BUGÜNÜ YAŞAMA ARZUSU: YALOM’UN TERAPİ ODASINDA SCHOPENHAUER
Kurgu: İki Adam, Bir Grup
Romanda iki hikâye iç içe ilerler. Birincisi, 65 yaşındaki grup terapisti Julius Hertzfeld'in hikâyesi. Julius, melanom teşhisiyle yaklaşık bir yılı kaldığını öğrenir ve yaşamını ve mesleğini yeniden tartmaya başlar. Bu sırada geçmişin açık kalmış bir defteri karşısına çıkar: Yıllar önce ona başvuran ve terapiden bir şey kazanmadan ayrılan Philip Slate. Philip artık bir danışan değil, kendini Schopenhauer'e adamış bir “felsefi danışman”. Hayatın acı olduğunu, insanlardan uzak durmanın akılcı bir tercih olduğunu savunuyor. Julius'un onu kendi grubuna almasıyla romanın asıl gerilimi başlar. İki karakter, birbirine hem ayna hem engel olan iki yaşam felsefesini temsil eder: bağ kurmanın iyileştirici gücüne inanan terapist ve bağ kurmanın gereksiz olduğunu düşünen “filozof”. İkinci hikâye, Schopenhauer'in kendi öyküsü. Yalom, filozofun çocukluğunu, ailesiyle ilişkisini ve düşüncesinin oluşumunu anlatan bölümleri grup oturumlarının arasına yerleştirir. Okur, Philip'in neye tutunduğunu görürken Schopenhauer'in özel hayatının bu düşünceyle ne kadar iç içe olduğunu da fark eder. Grubun diğer üyeleri de (Pam, Rebecca, Tony, Gill, Stuart, Bonnie) birer yan karakterden fazlası. Her biri kendi sorunuyla gelir ve Philip'in gruba girmesiyle birlikte dengeler yeniden kurulur.
Julius Ve Philip: İzomer İki Adam
Romanda geçen bir kimya benzetmesi, iki başrolün ilişkisini anlamak için iyi bir anahtar. İzomerler, aynı atomlardan oluşur ama farklı biçimde dizilmişlerdir ve bu yüzden farklı özellikler gösterirler. Julius ile Philip de benzer bir çift gibi okunabilir. İkisi de insanın yalnızlığını, ölümü ve anlam arayışını aynı şekilde “tanıyor”. Ama bu ortak malzemeyi farklı düzenliyorlar. Julius duygusal yakınlık kurmakta ustadır. İnsanlarla ilişkisi, mesleğiyle birlikte yaşamının bel kemiğidir. Philip ise bunun tersine, fiziksel temas kurmakta rahat, ama duygusal yakınlıkta bir tür sürgün gibidir. Bağımlılığı da bu ayrıma dayanır: Bedenleri bir araya getirir, ama insanları bir araya getiremez. Bu yüzden Julius'un Philip'e duyduğu yoğun duygular karışıktır. Philip, Julius'un hiç olmadığı ya da olamadığı bir adamdır; öte yandan Julius'un “başarısız” bir danışan olarak geçmişte bıraktığı bir yara da onunla birlikte geri döner. Bu iki adamın birbirini kıskanıp kıskanmadığı sorusu da kitabın üstüne düşünmeye değer tarafı. Kıskançlık, kendimizde olmayanı başkasında gördüğümüzde ortaya çıkar. Yalom, terapist ile danışan arasındaki bu çift yönlü imrenmeyi, sahnelerin içinde gösteriyor ve bir çözüm dayatmıyor.
Schopenhauer: Acı, Arzu Ve Yalnızlığın Felsefesi
Schopenhauer'e göre insanın varoluşunun çekirdeğinde bitmeyen bir isteme hali vardır. Arzu edilen şey elde edilmediğinde acı doğar, elde edildiğinde ise kısa bir tatminin ardından can sıkıntısı gelir ve döngü yeniden başlar. Bu düşünce, kitabın felsefi zeminini kurar. Yalom bunu uzun alıntılarla ve Philip'in ağzından söyleterek okura sunar. Kitabı değerli kılan, bu görüşü geçersiz sayıp bir kenara itmemesi. Schopenhauer'in tespitlerinin bir kısmı bugün de tanıdık geliyor: hiç bitmeyen istek döngüsü, başkalarının acısına bakıp kendimizi teselli etme eğilimi, birçok insanın yalnızlığı bir tercih gibi sunması. Ancak sorun, bu tespitlerden hangi sonucun çıkarıldığında başlıyor. Schopenhauer acıdan kaçmanın yolunu insanlardan ve arzulardan uzaklaşmakta görür. Yalom ise bu çıkarıma karşı çıkar. Arzu yalnızca acının kaynağı değil, aynı zamanda insanı harekete geçiren, hayatta tutan şeydir. Bu yazının yazarı olarak ben de özellikle bu noktada Yalom'dan yana duruyorum. Bu tartışmanın içinde romanda geçen bir söz dikkat çekiyor: “Her şey olmaya kalkan hiçbir şey olamaz.” Bu söze bir ekleme yapmak mümkün: “En” olmaya çalışan da hiçbir şey olamaz. Çünkü en başarılı öğrenci olmayı hedefleyen biri, işin içinde kalmak yerine sürekli kendini karşılaştırmaya başlar ve denkleme kaygı girer. Başarılı olmak için çalışan kişi, en başarılı olmak için çalışandan çoğu zaman daha rahat ilerler. Yani çaba, bir yerden sonra hedefin kendisine dönüşürse çabayı sabote eder. Bu da Schopenhauer'in “isteme” tespitini bir başka açıdan doğrular: Kendini kanıtlama arzusu, tatmin olmayan ve sürekli büyüyen bir arzudur. Kitabın bütününe yayılan diğer soru ise ölüm. Yalom'un varoluşçu psikoterapisinin dört temel kaygısından (ölüm, özgürlük, yalnızlık, anlamsızlık) ölüm ve yalnızlık romanın omurgasını oluşturur. Julius'un yaklaşan sonu, “neden şimdi?” sorusunu soyut bir felsefi soru olmaktan çıkarır. Zamanımızın sınırlı olduğunu bilmek, ertelediklerimizin hesabını sorar. Okurun kendine sorması gereken de bu: Geçmişte “zamanı gelince” dediğim neler var?
Ölümle Yüzleşmek: Travmadan Yeşermek
Julius'un yaşadığı süreç, psikolojide “travma sonrası büyüme” ya da bir diğer deyişle “travmadan yeşermek” denen olguyu çağrıştırır. Bu kavram, ağır bir kaybın ya da hastalığın yalnızca yıkım getirmediğini, kimi insanlarda yaşamın yeniden önceliklendirilmesine, ilişkilerde derinleşmeye ve kişisel gücün fark edilmesine yol açabildiğini anlatır. Yalom'un kendisi de uzun yıllar ileri evre kanser hastalarıyla yapılan grup çalışmalarının içinde yer almıştır ve bu deneyim, romandaki ölüm kaygısının gerçekçi temelini oluşturur. Julius'un hikâyesi bu açıdan bir ayna gibi işler. Hastalık, onun için bir son olarak yalnızca acı getirmez, aynı zamanda neyin önemli olduğunu açığa çıkarır. Daha bilge, önceliklerini gözden geçirmiş, “evet” ve “hayır” arasındaki dengeyi daha rahat kurabilen insanların varlığı, kitabın sessiz bir başka mesajıdır. Bununla birlikte bu büyüme herkes için aynı olmaz. Psikolojik sağlamlık, destek erişimi ve kişinin bu desteği kullanmayı tercih edip etmemesi, yeşermenin olup olmayacağını etkiler. Ruh sağlığı çalışanları olarak bu örneklerin daha fazla dile getirilmesi ve gösterilmesi, hem hastaların hem de toplumun ölümle ilişkisini yumuşatabilir. Roman bu açıdan bir tür psikoeğitim işlevi de görüyor.
Grup Terapisi Penceresinden
Yalom'un en iyi olduğu yer, kuramdan çok seans odası. Kitaptaki grup süreci, “burada ve şimdi” ilkesinin nasıl işlediğini gösteren bir örnek gibi okunabilir. Üyeler birbirlerine geçmişlerini anlatmaktan çok, o anda odada yaşanan ilişkiyi konuşarak ilerler. Philip'in grubun içine girmesiyle ortaya çıkan geçici güvensizlik, çatışma ve yakınlaşma da bu süreçte daha görünür olur. Yalom'un grup psikoterapisi yazınından tanıdığımız iyileştirici etkenlerin (umut aşılama, evrensellik, gruba aidiyet, kişilerarası öğrenme gibi) birçoğu romanda sahnelerle karşımıza çıkar. Özellikle üyelerin zor bir grup arkadaşını nasıl karşıladığını izlemek öğreticidir. Bir üyenin yolculuktan döndükten sonra yaşadığı sarsıcı karşılaşma, grubun bu karşılaşmaya nasıl alan açtığını görmek açısından kitabın en akılda kalan bölümlerinden biri. Burada lider neredeyse geri çekilir; grup, kendi sürecini taşıyabilecek kadar güçlenmiştir. Kitabın bir başka katmanı, terapistin kendi ölümlülüğüyle yüzleşmesi. Julius'un hastalığını gruba ne zaman, ne kadar ve hangi amaçla açacağı sorusu, terapistin kendini açma sınırları üzerine düşünmek isteyen herkes için zengin bir malzeme sunuyor.
“Lider” Kavramı Üzerine
Kitabı okurken takıldığım bir nokta, grup terapisindeki “lider” sözcüğü oldu. Özellikle Pam'in gruba dönüşünde yaşanan sahnede, liderin yapıcı bir müdahaleye neredeyse hiç gerek duymaması bu sözcüğün sınırlarını gösteriyor. Grubu yönetenin tek başına terapist olmadığı, üyelerin de başlı başına liderlik etmediği, her konunun ve her akışın kendi öncüsünü bulduğu bir süreç var karşımızda. “Lider” kelimesi bu eşitlikçi, çok merkezli işleyişi tam karşılayamıyor. “Kolaylaştırıcı” gibi alternatifler zaten kullanılıyor, ancak sürecin sahipliğini gruba bırakan daha uygun bir adın bulunması, meslek topluluğunun üzerine düşünmesi gereken bir konu.
Gill Ve Karşılanmayan İhtiyacı
Grubun zor üyelerinden Gill, hikâye anlatmayı ilişki kurmanın yerine koyan biri. Bu örüntü önce fark edilmez, bir üyenin gözlemiyle açığa çıkar. Gill'in alkol bağımlılığını grubun ortasına bırakışı, adeta bir meydan okuma gibidir. Kendisi gruptan aldığı desteğin yeterli olduğunu söyler. Oysa grubun merakı o sırada başka bir yerdedir ve Gill'in ihtiyacı karşılanmadan geçilir. Bu sahne, grup terapisinin en zor yanını gösteriyor: Grup, kendi içinde güçlü bir çekim merkezine kapıldığında, daha sessiz bir acıyı örttüğünü fark etmeyebilir. Bir üyenin desteğe ihtiyaç duyduğunu söylemesi ile bu desteği gerçekten almış olması aynı şey değil. Yalom bu açığı, çözümü yazarak değil, göstererek vurgular.
Eleştirel Bir Okuma
Kitabın güçlü yanı, felsefeyi ve terapiyi birbirine çevirmeyi başarması. Okur Schopenhauer'i bir ders kitabından değil, bir insanın yaşam biçiminden tanıyor. Öte yandan, Philip karakteri zaman zaman bir fikrin taşıyıcısı olarak kalıyor. Dönüşümünün bir kısmı ise romandan ziyade bir tezi ispatlamak için kurgulanmış gibi, biraz fazla düzgün. Bir başka tartışma noktası, Schopenhauer bölümlerinin yeri. Biyografik ara bölümler düşüncenin kökenini anlamayı kolaylaştırıyor, ama grup sahneleriyle oluşan akışı sakatlayabiliyor. Kimi okur için bu bölümler akışın tadını kırıyor, kimi için ise romana derinlik katan bir sakinleşme sağlıyor. Schopenhauer'in kadınlara yönelik ağır düşmanlığı da kitapta yok sayılmıyor. Bu, filozofun fikirleriyle kişiliği arasındaki ilişkiyi akla getirir: Bir düşünürün isabetli tespitlerini, onun ön yargılarından ayırabilir miyiz? Yalom bu soruyu okura bırakıyor. Son olarak, mesleki sınırlar da tartışmaya açık. Eski bir danışanın Julius'un grubuna ve süpervizyonuna dahil olması ve terapistin kendi hastalığını grupla paylaşması, etik açıdan sınırları zorlayan seçimler. Psikolojik danışmanlık ve klinik psikoloji öğrencileri için bunlar kitabın en iyi tartışma soruları.
Kime Öneririm?
Grup terapisini sahnelerde izlemek isteyen psikoloji ve psikolojik danışmanlık öğrencilerine, Yalom'un önceki romanlarını sevenlere ve “neden şimdi?” sorusunu ertelemelerin önüne koymak isteyen herkese. Hacmi ve felsefi bölümleri nedeniyle hızlı okunacak bir kitap değil. Ama bitirdiğinizde elinizde kalan, ölüm üzerine bir tez değil, bir sorudur: Acının karşısında insanların yanında mı duracakız, yoksa kendi başımıza mı?
Kaynakça
- Yalom, I. D. (2017). Bugünü yaşama arzusu: Schopenhauer tedavisi (Z. Babayiğit, Çev.). Pegasus Yayınları.



