Salı, Eylül 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Uykuda Bağıran Zihin: Travma Bedenimizi Gece de Tetikte Tutabilir mi?

Gece bir çığlıkla uyandığınızı düşünün.

Birinin korkuyla bağırdığını duyuyorsunuz. Belki birkaç kelime seçebiliyorsunuz, belki yalnızca ses var. Yanınızdaki kişi hâlâ uyuyor. Sabah olduğunda ise yaşananların hiçbirini hatırlamıyor.

Bazı insanlar uykularında konuşur. Bazıları güler, ağlar veya anlamsız sesler çıkarır. Bazıları ise uykuda bağırabilir, korkuyla doğrulabilir ya da rüyasında yaşadığı bir şeyi bedeniyle gerçekleştirebilir.

Peki neden?

Daha da önemlisi, travmatik bir deneyimden sonra başlayan uykuda konuşma veya bağırma bize bir şey anlatıyor olabilir mi?

Halk arasında uykuda söylenen sözlerin bilinçdışının gerçek sesi olduğuna dair güçlü bir inanış var. “Uykusunda söylediyse gerçekten düşünüyordur.” “Bilinçaltı ortaya çıkmıştır.” “İçine attıkları gece dışarı çıkıyordur.”

Bu düşünceler kulağa anlamlı gelebilir. Fakat bilim bize daha dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor.

Uykuda söylediğimiz her kelime gizli bir gerçeğin itirafı değildir. Ancak bu, uyku ile duygularımız arasında hiçbir bağlantı olmadığı anlamına da gelmez.

Özellikle travma söz konusu olduğunda, bedenin gece yaşadıkları üzerinde biraz daha dikkatli düşünmek gerekir.

Uyku sırasında beynimiz gerçekten kapanıyor mu?

Uyku, beynin tamamen kapandığı pasif bir durum değildir.

Gece boyunca beynimiz farklı uyku evrelerinden geçer. Bunlar genel olarak NREM ve REM uykusu olarak iki ana gruba ayrılır.

NREM uykusu kendi içinde N1, N2 ve N3 evrelerinden oluşur. N1, uyanıklıktan uykuya geçiş aşamasıdır. N2’de uyku derinleşir. N3 ise “yavaş dalga uykusu” olarak da bilinen daha derin uyku evresidir.

Ardından REM uykusu gelir. REM, hızlı göz hareketleriyle karakterizedir ve canlı, karmaşık rüyaların daha sık yaşandığı evredir.

Bu döngüler gece boyunca tekrar tekrar yaşanır.

Dolayısıyla uyurken beynimiz tamamen sessiz değildir. Farklı bilinç düzeyleri, bedensel sistemler ve beyin bölgeleri farklı şekillerde çalışmaya devam eder.

Belki de bu nedenle uyku ile uyanıklık arasında düşündüğümüz kadar keskin bir duvar yoktur.

Bazen bu sınırın arasında davranışlar ortaya çıkabilir.

Uykuda konuşmak neden olur?

Uykuda konuşma, bilimsel literatürde somniloquy olarak adlandırılır.

Kişi uykusunda birkaç kelime söyleyebilir, mırıldanabilir, anlaşılmaz sesler çıkarabilir veya uzun cümleler kurabilir. Bazı durumlarda konuşma, uyanıkken yapılan bir konuşmayı andıracak kadar anlaşılır olabilir.

İlginç olan ise kişinin çoğu zaman bunun farkında olmamasıdır.

Uykuda konuşma farklı uyku evrelerinde ortaya çıkabilir. Tek başına görüldüğünde mutlaka psikolojik bir probleme veya uyku hastalığına işaret etmez.

Daha da önemlisi, uykuda söylenenlerin kişinin gerçek düşüncelerini veya geçmişte yaşadığı olayları doğrudan yansıttığı gösterilmiş değildir. Yani birinin uykusunda eski sevgilisinin adını söylemesi, onun hâlâ o kişiyi sevdiğinin kanıtı değildir. Birinin “gitme” diye bağırması da mutlaka hayatında kaybetmekten korktuğu biri olduğu anlamına gelmez.

Uyku konuşması bazen rüyalarla, bazen günlük yaşantıyla ilişkili olabilir; bazen de anlamlı bir içeriğe sahip olmayabilir.

Bu yüzden uykuda konuşmayı bir “bilinçaltı yalan makinesi” gibi görmek doğru değildir.

Peki uykuda bağırmak?

Burada konu biraz daha farklılaşır.

Uykuda konuşma ile yoğun korkuyla bağırmak aynı şey değildir.

Parasomniler, uyku sırasında veya uykuya geçiş ve uyanma sırasında ortaya çıkan istenmeyen davranış veya deneyimleri kapsayan bir gruptur. NREM ile ilişkili parasomniler arasında uyku terörü, uyurgezerlik ve konfüzyonel uyanmalar bulunur. REM ile ilişkili parasomniler arasında ise REM uykusu davranış bozukluğu yer alır.

Örneğin uyku terörü yaşayan bir kişi aniden çığlık atabilir, yoğun korku gösterebilir, hızlı nefes alabilir ve çevresindeki insanlara tepki vermeyebilir. O sırada kişi tamamen uyanık değildir ve sonrasında yaşananları hatırlamayabilir.

Bu nedenle gece bağıran birine sabah “Neden bağırdın?” diye sorduğumuzda “Ben bağırmadım ki” cevabını almamız şaşırtıcı değildir.

Kişinin bunu uydurması gerekmez.

Gerçekten hatırlamıyor olabilir.

Rüya gördüğümüz şeyi bedenimiz de yapabilir mi?

REM uykusunda ortaya çıkan bazı durumlarda ise tablo farklıdır.

Normal REM uykusunda iskelet kaslarının büyük bölümünde geçici bir baskılanma meydana gelir. Bu mekanizma, rüyalarımızı fiziksel olarak gerçekleştirmemizi engellemeye yardımcı olur.

Ancak REM uykusu davranış bozukluğunda (RBD) bu normal kas baskılanması kaybolabilir.

Bunun sonucunda kişi rüyasında yaptığı şeyi fiziksel olarak gerçekleştirebilir. Bağırabilir, konuşabilir, tekme atabilir, yumruk savurabilir, yatakta doğrulabilir veya birinden kaçıyormuş gibi hareket edebilir.

Yani kişi yalnızca “rüyasında kavga ediyor” değildir; bedeni de rüyanın bir parçasına dönüşebilir.

Bu davranışlar kişinin veya yanında uyuyan kişinin yaralanmasına yol açabileceğinden özellikle önemlidir.

Travma bu hikâyenin neresinde?

İşte burada psikoloji devreye giriyor.

Travmatik bir deneyim yalnızca hatırladığımız bir anı değildir. Travma sonrasında bazı kişilerde sinir sistemi uzun süre tehdit ihtimaline karşı daha hassas hale gelebilir.

Kişi gündüz hayatına devam edebilir.

İşe gidebilir.

İnsanlarla konuşabilir.

Gülebilir.

Hatta “Ben bunu atlattım.” diye düşünebilir.

Fakat bedenin stres sistemleri aynı hızda sakinleşmeyebilir.

Travma sonrası stres bozukluğunda uyku problemleri ve kabuslar oldukça sık görülür. Aşırı uyarılmışlık, gece uyanmaları ve uyku kalitesindeki bozulmalar da tablonun bir parçası olabilir. Travma ile ilişkili uyku sorunlarının mekanizmaları hâlâ araştırılmaktadır; özellikle REM uykusunun ve kabusların rolü üzerinde durulmaktadır.

Dolayısıyla travmanın uykuya hiç dokunmadığını düşünmek de doğru değildir.

“İçime attıklarım uykuda çıkıyor” diyebilir miyiz?

Bu cümle çok tanıdık.

Ve aslında burada ince bir çizgi var.

Bir insanın gündüz bastırdığı her duygunun gece mutlaka bağırarak ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Bilimsel olarak uykuda konuşulan sözlerin bilinçdışının doğrudan mesajları olduğunu söylemek için yeterli kanıt yoktur.

Ama aynı zamanda kişinin yaşadığı yoğun stresin ve travmatik deneyimlerin uyku düzenini etkileyebileceğini biliyoruz.

Bu nedenle belki de “içime attıklarım gece dışarı çıkıyor” demek yerine daha doğru bir soru sorabiliriz:

“Yaşadığım şey sinir sistemimi ve uykumu nasıl etkiliyor?”

Bu soru bizi daha gerçekçi bir yere götürür.

Çünkü travma sonrasında kişinin tetiklenmesiyle birlikte uykusunun değiştiğini fark etmesi mümkündür. Gün içinde yaşanan bir olay, bir koku, bir ses, bir söz, bir kişi veya geçmişi hatırlatan herhangi bir durum kişide yoğun bir stres tepkisi oluşturabilir.

Ve bu stres yalnızca o anla sınırlı kalmayabilir.

Geceye taşınabilir.

Uyku bölünebilir.

Kabuslar artabilir.

Kişi daha huzursuz uyuyabilir.

Bazı kişilerde ise uyku sırasında seslenme veya başka parasomni belirtileri görülebilir.

Nitekim AASM’nin parasomnilerle ilgili materyalinde, uyku sırasında artmış seslenmelerin PTSD ile ilişkili kişilerde tanımlandığı belirtilmektedir.

Ancak burada “travma yaşayan herkes uykusunda bağırır” gibi bir sonuç çıkarmak mümkün değildir.

Travma herkeste aynı şekilde konuşmaz.

Bazen beden, zihinden önce hatırlar

Belki de travma hakkında en önemli şeylerden biri budur:

İnsan her zaman yaşadığı şeyi kelimelerle anlatamaz.

Bazen kişi ne hissettiğini bile anlayamaz.

Bazen yaşananları küçümser.

“Abartıyorum.”

“Geçti artık.”

“Bunun üzerinde durmaya gerek yok.”

der.

Fakat bedenin verdiği tepkiler her zaman bu cümlelerle aynı hızda ilerlemez.

Bir sesle irkilmek.

Bir ortamda aniden huzursuzlaşmak.

Kalbin hızlanması.

Uyuyamamak.

Kabus görmek.

Gece aniden uyanmak.

Ve bazı kişilerde uykuda konuşmak veya bağırmak…

Bunların hiçbiri tek başına “travma var” demek için yeterli değildir.

Fakat kişinin kendi örüntüsünü fark etmesi önemlidir.

Örneğin bir kişinin uykudaki bağırmaları belirli bir dönemden sonra başladıysa ve özellikle bazı tetiklenmelerin ardından artıyorsa, bu durum üzerinde düşünmek anlamlı olabilir.

Buradaki amaç davranışı hemen yorumlamak değil, örüntüyü fark etmektir.

Uykuda bağıran kişi gerçekten ne anlatıyor?

Belki de soruyu yanlış soruyoruz.

“Uykusunda ne söyledi?”

yerine,

“Bedeninin uykusu neden bu kadar huzursuz?”

diye sormak daha anlamlı olabilir.

Çünkü uykuda söylenen tek bir cümle bize bir insanın bütün iç dünyasını anlatmaz.

Fakat tekrarlayan kabuslar, uykuda bağırmalar, yoğun irkilmeler, gece uyanmaları ve gündüz devam eden aşırı tetikte olma hali birlikte değerlendirildiğinde kişinin yaşadığı stres hakkında daha anlamlı bir tablo ortaya çıkabilir.

Bu nedenle psikolojik değerlendirmede tek bir belirtiye değil, belirtilerin birlikte oluşturduğu örüntüye bakmak gerekir.

Ne zaman yardım almak gerekir?

Ara sıra uykuda konuşmak genellikle tek başına endişe nedeni değildir.

Ancak davranışlar sıklaşıyor, kişinin uykusunu ciddi biçimde bozuyor, yanında uyuyan kişinin güvenliğini etkiliyor veya kişi uykusunda kendisine ya da başkasına zarar verebilecek hareketler yapıyorsa değerlendirme almak önemlidir.

Özellikle yetişkinlikte yeni başlayan, giderek şiddetlenen veya travmatik bir dönemle birlikte ortaya çıkan belirtiler göz ardı edilmemelidir.

Bazı durumlarda bir uyku uzmanının değerlendirmesi, bazı durumlarda ise psikolojik değerlendirme gerekebilir. Gerekli görüldüğünde uyku sırasında beyin ve beden aktivitelerinin izlendiği polisomnografi gibi yöntemlerden yararlanılabilir.

Çünkü her gece bağırmanın nedeni aynı değildir.

Ve her sessiz gece de gerçekten huzurlu olduğumuz anlamına gelmez.

Belki de bazı geceler zihnimiz değil, bedenimiz nöbet tutuyordur.

Uyku, kontrolü bıraktığımız nadir anlardan biridir.

Gün boyunca kendimizi toparlayabiliriz.

Konuşmamayı seçebiliriz.

Ağlamayı erteleyebiliriz.

Korktuğumuzu belli etmeyebiliriz.

“İyiyim.” diyebiliriz.

Ama gece olduğunda bütün bunları aynı şekilde kontrol etmek mümkün değildir.

Bu, uykuda söylediğimiz her sözün bastırılmış bir gerçeği ortaya çıkardığı anlamına gelmez.

Fakat travmanın uykuya, rüyalara ve bedenin geceki tepkilerine dokunabileceğini de göz ardı edemeyiz.

Belki de bazı geceler zihnimiz geçmişi yeniden yaşamıyordur.

Belki bedenimiz yalnızca geçmişte öğrendiği tehlikeye karşı hâlâ nöbet tutuyordur.

Ve bazen, herkes uyurken, en yüksek sesle konuşan şey düşüncelerimiz değil;

hâlâ güvende olduğuna ikna olmaya çalışan bedenimizdir.

Kaynakça

  • American Academy of Sleep Medicine. (2023). Sleep medicine elective toolkit. American Academy of Sleep Medicine
  • American Academy of Sleep Medicine. (2022). Management of REM sleep behavior disorder: Clinical practice guideline. AASM – REM Sleep Behavior Disorder Guideline
  • Miller, K. E., Brownlow, J. A., Woodward, S., & Gehrman, P. R. (2017). Sleep and dreaming in posttraumatic stress disorder. Current Psychiatry Reports, 19(10), 71. https://doi.org/10.1007/s11920-017-0827-1⁠ PubMed
  • Harvey, A. G., Jones, C., & Schmidt, D. A. (2003). Sleep and posttraumatic stress disorder: A review. Clinical Psychology Review, 23(3), 377–407. https://doi.org/10.1016/S0272-7358(03)00032-1⁠ PubMed
  • Colvonen, P. J., Straus, L. D., Stepnowsky, C., McCarthy, E., Goldstein, L. A., & Norman, S. B. (2020). Disturbed sleep in PTSD: Thinking beyond nightmares. Psychological Trauma: Theory, Research, Practice, and Policy, 12(1), 3–13.
Beyzanur Asel
Beyzanur Asel
Ben Beyzanur Tezcan. İngilizce Psikoloji lisans mezunuyum. Üniversite eğitimim süresince gönüllü olarak nöropsikoloji laboratuvarında EEG temelli çalışmalarda yer aldım. Bu süreç, insan beynini yalnızca teorik değil, ölçülebilir ve gözlemlenebilir yönleriyle tanımama önemli katkılar sağladı. Aynı dönemde çocuk ihmali ve istismarına yönelik olarak psikoloğun süreçteki etik ve klinik sorumlulukları üzerine eğitim aldım. Rehabilitasyon psikoloğu eğitimi ile birlikte Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temel eğitimini tamamladım. Klinik alana olan ilgimi yalnızca eğitimlerle değil, sahadaki gözlem ve deneyimlerle de beslemeye önem verdim. Rehabilitasyon merkezlerinde gönüllü olarak birçok çocukla birebir iletişim kurma, gelişimlerini gözlemleme ve onların dünyasını daha yakından tanıma fırsatı buldum. Bu deneyimler, psikolojiyi yalnızca teorik bir disiplin olarak değil, yaşamın tam merkezinde yer alan bir süreç olarak görmemi sağladı. Alfa Organizasyonu eşliğinde düzenlenen Psikoloji Zirvesi seminerlerine katılarak alanın farklı disiplinleriyle tanıştım ve bakış açımı genişlettim. Günümüzde ise Spotify’da In Lak'ech ” adlı podcast yayınını sürdürmekteyim. Bu platformda psikoloji, motivasyon ve kişisel gelişim temelli içerikler üreterek, dinleyicilere anlaşılır, samimi ve bilimsel temelli bir perspektif sunmayı amaçlıyorum. Üç yıl boyunca güzel sanatlar lisesinde eğitim aldım. Sanatla kurduğum bu bağ, insan duygularını algılama, ifade etme ve empati kurma becerimi derinleştirdi. Resmin ve sanatın iyileştirici gücüne inanıyor, bu nedenle psikoloji ile sanatı bir araya getiren yaklaşımlara özel bir ilgi duyuyorum. Amacım; insan ruhunu anlamaya yönelik derinlikli bir bakış açısı geliştirmek, bireylerde farkındalık yaratmak ve her insanın iç dünyasına dokunabilecek samimi, etik ve bilimsel bir perspektif sunmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar