Salı, Ağustos 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gerçek Sandığımız Hikâyeler- İlişkilerde zihnimiz boşlukları nasıl dolduruyor?

İlişkilerde davranışlarla niyetler arasındaki boşluğu zihnimiz nasıl dolduruyor? Bir arkadaşınıza mesaj attınız. Görüldü.

Cevap gelmedi. İlk başta üzerinde durmadınız. “Herhalde işi vardır.” dediniz.

Birkaç saat geçti. Hâlâ cevap yok. Bu kez zihniniz başka bir ihtimal sundu: “Acaba bana mı kızdı?” Sonra bir başka düşünce geldi: “Zaten son zamanlarda bana karşı biraz mesafeli.” Ve belki günün sonunda vardığınız yer şuydu: “Sanırım artık beni eskisi kadar önemsemiyor.” Oysa elimizdeki tek gerçek neydi?

Mesajımıza cevap verilmemişti. Geri kalan her şey, zihnimizin olayın etrafına ördüğü hikâyeydi. Olanla ona verdiğimiz anlam aynı şey değil.

İlişkilerde çoğu zaman yalnızca karşımızdakinin davranışına tepki vermeyiz. O davranışa yüklediğimiz anlama da tepki veririz. Bir insanın telefonunu açmaması bir davranıştır.

“Beni önemsemiyor.” ise o davranışa yüklediğimiz anlamdır. Partnerimizin eve geldiğinde sessiz olması bir gözlemdir. “Benden uzaklaştı.” ise zihnimizin yorumudur.

Arkadaşımızın bir buluşmayı iptal etmesi bir olaydır. “Artık benimle görüşmek istemiyor.” ise bizim tamamladığımız hikâyedir. Ve çoğu zaman bizi yaralayan şey, olayın kendisinden çok olayla ilgili kurduğumuz hikâyedir.

Çünkü insan zihni belirsizliği pek sevmez. Bir davranışın nedenini bilmiyorsak, zihnimiz o boşluğu bir açıklamayla doldurmak ister. Bazen bu açıklama gerçeğe yakındır, bazen değildir.

Fakat biz bir kez o açıklamaya inandığımızda, artık karşımızdaki kişinin davranışlarını da o hikâyenin içinden okumaya başlarız. Zihin boşlukları neden bu kadar hızlı doldurur? Çünkü ilişkilerde bizim için yalnızca “ne olduğu” değil, ne anlama geldiği de önemlidir.

Bir mesajın geç cevaplanması tek başına çok fazla şey söylemez. Ama “Beni önemsemiyor.” düşüncesi devreye girdiğinde duygumuz değişir. Kaygılanabilir, kırılabilir, öfkelenebiliriz.

Sonra bu duygu davranışımıza yansır. Daha soğuk cevap veririz. Geri çekiliriz.

Karşımızdakini test ederiz. “Bir şey mi oldu?” diye tekrar tekrar sorarız. Hatta bazen aslında hiç yaşanmamış bir tartışmanın duygusunu taşımaya başlarız.

Karşımızdaki kişi ne olduğunu anlamaya çalışırken biz çoktan zihnimizde bir sonuca ulaşmışızdır. “Beni anlamadı” mı, “Beni anlamak istemedi” mi? İlişkilerde zihnimizin yaptığı en yaygın hatalardan biri, davranış ile niyeti birbirine karıştırmaktır.

Bir arkadaşımız bizi dinlemediğinde: “Beni dinlemedi.” diyebiliriz. Ama zihnimiz bunu hızla: “Beni önemsemiyor.” hatta: “Zaten beni hiç önemsemedi.” noktasına taşıyabilir. Burada küçük görünen ama psikolojik olarak çok önemli bir sıçrama vardır: Davranıştan niyete, niyetten karaktere geçeriz.

Bir olay yaşanır ve biz yalnızca o olayı değerlendirmekle kalmayıp karşımızdaki insanın niyeti, sevgisi ve hatta karakteri hakkında bir sonuca varırız. Üstelik çoğu zaman bunun farkında bile olmayız. “Kesin bana kızgın.” “Bunu bilerek yaptı.” “Beni kıskanıyor.” “Artık eskisi gibi sevmiyor.” “Beni dışlamak istiyor.” Bunların hepsi mümkün olabilir.

Ama mümkün olması, gerçek olduğu anlamına gelmez. Zihnimizin ilişkilere taşıdığı küçük tuzaklar Psikolojide düşünce çarpıtmaları olarak ele alınan bazı düşünme biçimleri, özellikle yakın ilişkilerde kendini çok görünür şekilde gösterebilir. Örneğin zihin okuma yaptığımızda, karşımızdaki kişinin ne düşündüğünü bildiğimizi varsayarız: “Bana böyle cevap verdiğine göre kesin kırıldı.” Kişiselleştirmede, karşımızdaki kişinin davranışını hemen kendimizle ilişkilendiririz: “Bugün keyifsiz.

Belli ki benim yüzümden.” Felaketleştirmede ise tek bir olay, zihnimizde çok daha büyük bir sonucun işareti hâline gelir: “Son iki buluşmamızı iptal etti. Demek ki arkadaşlığımız bitiyor.” Bazen de ya hep ya hiç tarzında düşünürüz: “Beni gerçekten sevseydi bunu yapmazdı.” Oysa ilişkiler siyah ve beyazdan oluşmaz. Bir insan bizi sevip aynı zamanda bizi kırabilir.

Bizi önemseyip bazen bizi ihmal edebilir. Bize değer verip kötü bir gün geçirebilir. Bir arkadaşlıkta sorun yaşanabilir ve bu, ilişkinin tamamen bittiği anlamına gelmeyebilir.

Peki ya gerçekten sorun varsa? Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. “Her şeyi kafamızda kuruyoruz.” demek, yaşadığımız gerçek sorunları yok saymak anlamına gelmez.

Bazen gerçekten biri bizi görmezden gelir. Bazen gerçekten ilişkide bir uzaklaşma vardır. Bazen karşımızdaki insanın niyeti düşündüğümüz kadar iyi değildir.

Mesele, yaşadığımız şeyi inkâr etmek değil. Mesele bildiklerimizle varsaydıklarımızı birbirinden ayırabilmek. Çünkü “Bana cevap vermedi.” ile “Bana cevap vermedi çünkü artık beni önemsemiyor.” arasında çok büyük bir fark vardır.

İlk cümle bir gözlemdir. İkincisi ise bir yorumdur. Ve sağlıklı ilişkiler kurabilmek için yorumlarımızı gerçeklerin yerine koymamayı öğrenmemiz gerekir.

Bazen hikâyemiz davranışımızı, davranışımız da ilişkiyi değiştirir Belki de işin en ilginç tarafı burada başlıyor. Zihnimiz bir senaryo yazar: “Benden uzaklaşıyor.” Biz bu düşünceye inanırız ve ona göre davranmaya başlarız. Mesafe koyarız.

Karşımızdaki bunu hisseder ve o da geri çekilir. Sonra: “Gördün mü? Gerçekten uzaklaşıyor.” deriz.

Böylece başlangıçta yalnızca bir varsayım olan şey, davranışlarımız aracılığıyla ilişkide gerçek bir mesafeye dönüşebilir. Bu yüzden ilişkilerde yalnızca “Ne oldu?” sorusu değil, “Ben olan şeyi nasıl yorumladım ve bu yorum bana ne yaptırdı?” sorusu da önemlidir. Bir dahaki sefere kendinize üç soru sorun Birinin davranışı sizi incittiğinde hemen sonuca varmadan önce küçük bir duraklama yapmak işe yarayabilir.

1. Ne oldu? Yalnızca gözlemlediğim gerçek ne?

2. Ben buna ne anlam verdim? Olayın üzerine zihnim hangi hikâyeyi ekledi?

3. Başka ne açıklaması olabilir? Benim düşündüğüm tek ihtimal gerçekten tek ihtimal mi?

Belki de asıl mesele, karşımızdaki insanı daha iyi okumayı öğrenmek değil; kendi zihnimizin bize anlattığı hikâyeyi de sorgulayabilmek. Çünkü bazen bir ilişkide yaşadığımız kırgınlığın kaynağı, karşımızdaki kişinin yaptığı şeyden çok, onun yaptığı şeye verdiğimiz anlamdır. Ve belki de kendimize sorabileceğimiz en değerli soru şudur: “Bu gerçekten yaşandı mı, yoksa zihnim yaşananın üzerine bir hikâye mi yazdı?” Çünkü her his gerçektir.

Ama her düşünce, gerçek değildir.

Nazan Demir Kaya
Nazan Demir Kaya
Klinik Psikolog Nazan Demir Kaya, lisans eğitimini Nişantaşı Üniversitesinde yüksek onur derecesiyle tamamlamış; Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini İstanbul Aydın Üniversitesinde onur öğrencisi olarak tamamlayarak uzmanlığını almıştır. Mesleki yolculuğu boyunca İstanbul’da çocuk, ergen ve yetişkinlerle farklı klinik ortamlarda çalışmış; bireyin iç dünyasını anlamaya ve ruhsal iyilik hâlini güçlendirmeye odaklanan bir terapi anlayışı geliştirmiştir. Nişantaşı Üniversitesinde Kurum Psikoloğu olarak görev alarak akademik ortamda da psikolojik destek ve danışmanlık hizmetleri sunmuştur. Hâlen Antalya’da ergen ve yetişkinlerle bireysel psikoterapi çalışmalarını sürdürmekte; terapi sürecinde bireyin duygusal, bilişsel ve ilişkisel yaşantılarını bir bütün olarak ele alan bütüncül bir yaklaşım benimsemektedir. Terapi ekolünde danışanların ihtiyaçlarına bağlı olarak çeşitli yaklaşım ve yöntemlerden faydalanmaktadır. Bireysel danışmanlıkta, psikodinamik temelli yaklaşımdan; Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi ve EMDR terapi yönteminden de (göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) faydalanmaktadır. Terapiyi, bireyin kendisiyle daha sahici ve şefkatli bir temas kurabildiği güvenli bir iyileşme alanı olarak ele almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar