Çocuklar Aşırı Korunmak mı, Güvende Hissetmek mi İster?
Bir çocuğun düşmesini istememek, üzülmesine dayanamamak, karşılaşabileceği her zorluğu önceden ortadan kaldırmaya çalışmak… Ebeveynlik çoğu zaman sevgiyle birlikte kaygıyı da beraberinde getirir. Anne babalar çocuklarını korumak, onların zarar görmesini engellemek ve daha iyi bir yaşam sunmak ister. Ancak bazen koruma isteği, çocuğun kendi deneyimlerini yaşamasına izin vermeyen bir müdahaleye dönüşebilir.
Helikopter Ebeveynlik
Helikopter ebeveynlik, ebeveynin çocuğunun yaşamı üzerinde sürekli bir kontrol ve gözetim hâlinde bulunmasını ifade eder. Tıpkı bir helikopterin havada sürekli dolanması gibi ebeveyn de çocuğunun karşılaştığı sorunlara hızla müdahale eder, onun yerine karar verir ve olası başarısızlıkları önlemeye çalışır. Çocuğun ödevlerini takip etmekten arkadaş ilişkilerine müdahale etmeye, yaşına uygun sorumlulukları üstlenmekten her anlaşmazlıkta devreye girmeye kadar pek çok davranış bu tutumun parçası olabilir.
Bu yaklaşımın arkasında çoğu zaman sevgisizlik değil, yoğun bir koruma arzusu bulunur. Çocuğunun üzülmesini istemeyen, hata yapmasından korkan ya da onun için en iyisini yapmaya çalışan ebeveyn, farkında olmadan çocuğun kendi deneyim alanını daraltabilir. Böylece çocuk, karşılaştığı güçlüklerle baş etmeyi öğrenmek yerine sorunlarının bir başkası tarafından çözülmesine alışabilir.
Fanusta Büyütülen Çocuk
“Fanusta büyütülen çocuklar” ifadesi de bu durumu oldukça iyi anlatmaktadır. Fanus, dışarıdan gelebilecek tehlikeleri azaltırken içerideki canlının dış dünyayla temasını da sınırlar. Benzer şekilde, her zorluktan uzak tutulan çocuklar kısa vadede kendilerini güvende hissedebilir; ancak yaşlarına uygun deneyimlerden mahrum kaldıklarında bağımsız karar verme, sorumluluk alma ve belirsizlikle baş etme becerilerini geliştirmekte zorlanabilirler. Çünkü özgüven yalnızca çocuğa ne kadar güvende olduğunu söylemekle değil, kendi başına bir şeyleri başarabileceğini deneyimlemesiyle de gelişir.
Bir çocuğun her ihtiyacının önceden karşılanması, her sorununun ebeveyni tarafından çözülmesi ve her kararının onun adına verilmesi, zamanla çocuğun kendi yeterliliğine ilişkin algısını da etkileyebilir. Özellikle hata yapmasına izin verilmeyen çocuklar, başarısızlığı öğrenme sürecinin doğal bir parçası olarak görmek yerine kaçınılması gereken bir durum olarak değerlendirebilir. Bu durum, yeni deneyimlere karşı çekingenlik, karar vermekte zorlanma ve başkalarının onayına daha fazla ihtiyaç duyma şeklinde kendini gösterebilir. Çünkü çocuk, kendi başına başarabileceğini deneyimlemek yerine bir başkasının rehberliğine ihtiyaç duyduğu düşüncesini geliştirebilir.
Çocukluk döneminde bağımsızlık ve özerklik duygusu, küçük deneyimlerle gelişir. Kendi kıyafetini seçmek, bir arkadaş anlaşmazlığında çözüm aramak veya yaptığı bir hatanın sonucuyla karşılaşmak, çocuğun kendini tanımasına yardımcı olur. Ebeveyn her defasında devreye girdiğinde çocuk, kendi kararlarına güvenmek yerine dışarıdan gelecek yönlendirmeyi bekleyebilir. Oysa gelişim, yalnızca doğru seçimler yapmakla değil, yanlış seçimlerden öğrenebilmekle de mümkündür. Çocuğa tanınan bu alan, onu ebeveyninden uzaklaştırmaz; aksine kendi yeterliliklerini keşfederken güvenli bir ilişki içinde kalmasını sağlar.
Burada gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta ise ebeveynin kendi kaygılarıdır. Bazen çocuğun tehlikede olduğu için değil, ebeveyn ayrılığa, belirsizliğe veya kontrolü kaybetmeye dayanmakta zorlandığı için müdahale gerçekleşir. Çocuğun tek başına oyun oynaması, arkadaşlarıyla bir anlaşmazlık yaşaması ya da yeni bir ortama girmesi ebeveynde yoğun endişe yaratabilir. Bu endişe, sürekli uyarılar ve müdahaleler aracılığıyla çocuğa da aktarılabilir. Böylece çocuk, henüz kendisi bir tehlike algılamamışken çevresini riskli bir yer olarak değerlendirmeye başlayabilir.
Elbette her koruyucu davranış aşırı korumacılık anlamına gelmez. Özellikle küçük yaşlarda çocuğun güvenliği için yetişkin gözetimi ve rehberliği gereklidir. Önemli olan, bu desteğin çocuğun gelişim düzeyine göre değişebilmesidir. Gelişim psikolojisinde özerklik, çocuğun bağımsızlaşması kadar kendi seçimlerinde söz sahibi olabilmesiyle de ilişkilidir. Ebeveynin görevi çocuğu tamamen serbest bırakmak değil, güvenli sınırlar içinde kendi deneyimlerini yaşayabileceği bir alan oluşturmaktır. Bir çocuk bazen düşebilir, üzülebilir, arkadaşına kırılabilir veya istediği sonucu elde edemeyebilir. Bu deneyimlerin her birinde ebeveynin varlığı, sorunu ortadan kaldırmaktan çok çocuğun yaşadığı duyguyu anlamasına ve çözüm geliştirmesine eşlik etmek anlamına gelir.
Burada asıl ihtiyaç, korumayı ortadan kaldırmak değil, onun biçimini değiştirmektir. Çocuğun yerine karar vermek yerine seçenekler sunmak, her sorununa hemen çözüm üretmek yerine düşünmesine fırsat tanımak ve hata yaptığında onu başarısızlıkla özdeşleştirmemek bu değişimin önemli parçalarıdır. Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar almasına izin vermek, gerektiğinde yanında olduğunu hissettirmek ve kendi kararlarını deneyimlemesine alan açmak, güvenli bir gelişim ortamının temelini oluşturur.
Unutulmamalıdır ki çocukların ihtiyacı, hiçbir zorlukla karşılaşmayacakları kusursuz bir dünya değildir. İhtiyaçları, zorluklarla karşılaştıklarında yalnız bırakılmayacaklarını bildikleri güvenli bir ilişkidir. Güvenli ebeveynlik, çocuğun önündeki bütün engelleri kaldırmak değil, kendi yolunda ilerlerken ihtiyaç duyduğunda yanında olabilmektir. Çünkü çocuklar yalnızca korunarak değil, desteklendiklerini bilerek deneyimleyip öğrenerek de büyürler.



