetişkinlerle yürüttüğü süreçlerde, insanın içsel dünyasına uzanan duygu, düşünce ve davranış örüntülerini anlamlandırmayı hedeflemektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımıyla Pozitif Psikoloji ilkelerini bir araya getirerek, bireyin içsel gücünü fark etmesine ve yaşamında denge kurmasına rehberlik eder. Psychology Times’ta köşe yazarı olarak kaleme aldığı yazılarda, psikolojiyi sadece bir bilim dalı değil; insanın kendini tanıma, anlama ve dönüştürme yolculuğu olarak ele almaktadır.
Psikolog Rehberi Psikolojik Danışman · Gölcük, Kocaeli · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!