Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Biten Bir İlişkinin İçinde Kalmaya Devam Etmek

9 dk.okuma süresi
Biten Bir İlişkinin İçinde Kalmaya Devam Etmek

Biten Bir İlişkinin İçinde Kalmaya Devam Etmek

Bazı ilişkilerde ayrılık konuşması yapılmadan çok önce bir şeylerin değiştiği hissedilir. Bir zamanlar kendiliğinden kurulan sohbetler zorlaşır, aynı meseleler tekrar tekrar tartışılır, anlaşılma umudu giderek azalır. İnsan, ilişkinin içinde kendisine iyi gelmeyen şeyleri fark eder. Buna rağmen ertesi gün yine mesaj bekler, ortak planlara devam eder ve bir sonraki konuşmanın her şeyi değiştirebileceğini düşünür.

Dışarıdan bakıldığında sorulması kolaydır: “Madem mutsuzsun, neden ayrılmıyorsun?” Oysa bir ilişkinin sona ermesi gerektiğini düşünmekle o ilişkinin kaybını yaşamaya hazır olmak aynı deneyim değildir. Bazen insan ne yaşadığını açıkça görür; fakat gördüğü gerçeğin gerektirdiği adımı atmakta zorlanır. Bu aralıkta kalmak, çoğu zaman iradesizlikten daha karmaşık bir anlam taşır.

Aklın Bildiğine Kalbin Alışması Zaman Alabilir

Bir ilişkiyi değerlendirirken düşüncelerimizle duygularımız her zaman aynı hızda ilerlemez. Kişi güveninin sarsıldığını, ihtiyaçlarının karşılanmadığını veya çabasının karşılıksız kaldığını fark edebilir. Ancak bu farkındalık, partnerine duyduğu yakınlığı ve özlemi kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bağlanma açısından düşünüldüğünde partner, zamanla sıkıntı anlarında yöneldiğimiz önemli kişilerden biri hâline gelebilir. Böyle bir bağın sona erme ihtimali, ilişkinin sorunlarından ayrı olarak kayıp ve ayrılık kaygısı yaratabilir. Kişi, uzaklaşmayı düşündüğü insana tam da bu kaygıyı yatıştırmak için yeniden yaklaşabilir.

Bu nedenle “Hâlâ onu özlüyorum, demek ki ayrılmamalıyım” düşüncesi tek başına güvenilir bir ölçüt değildir. Özlem, bağın sürdüğünü gösterebilir; ilişkinin bugünkü koşullarının ihtiyaçlarımızı karşıladığını kanıtlamaz. Duygularımızı anlamak kadar, bu duyguların içinde nasıl bir hayat yaşadığımıza bakmak da gerekir.

Bunca Yılın Hatırı Geleceği Belirleyebilir mi?

“Bu kadar emek verdim, şimdi nasıl vazgeçerim?” sorusu birçok insan için ayrılığı zorlaştırır. Birlikte geçirilen yıllar, kurulan düzen, paylaşılan arkadaşlıklar ve yapılan fedakârlıklar ilişkiyi yalnızca iki kişi arasındaki bağ olmaktan çıkarır.

Rusbult’un yatırım modeli, ilişkiye bağlılığın yalnızca memnuniyetle açıklanamayacağını öne sürer. İlişkiye yapılan yatırımlar ve ilişki dışındaki seçeneklerin nasıl değerlendirildiği de bağlılıkla ilişkilidir. Dolayısıyla mutsuz olmak, her zaman kolayca ayrılabilmek anlamına gelmez.

Burada geçmiş emeği önemsemekle geleceği yalnızca o emeğe göre belirlemek arasındaki fark belirleyicidir. Geçmişte harcanan zamanı geri alamayacak olmak, önümüzdeki zamanı da aynı koşullarda geçirmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Yaşananların kıymetini kabul etmek mümkündür; fakat bir ilişkinin geçmişte değerli olması, bugün de sürdürülebilir olduğunu tek başına göstermez.

Bazen İnsana Değil, Değişme İhtimaline Tutunuruz

İlişkiyi sürdürme isteği bazen partnerin bugünkü davranışlarından çok gelecekte nasıl biri olabileceğine dayanır. “Eskiden böyle değildi”, “Bu dönem geçince düzelecek”, “Biraz daha sabredersem anlayacak” düşünceleri, yaşanan sorunların geçici olduğu umudunu canlı tutar.

Umut, ilişkilerin onarılmasında kıymetlidir. Ancak onarım ihtimalini değerlendirebilmek için sözlerin davranışlara nasıl yansıdığına bakmak gerekir. Sorunlar konuşulabiliyor mu? İki taraf da sorumluluk alıyor mu? Değişim, tartışmanın hemen ardından gelen birkaç iyi günün ötesine geçiyor mu?

Örneğin her kırgınlığın ardından gelen özür, kişiye yeniden yakınlık hissettirebilir. Fakat aynı davranışlar sürekli tekrarlandığında, özrün verdiği rahatlama sorunun çözüldüğü izlenimini yaratabilir. Burada belirleyici olan tek tek güzel anlardan çok, ilişkinin zaman içinde tekrarlanan işleyişidir. Bir ihtimale inanmakla o ihtimalin gerçekleştiğini görmek birbirinden farklıdır.

Yalnız Kalma Korkusu Kararın Neresinde?

Ayrılığı düşünürken zihinde yalnızca kaybedilecek kişi belirmez. Akşam kiminle konuşulacağı, hafta sonlarının nasıl geçeceği, özel günlerin nasıl hissedileceği de belirsizleşir. “Bir daha kimseyle böyle yakın olamazsam?” sorusu, mevcut ilişkinin sorunlarından daha ürkütücü gelebilir.

Spielmann ve arkadaşlarının araştırmaları, bekâr kalma korkusunun daha az doyum veren ilişkilerde kalma eğilimiyle bağlantılı olabildiğini göstermektedir. Bu bulgu herkesin aynı nedenle kaldığı anlamına gelmez; ancak ilişki kararlarında yalnızlık korkusunun gözden kaçırılmaması gerektiğini düşündürür.

Kişinin kendisine “Bu ilişkiyi sürdürmek istiyor muyum, yoksa ilişkisiz bir hayatı düşünmekte mi zorlanıyorum?” diye sorması bu nedenle anlamlıdır. Yanıtın hemen netleşmesi gerekmez. Önemli olan, korkunun karar üzerindeki etkisini fark edebilmektir. Yalnız kalmaktan çekinmek anlaşılır bir duygudur; bu duygunun varlığı, ilişkinin sürmesi gerektiğine dair kesin bir işaret değildir.

“Biz” Olmadan Ben Kimim?

Uzun süren bir ilişkide günlük hayat kadar kişinin kendisini anlatma biçimi de ortaklaşabilir. Sevilen mekânlar, gelecek planları ve alışkanlıklar zamanla “biz” etrafında şekillenir. Ayrılık ihtimali belirdiğinde, insan kendi hayatının nasıl devam edeceğini hayal etmekte zorlanabilir.

Slotter ve arkadaşlarının çalışması, romantik ayrılığın benlik kavramında değişim ve benlik netliğinde azalmayla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu açıdan ayrılığın zorlayıcılığı, bir kişiyi kaybetmenin yanında kendini yeniden tanımlama ihtiyacıyla da bağlantılıdır.

İlişkinin dışındaki arkadaşlıklarla yeniden temas kurmak, kişisel ilgi alanlarına yer açmak ve bağımsız kararlar alabilmek bu süreçte anlam taşıyabilir. Bunlar mutlaka ayrılığa hazırlanmak için yapılmaz. Kişinin kendi hayatında yer kaplaması, kalma veya gitme kararını daha özgürce değerlendirebilmesine de yardımcı olabilir.

Her Kriz Bir Son Değildir

Bir ilişkide yorulmak veya zaman zaman uzak hissetmek, o ilişkinin mutlaka bittiğini göstermez. Yoğun stres, yaşam değişiklikleri ve iletişim sorunları yakınlığı etkileyebilir. İlişkiler, tarafların birbirini yeniden anlamaya çalıştığı zor dönemlerden geçebilir.

Bu yüzden “biten ilişki” ifadesini her anlaşmazlığa uygulanacak bir etiket gibi kullanmamak gerekir. Asıl soru, sorunların varlığından çok onlarla nasıl baş edildiğidir. İhtiyaçlar dile getirildiğinde dinleniyor mu? Sınırlar gözetiliyor mu? Çözüm arayışı iki kişinin katılımıyla mı ilerliyor?

Bunun yanında kalmayı yalnızca duygusal nedenlerle açıklamak da eksik olur. Ekonomik bağımlılık, barınma sorunu, çocuklarla ilgili sorumluluklar veya çevre baskısı ayrılığı zorlaştırabilir. Tehdit, şiddet ve zorlayıcı kontrolün bulunduğu ilişkilerde ise güvenlik ve destek olanakları öncelik taşır. Böyle koşullarda “Sadece git” demek, kişinin karşılaştığı gerçek engelleri görmezden gelebilir.

Karar Vermeden Önce Kendini Duymak

Sürekli “Ne yapmalıyım?” diye düşünmek bazen kişinin kendi deneyimini duymasını zorlaştırır. Bunun yerine daha somut sorulara yönelmek yardımcı olabilir: Bu ilişkide düşüncelerimi rahatça söyleyebiliyor muyum? Üzüldüğümde anlaşılmaya çalışılıyor muyum? İhtiyaçlarımı dile getirmek bende suçluluk yaratıyor mu? Hiçbir şey değişmezse bu ilişkiyi sürdürmek ister miyim?

Bu soruların amacı hızlı bir hükme varmak değildir. Yaşananları yalnızca son tartışmanın öfkesiyle veya son güzel günün etkisiyle değerlendirmeden görebilmektir. Tekrarlanan deneyimleri yazmak, güvenilen biriyle konuşmak ya da gerektiğinde psikolojik destek almak düşünceleri netleştirebilir.

Kararsızlık yaşayan kişinin kendisini aşağılaması da önemlidir. “Neden hâlâ yapamıyorum?” diye suçlamak, ayrılığı kolaylaştırmayabilir. Anlamak ise hareket alanı açabilir: Neye tutunduğunu, neden korktuğunu ve hangi desteğe ihtiyaç duyduğunu gören insan, kararını daha sağlam bir zeminde verebilir.

Bu süreçte suçluluk da kararın önüne geçebilir. Partnerin üzülmesini istememek, onun yaşadığı zorlukları bilmek veya ayrılan taraf olmayı bencillikle eş tutmak, kişinin kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemesine yol açabilir. Oysa birinin duygularını önemsemek, onun yaşayacağı her acıyı önleme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmez. Bir ilişkiye devam etme isteğinin azalması, karşı tarafı kötü biri olarak görmeyi de gerektirmez. Bazen iki insan birbirini önemserken birlikte kurdukları hayat ikisine de iyi gelmeyebilir. Bu gerçeği söylemek zor olabilir; fakat sırf suçluluk yaşamamak için devam etmek, ilişkinin içindeki belirsizliği uzatabilir. Saygılı olmak, kendi deneyimini açıkça ifade edebilmeyi de içerir.

Bir Veda, Yaşanan Her Şeyi Silmez

Bir ilişkiyi bitirmek, geçmişte hissedilen sevginin yanlış olduğunu ilan etmek değildir. Güzel anılar, verilen emek ve birlikte öğrenilenler, ayrılıkla birlikte değersizleşmez. İnsan birini sevmiş olabilir; bugün o ilişkinin içinde kendisine yer bulamadığını da kabul edebilir.

Ayrılık kararı alındığında özlem duyulması, üzülmek veya zaman zaman tereddüt etmek mümkündür. Bu duygular, kararın yanlış olduğunu tek başına göstermez. Kaybın acısını yaşamakla geride bırakılan koşullara yeniden razı olmak birbirinden farklı deneyimlerdir.

Bazen en zor kabul, ilişkinin başlangıçtaki hâline dönmeyeceğidir. Bu kabulün ardından gelecek hayat hemen tanıdık hissettirmeyebilir. Yine de zamanla insan, ertelenmiş isteklerine, unutulmuş alışkanlıklarına ve kendi sesine yeniden yaklaşabilir. Bir vedanın ardından hayatın nasıl olacağını bütünüyle bilmek zorunda değiliz. Bazen ilk adım, nasıl yaşamak istemediğimizi dürüstçe fark etmekle başlar. Ve o adım, bir gün kendimizi yeniden evimizde hissettiğimiz bir hayata açılabilir.

Kaynakça

  • Rusbult, C. E. (1980). Commitment and satisfaction in romantic associations: A test of the investment model. Journal of Experimental Social Psychology, 16(2), 172–186.
  • Sbarra, D. A., & Borelli, J. L. (2019). Attachment reorganization following divorce: Normative processes and individual differences. Current Opinion in Psychology, 25, 71–75.
  • Slotter, E. B., Gardner, W. L., & Finkel, E. J. (2010). Who am I without you? The influence of romantic breakup on the self-concept. Personality and Social Psychology Bulletin, 36(2), 147–160.
  • Spielmann, S. S., ve arkadaşları. (2013). Settling for less out of fear of being single. Journal of Personality and Social Psychology, 105(6), 1049–1073.
Zeynep Şimşek Zeynep Şimşek
Zeynep Şimşek, Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisidir. Psikoloji alanına duyduğu ilgi doğrultusunda akademik gelişimini yalnızca derslerle sınırlı tutmayıp; insan davranışlarını, duygusal süreçleri ve bireyin kendini anlama yolculuğunu daha derinlikli biçimde incelemeyi hedeflemektedir. Özellikle klinik psikoloji, ilişkiler, bağlanma stilleri, kişisel farkındalık, duygu düzenleme ve bireyin içsel çatışmaları üzerine ilgi duymaktadır. Psikolojiyi yalnızca teorik bir alan olarak değil; insanlara dokunabilen, farkındalık kazandırabilen ve yaşam deneyimlerini anlamlandırmaya yardımcı olan bir disiplin olarak görmektedir. Yazılarında psikolojik kavramları anlaşılır, samimi ve düşündürücü bir dille ele almayı; okuyucuların kendileriyle ve ilişkileriyle ilgili yeni bakış açıları kazanmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Akademik yolculuğunda kendini geliştirmeyi, alanında deneyim kazanmayı ve psikolojiye dair üretmeye devam etmeyi hedeflemektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!