Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Çaresizliğin Ç’si miydi?

Elifsu Ekici Yazar: Elifsu Ekici Öğrenci Yazar
6 dk.okuma süresi
Çaresizliğin Ç'si miydi?

Çaresizliğin Ç’si miydi?

Üşümek insanlığın ortak paylaştığı en ayırıcı, en belirleyici duyumlardan biridir. Önce teninizdeki o ılık havanın sizi terk edişini hissedersiniz, sonra bu terk ediş sanki kendi rüzgarını getirirmiş gibi sizden eksildikçe olduğu yeri soğutur. Hafif bir sancı içlere dolar, katman katman çekilir derin derin yitirirsiniz bu sıcaklığı. Üşümek duyusu kısmen böyle bir şeydir. Bu duyuyu bir duyguya çekecek olursak ise üşümek, yegane bir kaybın geride bıraktıkları ve götürdükleridir diyebiliriz. Üşüdükçe azalır, azaldıkça soğuruz. Neydi peki bizi içten içe üşütenler? Hiç teninizin ardında da titredi mi içiniz, umarım hiç yaşanmaz böylesi. Öyledir ki böylesine bir veda, hiçbirimize uğramasın. Neden mi söz ediyorum, yavaş yavaş başlayalım. Girince alışacaksınız.

Yürüdüğünüz yolda tatlı bir esintinin kulak arkanızdan bedeninize yayıldığını farz edin, hava yağdı yağacak. En sevdiğiniz mevsim sonbahar. Bilirsiniz sonbaharın hüznünü, kasvetini. Bildiğiniz için seversiniz zaten, sevdikçe de daha iyi bilirsiniz sonbaharın neleri getireceğini. İnce bir melodi dönüp duruyor aklınızda, dilinize gelmez belki ama içinizi ısıtan tam olarak bu. Tanıdık bir ses bu, sizin sesiniz. Sizin sesinizin yarattığı başka bir ses. Yeni bir esinti, yeni bir oluşum. Hem hayatın, hem yaşamanın sesi. Ve birden bir fırtına döndürüyor başınızı, gözlerinize tozlar dolmuş. Eğiyorsunuz başınızı, bu kez bir sağanak başlıyor. Tozlar gözlerinize epeyce yapışmış. Yine aynı hafif esinti başlıyor ama bu kez donuyorsunuz. Artık sırılsıklamsınız ve artık yağmur böyle oldukça ısınamazsınız. Yas, geçmek bilmeyen bir üşümenin tepeden tırnağa bedeninizi sarması gibidir. Tıpkı ıslak kıyafetlerin üzerinize yapışması, tıpkı tozlardan gözünüzün görememesi gibi.

Yas ve kayıp süreci insanın bu denli yakınında dolanırken gerek edebiyatın gerek sinemanın sayısız kez konusu olmuştur. Behzat Ç, yas denince aklımda beliren karakterlerin başında geliyor. İlk bölümünden sizi hayatın en feci olayı içerisinde bırakmaktan çekinmeyen bu dizide açıkça her karakterin bambaşka yas süreçleriyle mücadele ettiğini görmek mümkündür. Yas, yalnızca akla gelen biçimiyle bir yakının kaybı olmanın çok ötesinde; içimizde yer edinen herhangi bir olgunun yitimi olarak da tanımlanabilir. Yas bariz görüntüsüyle bir eksilme halidir, sıcaklığın gidişi; sonsuz bir kışa girmek gibi hissettirir. Fakat yas ve evrelerinin anlaşıldığı müddetçe bu süreç, kıyafetlerinizin eninde sonunda kuruyacağını bilmekle eşleşir.

İnkar, Behzat karakterinde belki de kendini en derin gösteren aşamaydı. Kızının gidişi onda ifadesi güç bir acı sunarken pek çok kayba ve bizzat ölüm olgusuna bu denli aşina olan bu adamı en başından Ankara yokuşlarından yuvarlamıştı. Behzat’ın inkarı öyle seviyelerdeydi ki en temel algısal deneyimlerden olan halüsinasyonlarla kendini gösteriyordu. Fakat Behzat’ta seçilen en can alıcı nokta kızının çocukluğunu daima görüyor olmasıydı, oysa kızı çok daha büyük yaştayken ölmüştü. Sebebi biraz aşikar, Behzat kızını çok daha önce zaten kaybetmişti ve bu kaybın öfkesi ve suçluluğu onun peşini bırakmayacak kadar derindi. Babalar ve kız çocuklarını uzun uzadıya konuşmak, sonraki ödevimiz olsun.

Öfke ve devamında seyreden pazarlık aşamaları karakterde birlikte seyrediyordu. Genel yapısı melankolik ruh haline ve çeşitli öfke problemlerine açılan karakterin bu süreci yönetimi tahmin edildiği gibi tam bir sancı evresiydi. Suçluluğun ve “keşke”lerin hüküm sürdüğü pazarlık evresinde Behzat, bu kaybı daima mantıklı bir zemine oturtmaya çalışıyor ve bu minvalde her yolu deniyordu. Öyle ki kendini tehlikeye atmanın ötesinde çevresindekileri dahi gözü görmeyecek seviyelerde bir arayış söz konusuydu diyebiliriz. Mantığa bürümek, temel savunma yöntemlerimizden biriyken yasla birlikte bu kestirme hamlesi yerini evrenin en temel çatışmasına sürüklüyordu. Ölüm, kayıp, bu üşümeler… engellenebilir miydi?

Yasın depresif belirtilerle kendini gösteren yönünü Behzat karakterinde uzun uzadıya izlediğimizi söylemek mümkün. Depresyonun Behzat’ta halihazırda bir zatürre hissi uyandırması şaşırtıcı değildi. Karakterin en uzun süre mücadele ettiği bu aşamanın sonlarında kendine yeni motivasyonlar bulması süreci hızlandırmıştı. Yas durumunda bireylerin kendilerine en az bir aktarım nesnesi seçmesi de bu yolda gerçekleşir. Kaybın yerini doldurmaya yönelik gösterilen tüm çabalar bunun örneğidir.

Son evre olan kabullenmeye karakterimizin kısmi olarak eriştiğini söyleyebiliriz. Her kaybın ve yitimin sonunda gelen o derin sessizlik, yeniden başlama hali Behzat için uzak bir yerdeydi. Mücadele ettiği başka kayıplar, belirgin sağlık sorunları ve alkolizm gibi etkenler tabiri caizse dipteki bu karakteri daha da aşağıya çekmek adına biçilmiş kaftandı. Behzat’ın yası son evresini tamamlayamadan, durmaksızın zihnimize eşlik eden Pilli Bebek şarkılarıyla hatırlanacak bir biçimde usulca yalnızca bize veda etti. Behzat ise yasına sarılmış, hem derdini hem çaresini kendine karıştırmış bir şekilde cinayet büronun başında durmaya devam ediyor. Tüm bu evreler herkeste eş seyredecek, her Behzat aynı yolda yürüyecek demek bizzat psikolojinin biricikliğine aykırıdır. Bunu da mevzu yerindeyken söylemek elbette önemli. Her süreç tek ve öz olduğu gibi sonrasındaki tüm deneyimler de kişiseldir. Bir yarış değil kaybın ardından ayağa kalkmak, asıl yarış kendine ne denli yeniden varmak istediğinle alakalı.

Biraz da böyledir demek lazım bazen, değil mi? Her gidişin, bitişin ve sonların elbette yanında götürdüğü kadar geride bıraktıklarından da bakmak gerekir hayata. İnsanlık için en eski kavramdı, kuraldı ölüm. Bazen birine yakıştıramadığımızken ölüm, bazen düşünmeden öylece ayak uçlarımızda ezdiğimiz bir böceğe layık gördüğümüzdü. Gerçekti, soğuktu, üşütürdü. Ancak yapılması gerekenleri ne ben size bir liste olarak sunabilirim ne de siz aklınızda tutabilirsiniz. Yaşamak, kalemin ucu kağıda değdiğinde ilk yazılacak olan şey her anlatıda. Bir şarkının ilk sesi, bir şiirin, bir masalın ilk sözcüğü ne olursa olsun dudaklarınızda; ruhunuzda canlandığı müddetçe bu kez yaşamı ona layık görürsünüz. Belki Behzat Çaresiz’di, yaşamı ölüme layık gördü fakat yas ve kaybı yaşamın bir olgusu haline dönüştürebilmeyi başarabildiğimiz müddetçe bizim için çaresizlik, yalnızca adımızın ardında eksik bir hece olarak yer almaya devam edecek.

Kaynakça

  • Stroebe, M., & Schut, H. (1999). The dual process model of coping with bereavement: Rationale and description. Death Studies, 23(3), 197–224.
Elifsu Ekici Elifsu Ekici
Öğrenci Yazar
2005 yılında Denizli’nin Buldan ilçesinde dünyaya geldim ve ilk ve orta öğrenimimi burada tamamladım. Lise dönemimde Denizli’nin merkezinde yer alan İbrahim Cinkaya Sosyal Bilimler Lisesinde okumaya hak kazanmamla birlikte Denizli’ye yerleştim ve o zamandan beridir de burada ikamet ediyorum. Pamukkale Üniversitesi Psikoloji Bölümüne büyük bir istekle yerleştim, bu alanın beni ve niteliklerimi oldukça geliştirebileceğine inanarak ve ayrıca psikoloji eğitiminin bana katacaklarını düşünerek bu tercihte bulundum. Lise döneminde profesyonel şeklini alan ve hala devam eden en temel hobimin yazmak olduğunu söyleyebilirim, çeşitli yarışmalarda deneme ve şiir kategorilerinde derecelere sahibim ve boş zamanlarımda sıklıkla bu alanda da kendimi geliştirmek adına okumalar yapıyor ve bolca yazma pratiği edinmeye çabalıyorum. Üniversite hayatına atıldığımdan beridir de hem edebiyat hem de psikoloji hem de yer yer tarih alanını sentezleyecek çeşitli makaleler ve denemelerle multidisipliner bir yol izleyerek okumalar ve araştırmalar yapıyorum. Akademi alanına olan ilgimi pekiştirecek daha pek çok alanda eğitimleri takip ediyorum. Kendimi sosyal alanda daha aktif kılmak istiyorum, halihazırda mevcut olduğuna inandığım ifade ve sosyal gücümü bu biçimlerde geliştirecek her türlü etkinlik ve çalışma için oldukça sorumluluk sahibi bir yapım olduğunu eklemek istiyorum. Aktif bir şekilde üniversitemizin bünyesinde bulunan ve bölümümüz hocalarından Doç. Dr. Zeynep Erdoğan Yıldırım tarafından kurulan Addictra – Bağımlılık ve Travma Araştırmaları Laboratuvarına üyeyim .

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!