NE KADAR SIKILMAK NORMALDİR?
En son ne zaman hiçbir şey yapmadan sıkıldınız? Öyle telefonu elinize alıp birkaç dakika geçirmekten, bir şeyler izlemekten ya da müzik açmaktan söz etmiyorum. Gerçek anlamıyla, önünüzde yapacak hiçbir şey yokken öylece beklediğiniz bir andan bahsediyorum. Aslında gün içinde böyle anlarla karşılaşmamız giderek zorlaşıyor. Kuyrukta beklerken telefonumuzu çıkarıveriyoruz. Asansörde birkaç saniyelik bir yolculukta dahi ekranı açıyoruz. Otobüs yolculuğunda dışarıyı izlemek yerine bir videoya dalıyor, kahvemizi içerken sosyal medyada dolaşıyor, geceleri yorgunluktan uyuyakalan kadar zihnimizi bir şeylerle meşgul ediyoruz. Gün içinde birkaç dakikalık bir boşluk oluştuğunda refleksimiz neredeyse hep aynı: O boşluğu hemen başka bir şeyle doldurmak.
Ancak sıkılmak, insani deneyimlerin olmazsa olmaz parçalarından biri. Sıkılmanın doğasına, psikoloji açısından baktığımızda, hoş olmayan bir hissiyat oluşundan başka cevaplar da alıyoruz: Gün içinde dikkatimizi, motivasyonumuzu ve içinde bulunduğumuz çevrelerden aldığımız uyarımların düzeyiyle ilişkili bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle, kişinin dikkatini meşgul olduğu etkinliğe veremediği veya yaptığı şeylere dair yeterince anlam ve ilgi bulamadığında ortaya çıkabileceğini de biliyoruz.
Peki ne kadar sıkılmak normaldir? Ya da daha önemlisi, sıkılmak gerçekten kaçınmamız gereken bir durum mu?
Optimal(İdeal) Uyarılmışlık Düzeyi: Ne Çok Az, Ne Çok Fazla
Optimal uyarılmışlık, kişinin içinde bulunduğu durumda ne çok yüksek ne de çok düşük bir uyarılma düzeyinde oluşunu ve buna bağlı olarak performansını daha iyi sürdürebildiği, dikkatinin iyi olduğu durumlar olarak açıklanabilir.
Buradaki uyarılmışlık yalnızca dışarıdan gelen sesler, görüntüler veya kişinin hareket miktarı anlamına gelmez. Dikkat, zihinsel aktivasyon ve kişinin ne kadar tetikte olduğu da bu kavram içinde düşünülebilir. Örneğin çok stres altında hissettiğiniz bir ortamda yeterince verimli çalışmanız mümkün olmayacaktır. Benzer şekilde, gergin bir toplantı ortamında ne söyleyeceğinizi düşünmekten çok nasıl bir tepki alacağınıza odaklanmaya başlarsanız veya kendinizi diken üstünde hissederseniz zihinsel kaynaklarınızın bir kısmı artık görevinizden kesinlikle uzaklaşmış demektir.
Sıkılmayı yalnızca düşük enerji veya yüksek huzursuzluk olarak tanımlamak da yeterli olmayacaktır. Sıkılma deneyiminin nasıl yaşandığı, içinde bulunulan durum ve kişinin o durumlara verdiği tepkiler önem taşır. Basitçe düşünürsek iki uçtan söz edebiliriz: Çok az uyarım olduğunda çevre ve görevler yeterince ilgi çekici gelmez ve kişi sıkılır. Çok fazla uyarım olduğunda ise bu kez dikkat dağılır, zihinsel yük artar ve kişi bunalmış hisseder. Orta düzeyde bir uyarılma ise birçok durumda dikkati sürdürmeye yardımcı olur, göreve odaklanmak için daha elverişli bir zihinsel kapasite sağlar. Elbette her görev ve her insan için aynı şekilde çalışan basit bir kuraldan veya orta şeker sıkılmışlık seviyesinden bahsetmek zor olur. Çünkü, kişilerin çevresine duyduğu ilgi, bilişsel kapasitesi, çevresindeki sosyal ve fiziksel varlıkların tamamıyla şekillenen bir denklemden bahsediyoruz.
Neden Sürekli Uyarılmak İstiyoruz?
Eski zamanlara kıyasla günümüzde sıkılmak için çok daha az fırsatımız var. Telefonumuz cebimizdeyken birkaç saniye içinde dünyanın dört bir yanından yüzlerce, hatta binlerce içeriğe ulaşabiliyoruz. Kısa videolar, bildirimler, podcastler, mesajlar, şarkı listeleri ve video günlükleri, günün neredeyse her anına eşlik edecek şekilde hayatımızın içine yerleşmiş durumda. Üstelik yalnızca eğlenmek için değil; merak ettiğimiz bir şeyi öğrenmek, bir sorunun yanıtını bulmak ya da biriyle iletişim kurmak için de artık uzun süre beklememiz gerekmiyor. Bir zamanlar bilgiye ulaşmak için kütüphaneye, birini görmek için yanına gitmeye ihtiyaç duyarken, bugün neredeyse her şeye ve herkese birkaç dokunuşla erişebiliyoruz. Bir anlamda, istediğimiz anda istediğimiz bilgiye, insana ya da uyarana ulaşabilen süper kahramanlara dönüştük.
Teknolojiyi doğrudan kötülemek yerine, hayatımızdaki tüm irili ufaklı boşlukları otomatik olarak doldurma çabamız, çaresizce uyaran arayışımız masaya yatırılması gereken bir konudur belki de.
Evet sıkılmak hoş bir deneyim değildir ve evet cebinizdeki telefon bunun çaresini en kolay şekilde sizlere sağlıyor. Bu anlarda, “Acaba gerçekten şu an neye ihtiyacım var?” diye düşünmek yerine çoğu zaman ekranlarla zihnimizi uyuşturuyoruz.
Kendinize biraz sıkılmak için müsaade etseniz neler olurdu merak ediyor musunuz?
Araştırmalara göre, sıkılmak kişinin yeni hedeflere ve alternatif etkinliklere yönelmesi için teşvik edebilir. Pasif bir boşluk hissinden daha çok değişim arayışını tetikleyen bir deneyim olabilir. Elbette bu, sıkılmanın bizi her zaman doğru yere götüreceğinin garantisini vermez. Burada önemli olan bizim bu duruma nasıl karşılık verdiğimizdir. Yani her canı sıkılan insan, boş vakit geçiren insan hayatının ilhamını yakalayıp büyük bir icatla çıkagelmeyebilir, bir şarkı yazıp bir elbise tasarlamayabilir. Ancak belki de sıkılmak, en azından düşünmek için bir alan açar. Kişi kendisiyle, hayatıyla ve aslında ne istediğiyle baş başa kalabilir. Belki de en nihayetinde, kişinin kendisiyle kalması o kadar da korkutucu değildir.
Peki Ne Kadar Sıkılmak Normaldir?
Aslında tahmin edeceğiniz üzere, bunun dakika veya saat olarak kesin çizgilerle tanımlanmış bir cevabı yok. “Günde şu kadar dakika sıkılmak normaldir” diyemeyiz. Çünkü daha önce de belirttiğimiz üzere, sıkılmanın anlamı kişinin bu deneyimi nasıl değerlendirdiğine, ne kadar yoğun yaşadığına, hayatına ne kadar yayıldığına bağlı değişebilir.
Bir toplantıda sıkılmak, hafta sonu tatilini ne yapacağını bilemeden geçirmek ya da “Ben bugün hiçbir şey yapmak istemiyorum” demek tek başına bir sorun olduğu anlamına gelmez.
Üstelik sıkılmak ile depresif ilgisizlik veya haz kaybı da kesinlikle aynı durumlar değildir. Sıkılan kişi çoğu zaman içinde bulunduğu durum yerine başka bir aktiviteyi, çevreyi tercih edecektir ancak depresif dönemlerde kişinin ilgisizliği ve sıkkınlığı daha genel ve kalıcıdır. Tutarlı biçimde etkinliklere karşı ilgisi azalmış, haz alma kapasitesi düşmüştür.
Dolayısıyla, zaman zaman sıkılmak normaldir. Ara sıra sıkılmak hayatın doğal bir parçasıyken, hiçbir şeyin artık ilgi çekici gelmemesi, başka bir Psychology Times buluşma konumuz olur.
Sıkılmaya Gerçekten İhtiyacımız Var Mı?
Sıkıldığımız zamanlar, hemen onu ortadan kaldırmak zorunda olmadığımızı bilmek önemli. Çünkü bu, beynin arızalandığını veya bir şeylerin ters gittiğini gösteren bir işaret değil. Çoğu zaman içinde bulunduğumuz şeyle, ortamla, meşguliyetle yeterince bağ kuramadığımızı veya anlamlı bulmadığımızı gösteren bir sinyal. Belki de incitmeden, size uğrayıp şöyle bir omuzlarınızdan silkeleyen bir değişim çağrısı… Bazen bu sinyali dinlemek, gerçekten yapmak istediğimiz şeye bizi yöneltebilir. Bazen belki de gerçekten hiçbir şey yapmadan biraz oturmamız gerekiyordur. Bu yüzden “Ne kadar sıkılmak normaldir?” sorusunun en doğru cevabı: sıkılmadığımız bir hayatın normal olmadığını kabul etmekle başlıyor.
Şimdi kendinize sormak ister misiniz: Şu an gerçekten sıkılıyor muyum -bu keyifli makaleyi okumanıza rağmen- yoksa yalnızca birkaç dakika boş kalmaya bile tahammül edemeyen bir insana mı dönüştüm?
