Herkesin Duygusunu Taşımak: Başkalarını İyi Hissettirmeye Çalışırken Kendimize Ne Oluyor?
Başkalarının üzüntüsünü hafifletmeye, aile içindeki gerginlikleri gidermeye ve ilişkilerde duygusal dengeyi korumaya çalışırken kişinin kendi duygularıyla kurduğu ilişki nasıl değişiyor?
Bir arkadaşının morali bozuk olduğunda bunu düzeltmek için kendini sorumlu hissettiğini, aile içinde bir tartışma çıktığında ortamı sakinleştirmek için araya girdiğini ya da sevdiği biri üzülmesin diye kendi kırgınlığını dile getiremediğini düşünelim. Bu davranışlar ilk bakışta anlayışlı, duyarlı ve destekleyici olmanın bir parçası gibi görünebilir. Ancak bazı ilişkilerde başkalarının duygularını gözetmek, zamanla kişinin kendi duygusal deneyimlerinin önüne geçebilir. Burada ortaya çıkan temel soru şudur: Bir başkasının duygusuna eşlik etmek ile o duygunun sorumluluğunu üstlenmek arasında nasıl bir fark vardır?
Psikoloji literatüründe empati, kişilerarası duygu düzenleme ve duygusal emek gibi kavramlar, bu sorunun farklı boyutlarını anlamaya yardımcı olur. Bununla birlikte, başkalarının duygularına duyarlı olmak tek başına psikolojik bir sorun göstergesi değildir. Önemli olan, bu duyarlılığın ilişkide nasıl bir işlev gördüğü ve kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarıyla nasıl bir arada bulunduğudur.
Duygusal emek: Görünmeyen çabanın psikolojisi
Sosyolog Arlie Russell Hochschild, *The Managed Heart* adlı eserinde duygusal emeği, özellikle çalışma yaşamında, belirli duyguların hissedilmesi veya gösterilmesi yönündeki beklentiler çerçevesinde ele alır. Çalışanın yalnızca yaptığı işi değil, hislerini ve dışarıya yansıttığı duyguları da yönetmesi gerekebilir. Hochschild, özel yaşamda duyguların düzenlenmesini ise “emotion work” kavramıyla tartışır (Hochschild, 1983).
Bu ayrım, konuyu değerlendirirken önemlidir. Bir arkadaşını teselli etmek veya aile içinde arabuluculuk yapmak, doğrudan mesleki anlamdaki duygusal emekle aynı şey değildir. Bununla birlikte, kişinin ilişkilerinde başkalarının duygusal durumlarını gözetmek için harcadığı görünmeyen çabayı anlamlandırırken Hochschild’in yaklaşımından yararlanılabilir.
Örneğin bir aile üyesinin üzülmemesi için kendi düşüncelerini sürekli geri plana atan, arkadaşlarının anlaşmazlıklarında tarafları uzlaştırmaya çalışan veya yakınlarının ruh hâlindeki değişiklikleri dikkatle takip eden biri, ilişkilerde önemli bir duygusal çaba harcıyor olabilir. Bu çaba her zaman olumsuz bir deneyim yaratmaz. Karşılıklı destek ve yakınlığın bir parçası da olabilir. Ancak sorumluluk sürekli aynı kişinin üzerinde toplandığında ilişkinin duygusal yükü eşit dağılmayabilir. Bu noktada mesele, başkaları için çaba göstermenin kendisinden çok, bu çabanın nasıl bir beklentiye dönüştüğüdür.
Başkasının duygusunu düzenlemek mümkün mü?
İnsanlar duygularını yalnızca kendi düşünceleri ve davranışları aracılığıyla düzenlemez; başkalarıyla kurdukları ilişkiler de bu süreçte rol oynar. Zaki ve Williams (2013), kişilerarası duygu düzenlemeyi, insanların başkalarının duygusal deneyimlerini etkilemeye yönelik süreçlerini de kapsayan bir çerçevede ele alır. Bir kişi zor bir gün geçirdiğinde arkadaşından destek istemesi veya bir yakınının onu sakinleştirmeye çalışması, bu sürecin gündelik örnekleridir.
Jamil Zaki (2020) ise empati ile kişilerarası duygu düzenleme arasındaki ilişkiyi inceleyerek, başkasının iyiliğini gözetme çabasının her zaman onun o anda daha olumlu hissetmesini sağlamaya indirgenemeyeceğini vurgular. Bazen destek vermek, kişinin yaşadığı duyguyu hemen değiştirmeye çalışmadan onun deneyimini anlamayı da içerir. Bu çalışmalar, başkalarının duygularının ilişkiler içinde etkilenebildiğini gösteren kuramsal ve araştırmaya dayalı bir zemin sunar. Ancak buradan, bir kişinin başka birinin ruh hâlini bütünüyle kontrol edebileceği sonucu çıkarılamaz.
Gündelik ilişkilerde bu ayrım bazen belirsizleşir. Yakın birinin üzgün olması, o üzüntüyü gidermek için harekete geçme isteği doğurabilir. Fakat destek sunmak ile karşı tarafın duygusunun mutlaka değişmesini beklemek aynı şey değildir. İlkinde ilişki içinde bir eşlik söz konusuyken ikincisinde, kişinin kendi etkisinin sınırlarını aşan bir beklenti ortaya çıkabilir.
Herkes iyi olsun diye kendinden vazgeçmek
Bazı kişiler ilişkilerde yalnızca kendi davranışlarından değil, çevrelerindeki insanların nasıl hissettiğinden de sorumluymuş gibi davranabilir. Aile içindeki anlaşmazlıklarda arayı bulmak, arkadaşının mutsuzluğunu gidermek veya bir yakınının kırgınlığını önlemek için sürekli çaba harcamak bu örüntünün farklı görünümleri olabilir.
Bununla birlikte, bu davranışların altında herkes için geçerli tek bir psikolojik neden bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Kişinin yetiştiği aile ortamı, ilişkilerindeki beklentiler, önceki deneyimleri ve mevcut koşulları birbirinden farklı olabilir. Bazı durumlarda bu davranışlar öğrenilmiş bir ilişki rolüyle, bazı durumlarda ise içinde bulunulan koşullara verilen geçici bir yanıtla ilişkili olabilir. Burada dikkati çeken noktalardan biri, kişinin kendi duygularına ayırdığı alanın daralmasıdır. Bir anlaşmazlık yaşandığında kendi kırgınlığından önce karşı tarafın nasıl etkileneceğini düşünmek, bir yakını üzgünken kendi yorgunluğunu ifade etmekte zorlanmak veya ortamın huzurlu olması için kendi rahatsızlığını görünmez kılmak, bu durumun olası örnekleridir.
Gross ve John'un (2003) duygu düzenleme stratejileri üzerine gerçekleştirdiği beş çalışmada, bilişsel yeniden değerlendirme ile duyguları dışa vurmamaya dayalı bastırmanın farklı duygusal ve kişilerarası sonuçlarla ilişkili olduğu bulunmuştur. Araştırmada bastırma, daha olumsuz kişilerarası işleyiş ve daha düşük iyi oluşla ilişkili bulunurken yeniden değerlendirme daha olumlu sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Bu bulgular, başkalarının duygularını önemseyen herkesin duygularını bastırdığı anlamına gelmez. Ancak ilişkilerde kendi duygularını sürekli gizleme eğiliminin, kişinin duygusal deneyimini nasıl etkileyebileceğini anlamak açısından önem taşır.
Empati ile aşırı sorumluluk arasındaki sınır
Empati, başka birinin deneyimini anlamak ve onun duygusal durumuna duyarlı olmakla ilişkilidir. Bununla birlikte empati, kişinin karşısındakiyle aynı duyguyu aynı yoğunlukta yaşamasını veya o kişinin yaşadığı sorunu çözmekle yükümlü olmasını gerektirmez.
Yavuz ve arkadaşlarının (2024) çocukluk ve ergenlik dönemine ilişkin 58 çalışmayı ve toplam 25.831 katılımcıyı kapsayan meta-analizi, duygu düzenleme ile empati ve sempati arasındaki ilişkileri incelemiştir. Araştırmacılar, kullanılan ölçüm araçları ve kavramların birbirinden ayrıştırılması gerektiğine dikkat çekmiştir. Bulgular, empati ve sempatiyi tek bir kavram gibi ele almanın araştırma sonuçlarını yorumlamayı güçleştirebileceğini göstermektedir.
Bu ayrım, kişilerarası ilişkiler açısından da önemlidir. Bir başkasının acısını anlamak, onun acısını tamamen kendi üzerine almakla aynı deneyim değildir. Benzer biçimde, birinin yaşadığı soruna duyarlı olmak, o sorunun çözümünün yalnızca bir kişiye bağlı olduğu anlamına gelmez. Bununla birlikte, kişilerarası ilişkilerde sorumlulukların nasıl paylaşıldığını yalnızca bireyin özellikleri üzerinden açıklamak da yeterli değildir. Karşılıklı beklentiler, ilişkinin geçmişi ve tarafların içinde bulunduğu koşullar da değerlendirilmelidir. Bir aile üyesinin sürekli arabuluculuk yapması, örneğin, yalnızca onun kişisel eğilimleriyle değil, aile içindeki rol dağılımıyla da ilişkili olabilir.
Dolayısıyla başkalarının duygularını gözetmek ile onların duygusal durumlarından tek başına sorumlu olmak arasındaki ayrım, hem bireysel hem de ilişkisel bir çerçevede ele alınmalıdır.
Görünmeyen yükün görünür olmayan sonuçları
Duygusal çabanın her zaman dışarıdan fark edilmesi beklenemez. Bir kişinin tartışma çıkmaması için sustuğu, arkadaşının üzüntüsü karşısında kendi ihtiyaçlarını ertelediği veya aile üyelerinin arasını bulmak için ne kadar çaba harcadığı çevresindekiler tarafından fark edilmeyebilir. Bu durumun her zaman yıpratıcı olduğu söylenemez. İnsanlar yakın ilişkilerinde zaman zaman birbirlerinin ihtiyaçlarına öncelik verir, zor dönemlerde daha fazla sorumluluk üstlenir ve duygusal destek sunar. Bu davranışlar karşılıklı olduğunda yakınlığı ve dayanışmayı güçlendirebilir. Ancak duygusal çabanın sürekli tek bir kişiden beklenmesi, o kişinin kendi ihtiyaçlarının ilişkide ne ölçüde yer bulduğu sorusunu gündeme getirir. Kişinin kendi duygularını ifade etme olanağı, karşılıklı destek görüp görmediği ve ilişkideki sorumlulukların nasıl dağıldığı, bu deneyimin niteliğini anlamak açısından önemlidir. Marroquín'in (2011) sosyal desteğin depresyonla ilişkisini ele alan derleme çalışması, kişilerarası duygu düzenlemenin sosyal desteğin olası işleyiş mekanizmalarından biri olabileceğini tartışır. Bununla birlikte, sosyal destek ile ruh sağlığı arasındaki ilişkinin mekanizmaları bütünüyle açıklığa kavuşmuş değildir. Bu nedenle duygusal sorumluluk üstlenmek ile belirli bir psikolojik sonuç arasında doğrudan ve herkes için geçerli bir neden-sonuç ilişkisi kurmak doğru olmaz.
Başkalarını önemsemek, kendini unutmak anlamına mı gelir?
Başkalarının duygularını gözetmek, insan ilişkilerinin önemli bir parçasıdır. Bir arkadaşın üzüntüsünü dinlemek, aile içinde uzlaşmaya katkıda bulunmak veya zor zamanlarda bir yakınının yanında olmak, ilişkilerde karşılıklı desteğin göstergeleri olabilir. Bu davranışları yalnızca bir yük veya sorun olarak değerlendirmek, yakınlığın ve dayanışmanın işlevini gözden kaçırabilir. Öte yandan, bir kişinin çevresindeki herkesin iyi olmasını kendi sorumluluğu gibi hissetmesi, ilişkilerdeki duygusal çabanın nasıl paylaşıldığı üzerine düşünmeyi gerektirir. Başkasının duygusuna duyarlı olmakla o duyguyu yönetmek zorunda hissetmek arasındaki fark, bu konunun merkezinde yer alır.
Belki de mesele, başkaları için ne kadar çaba gösterildiğinden çok, bu çabanın içinde kişinin kendi duygularına ne kadar yer kaldığıdır. Çünkü bir ilişkide duygular yalnızca yatıştırılması gereken durumlar değil, anlaşılmayı ve ifade edilebilmeyi de bekleyen deneyimlerdir. Bir başkasının duygusuna eşlik etmek ile onun bütün duygusal yükünü üstlenmek arasındaki ayrım, insan ilişkilerinin görünmeyen yönlerinden birini ortaya koyar. Bu ayrımı anlamak, empatiyi azaltmak değil; empatiyi, sorumluluğu ve karşılıklı desteği daha kapsamlı bir biçimde değerlendirmek anlamına gelir.
Kaynakça
- Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. *Journal of Personality and Social Psychology, 85*(2), 348–362. https://doi.org/10.1037/0022-3514.85.2.348
- Hochschild, A. R. (1983). *The managed heart: Commercialization of human feeling*. University of California Press.
- Marroquín, B. (2011). Interpersonal emotion regulation as a mechanism of social support in depression. *Clinical Psychology Review, 31*(8), 1276–1290. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2011.09.005
- Yavuz, H. M., Colasante, T., Galarneau, E., & Malti, T. (2024). Empathy, sympathy, and emotion regulation: A meta-analytic review. *Psychological Bulletin, 150*(1), 27–44. https://doi.org/10.1037/bul0000426
- Zaki, J. (2020). Integrating empathy and interpersonal emotion regulation. *Annual Review of Psychology, 71*, 517–540. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-010419-050830
- Zaki, J., & Williams, W. C. (2013). Interpersonal emotion regulation. *Emotion, 13*(5), 803–810. https://doi.org/10.1037/a0033839



