Pazartesi, Ekim 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Terapiye Gitmek İçin Ne Kadar Kötü Hissetmek Gerekir? Yardım İstemeyi Neden Erteliyoruz?

İnsan bazen yardıma ihtiyacı olduğunu bilir. Yine de yardım istemez.

İnternetten bir psikolog arar, birkaç profile bakar, sonra sayfayı kapatır. Randevu almayı düşünür ama erteler. Yakınlarına bir süredir zorlandığını anlatır; ardından “Biraz daha bekleyeyim, belki kendiliğinden geçer” der.

Terapiye başlamanın önündeki engel her zaman kişinin zorlandığını fark etmemesi değildir. Kimi zaman zorlandığını bildiği hâlde bununla kendi başına baş etmesi gerektiğine inanmasıdır.

Peki neden?

Neden psikolojik olarak zorlandığımızda önce kendi kendimize yetebilmemiz gerektiğini düşünürüz?

Yanıtın bir kısmı, yardım istemeye yüklediğimiz anlamda saklı olabilir.

“Kendim çözmeliyim.”

“Bunun için psikoloğa gitmeye gerek yok.”

“Ben daha önce nelerin üstesinden geldim.”

“Biraz daha güçlü olmalıyım.”

Bu cümlelerin içinde ilk bakışta dayanıklılık vardır. İnsanın kendi kaynaklarına güvenmesi, zorluklarla baş edebilmesi ve her sıkıntıda profesyonel desteğe ihtiyaç duymaması elbette değerlidir.

Ancak kendine yetebilmek ile her şeyi tek başına taşımak zorunda olduğuna inanmak aynı şey değildir.

Yapılan çalışmalar, insanların profesyonel destek alma kararının yalnızca yaşadıkları sıkıntının ne kadar yoğun olduğuyla açıklanamayacağını gösteriyor. Damgalanma, kişinin yaşadığı sorunu nasıl değerlendirdiği, yardım almaya ilişkin düşünceleri ve sorunları kendi başına çözmesi gerektiğine dair inancı da bu kararı etkileyebiliyor. Özellikle ruh sağlığıyla ilişkili damgalanmanın, profesyonel yardım aramayı zorlaştırabildiğini gösteren çok sayıda çalışma bulunuyor.

Bu engellerin en görünmezlerinden biri ise kişinin kendisine çizdiği eşik olabilir:

“Henüz yeterince kötü değilim.”

Bu düşüncenin doğal olarak bir sonraki sorusu vardır:

“Ne zaman yeterince kötü olacağım?”

İnsan çoğu zaman bu soruya kesin bir cevap veremez. Bunun yerine görünmez bir sınır çizer. Biraz daha dayanır. Biraz daha bekler. Şartların değişeceğini, yoğunluğun azalacağını ya da yaşadığı güçlüğün kendiliğinden geçeceğini düşünür.

Ve kimi zaman gerçekten geçer.

Çünkü yaşamın her güçlüğü psikoterapi gerektirmez. Üzüntü, kaygı, öfke, stres, hayal kırıklığı ve yas insan deneyiminin doğal parçalarıdır. Psikolojik desteği yaşamın her zor duygusuna verilmesi gereken bir cevap gibi görmek de gerçekçi değildir.

Fakat burada başka bir ayrım önem kazanır:

Dayanmak her zaman baş etmek anlamına gelir mi?

Bir insan yıllarca çalışmaya devam edebilir ama işine giderken her sabah yoğun bir sıkıntı yaşayabilir. İlişkisini sürdürebilir ama aynı çatışmaların içinde tekrar tekrar kendisini bulabilir. Sosyal hayatına devam ederken yalnız kaldığında zihnindeki düşüncelerle saatlerce mücadele edebilir. Çevresindekiler onun güçlü olduğunu düşünürken o, günlük hayatını sürdürebilmek için giderek daha fazla enerji harcıyor olabilir.

İnsan zihni uyum sağlamada oldukça beceriklidir. Öyle uzun süre zorlanabiliriz ki bir noktadan sonra zorlanmak, alıştığımız yaşam biçiminin bir parçası hâline gelebilir.

Bu nedenle yardım aramayı yalnızca “Artık dayanamıyorum” noktasına bağlamak, yaşadığımız sıkıntının etkisini fark etmemizi güçleştirebilir.

Terapi konusunda kararsız kalındığında kişinin kendisine bazı sorular sorması yardımcı olabilir: Bu durum ne zamandır devam ediyor? Günlük yaşamımı, ilişkilerimi, uykumu, işimi veya kararlarımı ne ölçüde etkiliyor? Aynı sorun ya da örüntü tekrar tekrar karşıma çıkıyor mu? Kendi başıma denediğim yollar hâlâ işe yarıyor mu?

Bu sorular kişinin kendi kendisine tanı koyması için değil; yaşadığı güçlüğün yaşamındaki etkisini daha gerçekçi değerlendirebilmesi içindir.

Yardım arama kararını etkileyen bir diğer durum, kendi yaşadıklarımızı başkalarının yaşadıklarıyla karşılaştırmaktır.

“Benimkinden çok daha büyük sorunları olan insanlar var.”

Bu düşünce, yaşadığımız güçlüğü küçültmenin etkili yollarından biridir. Oysa bir başkasının daha ağır bir deneyim yaşıyor olması, bizim yaşadığımızın üzerimizdeki etkisini ortadan kaldırmaz. Kendi sıkıntımızın geçerli olabilmesi için başka birinin sıkıntısından daha büyük olduğunu kanıtlamak zorunda değiliz.

Damgalanma da bu süreçte önemli bir yere sahip olabilir. Ruh sağlığı konusunda toplumsal tutumlar değişse de “Psikoloğa gidersem insanlar ne düşünür?”, “Demek ki baş edemiyorum” veya “Benim gerçekten bir problemim mi var?” gibi sorular bazı kişilerin profesyonel yardım arama kararını etkileyebilir.

Üstelik damgalanma her zaman dışarıdan gelmez.

İnsan bunu kendisine de uygulayabilir.

Bir arkadaşının psikolojik destek almasını son derece doğal karşılayan biri, konu kendisine geldiğinde aynı anlayışı göstermeyebilir. Arkadaşına “Destek almanda hiçbir sakınca yok” derken kendisine “Bunu kendi başına çözmelisin” diyebilir.

Başkalarına tanıdığımız hakkı bazen kendimize tanımayız.

Terapiye ilişkin beklentilerimiz de yardım arama kararımızı şekillendirebilir. Terapiye gitmek “Artık baş edemiyorum” demek gibi algılandığında, profesyonel destek kişinin bütün kaynakları tükendiğinde başvuracağı son durak hâline gelir.

Oysa insanlar psikolojik desteğe çok farklı nedenlerle başvurabilir. Kişi tekrar eden ilişki örüntülerini anlamak, kaygısının kararlarını nasıl etkilediğini görmek, yaşadığı bir kaybın ardından değişen hayatına uyum sağlamak ya da uzun zamandır kendisini zorlayan düşünce ve davranış biçimlerini anlamlandırmak isteyebilir.

Bunların hiçbiri tek başına bir psikiyatrik tanı anlamına gelmez.

Psikolojik destek almak için mutlaka bir tanıya sahip olmak da gerekmez.

Dolayısıyla terapi kararını yalnızca “Ne kadar kötü durumdayım?” sorusuna bağlamak yerine başka bir soru sormak daha işlevsel olabilir:

“Bu süreçte profesyonel bir bakış bana yardımcı olabilir mi?”

Bu soru terapiyi yalnızca kriz anında başvurulan bir yer olmaktan çıkarır; kişinin düşüncelerine, duygularına, ilişkilerine ve tekrar eden örüntülerine profesyonel bir çerçeveden bakabileceği bir süreç olarak ele almamıza imkân verir.

Elbette psikoterapi her sorunun cevabı değildir. Her zorlanmada terapiye başlamak gerekmez ve profesyonel destek kişinin yaşamındaki bütün sorunları ortadan kaldırmayı vaat etmez.

Ancak yardım istemeyi sürekli “son seçenek” hâline getirmek de diğer uçta kalabilir.

Burada önemli bir sınırın altını çizmek gerekir: Bu değerlendirme acil durumlar için geçerli değildir. Kişinin kendisine veya başkasına zarar verme riski, ciddi güvenlik endişeleri ya da acil psikiyatrik değerlendirme gerektiren durumlar söz konusu olduğunda yardım aramayı ertelemek yerine uygun acil sağlık hizmetlerine başvurmak gerekir. Bunun dışındaki durumlarda ise terapiye başlamak için herkesin geçmesi gereken evrensel bir “yeterince kötü olma” çizgisi yoktur.

Soruyu tersine çevirmek belki daha anlamlıdır:

“Yardım istemek için neden daha kötü olmayı bekleyeyim?”

Kendi sınırlarımızı fark etmek, her şeyi tek başımıza çözemeyeceğimizi kabul etmek veya başka bir bakışa ihtiyaç duyduğumuzu söylemek güçsüzlük değildir.

Yardım istemek her zaman “Artık baş edemiyorum” demek değildir.

Bazen yardım istemek, kendini yalnız bırakmamayı seçmektir.

Kaynakça

  • Clement, S., Schauman, O., Graham, T., Maggioni, F., Evans-Lacko, S., Bezborodovs, N., Morgan, C., Rüsch, N., Brown, J. S. L., & Thornicroft, G. (2015). What is the impact of mental health-related stigma on help-seeking? A systematic review of quantitative and qualitative studies. Psychological Medicine, 45(1), 11–27. https://doi.org/10.1017/S0033291714000129
  • Gulliver, A., Griffiths, K. M., & Christensen, H. (2010). Perceived barriers and facilitators to mental health help-seeking in young people: A systematic review. BMC Psychiatry, 10, 113. https://doi.org/10.1186/1471-244X-10-113
burcu kara
burcu kara
Burcu Kara, psikoloji alanında eğitimini tamamlamış olup yıllar süren kurumsal insan kaynakları deneyimini psikolojik danışmanlık eğitimiyle harmanlayıp, Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, Yas ve Travma, Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ve EMDR alanlarında eğitimler almıştır. Özellikle Kaygı ve stres yönetimi, Yas süreci ve kayıpla baş etme, Toksik iş ortamları ve Mobbing, duygusal dayanıklılık, öznel iyi oluş ve insan ilişkileri üzerine Erken dönem şemaların etkisi gibi içerik üretmeye ilgi duymaktadır. Psikolojik bilgiyi bilimsel temelden uzaklaşmadan, sade ve günlük yaşamla bağlantılı bir dille aktarmayı önemsemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar